Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,73 / Satış: 5,75
€ EURO → Alış: 6,33 / Satış: 6,36

Kalbin Kalıbla Birlikte Yolculuğu (Niyet)

Basri Bektaş
Basri Bektaş
  • 04.04.2016
  • 1.787 kez okundu

Bazen bir söz veya kelime, istem dışı ya da öylesine
dudaklarımızdan dökülüverir.  Kendi
kendimize konuşmuş ya da söylemiş oluruz adeta. Üzerinde Fazlaca
yoğunlaşmadığımızdan veya alışıla gelen bir söz olduğundan olacak ki ne
söyleyen söylenenden haberi vardır ne de söylenilenin bir kıymeti vardır. Zaman
olur ki dilimizden dökülenlerden, kendimiz bile farkında olmadığımızı anlarız.

Bu hakikatten yola çıkarak
yazdığım bu yazının da bir sebebi vardır. Okumuş olduğum bir kitap bizi
sürükleyip; aldı götürdü dibi pek kestirilemeyecek ummanlara. Şimdi sizinle
onları paylaşmak istiyorum.

         İlahiyat
alanında fikir yürüten her insanın bildiğine ya da en azından mealini bildiğine
inandığımız şu hadisi şerifi farklı yerlerden, farklı kaynaklardan okumuştum.
Kuran ve Sünnetin, kavli boyutu olan hadisi şerifler, bir okumada bütün yönleri
ile anlaşılması mümkün olan metinler değildir. Bu hakikati, bahsimize konu olan
hadisi, Ömer et- Tebrizi’nin Tahkimi Sadet Şerhi Mişkat adlı eserinden
okuduğumda bir defa daha yaşamış oldum. Şimdi konumuz ile ilgili olan hadisi bu
açıklamayı nazarı dikkate alarak yeniden okuyalım.

         ‘’Ancak ameller niyetlerledir ve ancak kişiye
niyet ettiği şeyin karşılığı vardır. Binaen aleyh kimin hicreti Allah’a ve onun
Resulü’ne olursa onun hicreti Allah’a ve Resulünedir. Kimin hicreti de
kendisine isabet edecek bir şey uğruna olursa yahut ta kendisiyle evlenecek bir
kadın uğruna olursa, onunda hicreti kendisine yöneldiği şeyedir.’’ (Müttefekun
aleyh)

         Hadisi yeniden düşünmeye
başlayalım. İbadetlerde niyetin, farklı farklı hükümleri vardır. Mesela namazda
niyet: Hanefilere göre kalben olanı farz, dil ile olanı sünnettir. Şafilerde
ise; Her durumda farzdır. Yani onların ifadesi ile vaciptir. Diğer mezheplerde
de farklı farklı hükümler vardır. Konumuz bu alanda devam etmeyeceğinden onlara
girmekte şimdilik yarar görmüyorum. Çünkü Âlimlerimiz bundan anlaşılması
gerekenleri anlamışlar üzerine kitaplar yazmışlardır. İsteyen yukarıda
zikrettiğim kitaba ya da Nevevi’nin Kırk Hadis’’i üzerine yapılan şerh çalışmalarına
bakabilirler. Çünkü İmam-ı Nevevi de Kırk hadis çalışmasına bu hadis ile
başlamıştır. Buhari ve bazı âlimlerde kitaplarına bu hadis

İle başlamışlardır.

          Ben bu hadisi bu güne kadar ki okumalarımda
sadece eylemler (fiil) ekseninde düşünüyor, anlaşılması gerekli olanları da hep
o meyanda yorumluyordum. Biraz derinlemesine daldığımda da anladım ki, niyetin
aynı anda kalbin de ameli olması gerektiği hususudur. Anladım ki, niyetin
içinde kalbin fiili, Kalbin ibadeti, kalbin Rabbe doğru yönelmesi de varmış.
Yani niyette, kalbin Rabbe doğru yolculuğu, bu yolculuktan kulluk bilinci gibi
büyük bir hasılat da varmış.

 Bedenle beraber yapılana ameli ibadet deriz.
Ama bunun en önemli şartı kalbin ibadeti yani niyetin de beraberinde
bulunmasının şart olmasıdır. Yoksa kalbin ibadeti diye tasvir ettiğimiz niyet
olmazsa, bedenin yaptığı sadece bir riyaziye (spor) dan öte bir şey değildir.

Hangisi önde olmalıdır?

Aslında niyet hakka sarılmak ve
de batıldan kaçmak için kalbi Allah’a doğru yöneltmek, yol aldırmak değil
midir? Başka bir ifadeyle bir menfaati celp etmek ya da bir mefsedeti(Kötülük)
def etmek için yaratıcıya kalbi yönelmek değil midir? Öğle olmalıydı ve de öyle
oldu. Ama bazı hususları gözümüze o kadar yaklaştırdık ki, asıl hakikat
kayboldu.

 Allah(cc) Kuran –ı Kerimde mealen “ Namaz kişiyi kötülüklerden alı kor”([1]) buyurmaktadır. Bu İlahi mesaj bu pencereden baktığımda bana biraz daha
yaklaştığını anlıyorum. Hakikat şudur ki, Kur’an, namazın kişiyi kötülüklerden
alıkoyacağını apaçık beyan ederken, bende,sende bizde veya onlarda, hala
kötülükler arka, arkaya geliyorsa ve biz de günde beş vakit namazımı düzenli,
ta’dili erkanına göre kılıyor, hatta bunun içinde bayağı çaba sarf ediyorsak
eksiklik nerededir?

Niçin benim namazım beni
kötülüklerden alıkoymasın?

İşte bu düşüncelerle bu hadisi
bir daha okumanın yararlı olacağı kanaatindeyiz. Anlaşıldı ki kalıbı(bedeni)
Allah’a doğru yolculuğa çıkarmışım ama kalbim ona eşlik edememiş. Dolayısıyla
yolculuk eksik kalmış. Sanki kalp bir hususta takılıp kalmış. Ben ise bir o
yana bir bu yana savruluyormuşum. İbadetimde ki zevksizliği, eksikliği
anlamıştım.

Hani bazı durumlarda vücut
ülkenizde bir şeylerin iyi gitmediğini hissedersiniz ya ve fakat bir teşhis
koyamamaktan kaynaklanan şuram ağrıyor diyemediğiniz anlar mutlaka olur.
Kalpsiz ibadet aynen öyle bir şeydir. Kalbi sahibine doğru yöneltmeden nasıl
olurda kalıbı ona doğru döndürebiliriz. Döndürmüş olsak da nasıl olurda bundan
bir fayda bekleyebiliriz. Uğraşıp duruyoruz hep birlikte kalıbı seccadede sabit
tutmak için. Bazen dilimize bile söz geçiremiyoruz. Öğleyi kılarken dilimizden
ikindi diye gayri ihtiyari bir kelam dökülüyor. Bizler de bu savruluşlar içinde
namaz kılmaya çalışıyoruz. Ne namazlarımızdan ne de diğer ibadetlerimizden haz
alamıyor; hatta yapılan ibadetten memnun bile olamıyoruz.

Bütün uğraşımız, çaba ve
gayretimiz kalıp ile olması gerekirken, kalıbın üzerinde kaldı. Tadil-i erkâna
göre namazı kalıbımıza yaptırmayı başardığımız da olmuştur. Elzem olan bir
şeydi. Ama tek başına tadili erkânı sadece beden ile zannedip de kalbi hesaba
katmamak yanılgının başı idi. Ama yine de haz alamamıştık.

Hatta zaman, zaman geriye döner
bakarak: “Kendime ait benim diyebileceğim kaç rekât namazım var” diye
düşündüğümüz de olmalı değil mi? Kendi kendimize hayıflanıp, “Benim de içinde
Kıbleye kalıbımı oturttuğum ama ondan önce de heyecan duyduğum, kalbimin
ritminin değiştiği şöyle adam gibi iki rekât namazım oldu” Diye iç geçirdiğim
zamanlarımız da olmalı değil mi? Gecenin bilmem kaçında ya da sabahın
aydınlanma sancıları çektiği o doğum evvelinde içimize biraz da gözyaşı
katılmış bir namazımız olsaydı da onunla kalbimizi avutsaydık. O namazımız
sayesinde kalbimizin sahibinden istediğimizi alsaydık.

Deseydik ki: “Ben senin kulun
kölenim. Senin kapına gelmesini bilenler boş dönmez. İstediğini almanın
bahtiyarlığını yaşar. Niyetimiz ona yönelmek olsaydı. Onun kapısını aşındırmak
olsaydı. Ondan gelen biri olarak ona doğru yol almak olsaydı. Ama bunu tam
manasıyla başaramadık.

Şimdi anlıyorum ki niyetimiz
halis olmalıymış. Yoksa “bugünkü öğle ya da bugünkü akşam namazını” söylemem
kalbimi ona doğru yönlendirmiyormuş.

İmamı Rabbani, dil ile niyetin
bidat olduğunu söylerken buna vurgu yapmıştır kim bilir? Şimdi daha iyi
anlıyorum. Münâî bu hadisin şerhinde çok öncelerden şu notu düşmüş: ‘’Mücerret niyetin cinsi, niyetten mücerret
amelden daha evladır.’’
Neden? Çünkü niyet kalbin amelidir. Kalbin ameli
kalıbın amelinden öndedir. Kalp sultan cevarih(azalar) reayadır.

         Denebilir ki niyetsiz yapılan ameller ne
olacak?

Bu husus da mümin için kaygıya
mahal yoktur. Zira mümin, yaşarsam yaşadığım sürece hakkın rızasına muvafık
amel edeceğim diyerek ahdetmiştir. O takdirde ondan temel anlamda niyetsiz bir
amelin meydana gelmesi mümkün değildir. Yani onun kalpsiz ameli yoktur. Ondan
dolayıdır ki, sözlerin en güzelini söyleyen şöyle buyurmuş mealen : ‘’Şaşılır şu Müminin işine ne yaparsa hayır
vardır
…’’’[2]
Çünkü onun dünyada ki, varlığı da kul olma eksenine oturtulmuştur. O varlığının
sebebini bilir. Hayatının merkezine bunu koyan müminin de niyetsiz, Allah’sız
bir işi olmaz olamaz. Ama münafığın böyle bir gayesi olmadığı için onun
amelleri boşa çıkmaya mahkûmdur. Her ne kadar kaynaklarımız zayıf olduğunu
belirtmiş olsalar da şu hadisi bu konuda anmamızda da fayda mülahaza ediyorum
‘’ Müminin niyeti münafığın amelinden
daha hayırlıdır. Münafığın ameli kendisinin niyetinden daha hayırlıdır. Ve her
biri niyeti üzerine amel eder. Nitekim mümin iyi bir amel işlediği zaman nuru
kalbinden fışkırır.’’[3]
  Eğer ibadetler sırf Allah için
yapılıyorsa oranın sahibi Allah’tır. Ondan başkası da oraya nazar
edemeyecektir. Peygamberin ifadesi ile ‘’ Allah
sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz o, Ancak sizin amellerinize ve
kalplerinize bakar.’’

 Buyur ey
Rabbimiz! Kalbimize sahip ol. Bize sahip ol! Biz sensiz bir hiç olduğumuzu
biliyoruz. Duygularımızın kaynağında bir şeyler şekilleniyor, sonra onlar
bizden amel olarak dökülüyor. Biliyoruz ki mümin imanıyla cennete girer. Girer
ama orada da farklı, farklı dereceler vardır. Oradaki dereceleri amellerimiz sağlar.
Bize oradaki derecelerimizi artırmayı nasip et!

 



[1]   Ankebut 
29/45

[2]  Müslim 
zühd 64

[3]
Beyhaki ,Taberi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ