Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,69 / Satış: 5,71
€ EURO → Alış: 6,29 / Satış: 6,31

Cehl-i Mürekkeb ve Kılıçdaroğlu..

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 14.03.2016
  • 517 kez okundu

Eminim
okurlarım yazının başlığını okuyunca, “hayırdır, bu da ne?” diye
benim eski Türkçe’den başlığa taşıdığım ifadeyi ilk etapta yadırgayacaklardır.
Haklısınız, bu deyim günümüz insanının oldukça uzak kaldığı bir dönemin,
sayfalar dolusu açıklamalarla ancak ortaya konabilecek gerçekleri –deyim
yerindeyse- bir çırpıda iki kelimeyle özetleyen geniş kapsamlı bir ifadesi.

Öyleyse
biraz açalım; nedir “Cehl-i mürekkeb?”

Cehalet,
en yalın haliyle bilgisizliğin; Mürekkeb ise, yoğunluğun ifadesidir. Bu kelime
anlamlarından öte, deyim olarak insanları sahip olduğu akıl/zihin/zeka
sınıflamasındaki; (a) bilgisizlik ve bilgisiz olduğunun kabullenilişi, (b)
bilgisizlik ve bilgisiz olduğunun farkında olmamayı ve (c) bilgisizliğinin farkına
olmadan kendini bilgili sanma ve bunun doğal sonucu olarak sahip olduğu
yanlışların doğru bilgi olduğu saplantısı kategorilerden birini ifade eder.

İşte
tamda bu sınıflamada yerini alan (c) kategorisindeki insanların bilgiçlik
taslamalarını en kestirmeden “Cehl-i mürekkeb”le ifade ederiz.
Psikolog ve Psikiyatrların alanına girmek istemem ama bu durum, tedavisi
imkansız bir hastalıktır denebilir. Çünkü bu insanların saplantısı,
bilgisizlikleri/cahillikleri değil; bilgisiz/cahil olduklarının farkında olmayıp
kendilerini her şeyi bilen bir allame sanmaları, yani koyu karanlık bir
cehalet.

Belki
de bir insanın “bilgi” bağlamında düşebileceği en kötü ve
tehlikeli bu durum; insanların “bilgi” edinmesinin önündeki en
büyük engel. Bilmediğini bilmeyen insanın ruh hali, her şeyi bildiği kanaatini
doğurur ve öğrenmeye kapatmıştır kendini. Hiçbir bilimsel dayanağı olmadan
uluorta konuşulanları ya da kulaktan dolma bilgileri gerçek sanmasının
temelinde de bu “bilgiçlik”le harmanladığı “saçma”
düşünce yapısını besleyen faktör olarak bir kenara not etmekte yarar var.    

“Bu
uzunca girişteki amacım ne?”, “Nereden icabetti bu analojik bilgi?”

gibi soruların cevabına gelince; 2008’lerde başlatıldığını daha sonra ortaya
çıkan Amerikan belgelerinden öğrendiğimiz bir projenin öznesi olarak Deniz
Baykal’ın yerine CHP Genel Başkanlığına getirilen/atanan “Cehl-i
mürekkeb?”
in abidevi şahsiyeti Kemal Kılıçdaroğlu’nun  8 Mart Dünya Kadınlar günündeki
konuşmasında Anayasanın ilk 4 maddesine sözü getirip iktidara dönük “Bu
maddelerin nesini değiştireceğiz, Cumhuriyetin nesini değiştireceğiz” 
dedikten
sonra, “Peki ne yapacaksınız? Daha belli değil. Kafalarının
arkasında bir şey var. Ben biliyorum ne olduğunu”
müneccimliğine
soyunmasını takip eden konuşmaları.  

Müneccimlikle kalsa iyi.. müneccimliğinin hayrını görsün der
geçeriz bir tarafa. Asıl fiyasko bundan sonra patlak veriyor;  diyor ki, “Bu maddeler kurucu iradedir.
Bu devleti kuranların, babalarımızın, dedelerimizin acıyla, gözyaşıyla şehit
oldukları, gazi oldukları, özünde Türkiye Cumhuriyeti’ni savundukları bir
irade, ilk dört maddede var. Biz bunlara dokunmayız diyoruz.”

“Cehl-i
mürekkeb?”
in abidevi şahsiyeti Kılıçdaroğlu, ilk dört maddenin
Cumhuriyeti kuran iradenin değil; 12 Eylül Generallerinin iradesi olduğundan
habersiz. Cumhuriyeti Kuran iradenin ilk Anayasası olan 1924 Anayasasında
olsun, onları takibeden kadroların yaptığı 1961 Anayasasında olsun
değiştirilemeyeceği kayıt altına alınan tek madde, 1924 Anayasası’nın 1.
maddesindeki “Türkiye Devleti bir cumhuriyettir”; 1961 Anayasası
1. maddedeki “devlet şeklinin cumhuriyet”tir hükümleridir. Bu her
iki ifade de ilgili Anayasaların ilerleyen maddelerinde
“değiştirilemezlik”
ifadesi ile koruma altına alınmıştır. Kısacası 1982
darbesine gelinceye kadar olan Anayasa metinlerinde korunan tek mefhum “Cumhuriyet”tir.

Kılıçdaroğlu,
o mahut  “Cehl-i mürekkeb?” halet-i
ruhiyesinden kurtulup birazcık okusa, araştırsa, etrafındaki danışmanlardan
bilgi alsa, bu kadar sırıtan cehalet örneği bir söylemin öznesi olmayacaktı. Onun
‘Kurucu İrade’ye dayandırmak istediği Anayasanın ilk dört maddesinin 12 Eylül
darbesini yapan Generallerin düşünce ürünü ve iradelerinin yansıması olduğunu
öğrenebilirdi. Üstelik bu saçmalığı  “Cumhuriyeti’ni
kuran babalarımız, dedelerimiz”
metaforuyla da zirvelere taşımazdı.

Ama
ne demiş bu ülkenin babaları dedeleri atalarımız; “Zırva te’vil
götürmez”.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ