Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 8,28 / Satış: 8,31
€ EURO → Alış: 10,07 / Satış: 10,11

KABİR SUALİ VE KABİR AZABI

Muhsin Özdemir
Muhsin Özdemir
  • 20.12.2013
  • 704 kez okundu

Hz. Peygamberin bildirdiği hadisi
şeriflerde, kabir azabının ve kabir neşesinin varlığı anlaşılmaktadır. Kabir
sualinin de olduğu anlaşılmaktadır. Bu konudaki haberler mütevatir seviyesinde
olmasa bile meşhur hadislerdir.

            Bu
konuda üç görüş oluşmuştur.

            Birincisi:
İnsan kabre vardığı zaman, ruhu cesedine iade edilir. Münker Nekir sual
sorarlar. Öteden beri kabul gören görüş bu olmuştur. Yalnız bu görüş fiziki
manada düşünüldüğü zaman insan aklının kabulünün dışında kalmaktadır. Elbette
Allah’ın kudreti aklın ermediği şeylere de yeter. Ancak İnsanoğlunun aklını
işletmesi emredilmiştir.

            Mezar
başında olunan telkin ölüye bir hatırlatmadır. Hz. Peygamberimizin bunu
yaptığına dair olan rivayet zayıf kabul edilmiştir. Buna rağmen Anadolu’da bu
hep yapılmaktadır. Yapılması da iyidir. Telkinin esası ölüm döşeğindeki kişiye
“Kelime-i Şehadet”in ve “Kelime-i tevhid”in telkin edilmesidir.

             İman bir hazinedir. Akıl onun bekçisidir. Akıl
devre dışı kalırsa, şeytan imana zarar verir. Hatta onu yok eder.

            İkincisi:
Kabir azabı veya neşesi insanın ruhuna aittir. Kabir sualleri de işnsanın
ruhunadır. İnsan rüyasında nasıl korkar veya sevinirse kabir hayatında da
öylece sevinir veya korkar. Rüyada zaman mekân olmadığı gibi Kabirde de yoktur.

            Üçüncüsü:
Kabir hayatını kabul etmeyenler olmuştur. Kabir hayatına delil olarak
gösterilecek bir ayet yoktur. Berzah kelimesi kabir hayatı manasına değil,
dünya ile ahireti ayıran engel manasına gelir denilmektedir.

            Bu
üç görüşten ikincisi akli deliller açısından daha sağlam durmaktadır. Üçüncü
görüşün sahipleri ise bu konudaki meşhur hadisi reddetmektedirler. Meşhur
hadisin reddi küfür olmamakla beraber, bid’attır.

            Kulun
kendini kabir için, kabir sualleri için hazırlaması esastır. Kendisi için süslü,
gösterişli kabir hazırlaması değil.

            Bir
kimsenin kabrinin güzel yapılmış süslü olmasının kabrin içine bir faydası
olmadığı gibi, hiç olmamasının da bir zararı yoktur. Nice peygamberlerin bile
kabirleri ve nerede olduğu belli değildir.

            Günümüzde
kabirlere yapılan masraflar israf boyutunda olabilmektedir. Kabirlere yapılan
masrafların toplamı ile toplumun ihtiyacı olan nice işler yapılabilir.

            Suudi
Arabistan gibi bazı ülkeler kabirleri hiçe sayarak geçmişte ve günümüzde birçok
din büyüğünün kabirlerini yıkmışlar. Bizde ise herkes ölmüşlerinin kabrinin
kaybolmaması için mermerden yaptırmaya başlamıştır. Her ikisi de doğru
değildir.

            Bir
millet geçmişine ve kültürüne din ve devlet büyükleri ile sahip olur. Onun için
din ve devlet büyüklerinin kabirlerine sahip çıkılarak gelecek nesillerin
hatırlamasına imkân verilmelidir. Kabirlerin çoğunun kaybolmasına izin
verilmediği zaman da, yerleşim alanlarından daha çok mezarlıklar olmaktadır. Bu
da doğru değildir.

            Eğer
asırlardan beri ölen Müslümanların mezarları kaybolmasaydı, yeryüzünde ayak
basacak yer kalmazdı. Mezarların belli bir süre sonra kaybolmasında bir sakınca
yoktur.

            Mezar
taşlarına yazılan kitabeler bir kültürü yansıtır. Bu kitabelere ölen kişinin
dünyadaki mesleği, rütbesi, hasret ifadeleri ve benzerlerinin yazılması doğru
değildir. Sadece ismi ile beraber ziyaretçilerine bu âlemin fani olduğunu ifade
eden kısa ve özlü sözler yazılabilir.

            Allah’ın selamı rahmeti ve
bereketi üzerinize olsun.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ