Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,68 / Satış: 5,71
€ EURO → Alış: 6,28 / Satış: 6,31

KURBANIN HÜKMÜ

Muhsin Özdemir
Muhsin Özdemir
  • 27.09.2013
  • 381 kez okundu

Kelime manası itibarıyla Allah’a yakınlaşmak
anlamına gelen “kurban” öncelikle bir ibadettir. İlgili şartları taşıyan
Müslümanlarca İbadet şuuru ile yerine getirilmesi gerekir.

Mali
bir ibadet olarak kurban kesmenin dini hükmü konusunda müçtehit imamlar
arasında farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Gerekli şartları taşıyan
kimselerin kurban kesmesi Hanefi mezhebindeki ağırlıklı görüşe göre vacip
olarak kabul edilmiş, diğer mezheplere göre ise müekked sünnet olarak kabul
edilmiştir.

Hanefi
âlimler Kuran’daki  “O halde rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” (Kevser.2)
ayetindeki Hz. Peygambere olan emrin ümmeti de kapsadığına hükmederek kurban
kesmenin vacip olduğu kanaatine varmışlardır. Ayrıca, başta imam-ı azam Ebu
Hanife olmak üzere Hanefi fakihler, Hz. Peygamberimizin “Hali vakti yerinde olduğu halde kurban kesmeyenler bizim namazgâhımıza
yaklaşmasın.”
Hadisi şerifindeki ifadeye bakarak, Hz. Peygamberimizin
hiçbir sünnet ibadet konusunda böyle sert ifade kullanmadığını dikkate alarak
ve yine Hz. Peygamberimizin Medine devrinde her yıl bir ya da birden fazla
kurban kestiğine bakarak kurbanın sünnetin bir derece üstü olan vacip bir
ibadet olduğuna hükmetmişlerdir.

Kurbanın
sünnet olduğunu söyleyen fakihler ise, bu konudaki ilahi emrin açık ve net
olmayışından, başka manalara da gelebildiğinden hareket ederek, Hz. Peygamberin
devamlı yapmış olmasının da sünnet olarak algılanabileceğinden dolayı sünnet
demişlerdir.

Kevser
suresi Mekke’de nazil olmuştur. Eğer ayetteki “Venhar” emri sadece “kurban
kes.” olarak anlaşılsaydı, ilahi bir emri uygulamak ilk önce Allah’ın Resulüne
gerekli olurdu. Hz. Peygamberin Mekke döneminde kurban kestiği bilinmemektedir.
Hz. Ali’ye “Venhar”ın ne demek olduğu sorulduğunda,  Allah’ın huzurunda el bağlayıp divan durmak
olduğunu söylediği rivayet edilmektedir.

Kurban
bayramı günlerinde kesilen kurbandan başka ibadet niyetiyle kesilen kurbanlar
da vardır. Hacda kesilen “hedy” adı verilen kurbanlar, adak kurbanları gibi.

Sözü
geçmişken ifade edelim. Hacda olan bir kimsenin burada kurban kesmesine gerek
yoktur. Onlar hacda kesilmesi gereken kurbanlarından sorumludurlar. Bununla
birlikte burada da kurban kesiyorlarsa, nafile kurban olarak makbuldür.

Kurban
bayramında kesilen kurbana “udhiyye” denir. Bu kurban vefat etmiş olanlar için
de kesilebilir. Bir Müslüman varislerine kendisi için kurban kesilmesini
vasiyet etmiş ise, onun vasiyetinin yerine getirilmesi için veya vasiyet olmasa
bile ölmüş olanlara sevabı bağışlanmak için kesilen kurbanlar vardır. Bu
kurbanlara halk arasında “Kabir Kurbanı” adı verilir. Ancak dini ıstılahta
kabir Kurbanı diye bir tabir yoktur. Bu tür kurbanlar ya ölünün vasiyeti olarak
veya sevabı ölüye bağışlanılmak için yine kurban bayramı günlerinde kesilir.

Kabir
kurbanı adı altında arife günü kurban kesilmez. Arife günü böyle bir kurban
kesilmiş ise, kurban sayılmaz. Bayramın ilk üç günü içerisinde yeniden
kesilmesi gerekir.

Kurban
kesme günleri, Kurban Bayramının birinci, ikinci ve üçüncü günleridir. Bayramın
üçüncü günü akşamına kadar kesilememiş olan kurbanlık hayvan artık kesilmeyip
canlı olarak ihtiyaç sahibine tasadduk edilir.

 

KURBAN MÜKELLEFİYETİNİN ŞARTLARI

                Bir kimsenin kurban kesmekle mükellef olabilmesi için
şu şartlar aranır;

1.Müslüman olmak;  Müslüman olmayanlar önce iman ile
sorumludurlar. İman olmadan ibadet olmaz.

2.Akıllı ve buluğa ermiş olmak; Bu
kural Hanefi Mezhebi Müçtehitlerinden İmam Muhammed ve Şafii Mezhebine göredir.
Akıl ve baliğ olmayan birinin malında tasarruf yetkisi ve genel
mükellefiyetteki durumu dikkate alınarak böyle denilmiştir. Bu konudaki fetva
da bu görüşe göre verilmektedir.

İmam
Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Ebu Yusuf ve Hanbelî mezhebi fakihleri, fakirlerin
hakkının ön planda tutulması gerektiğinden hareket ile mali bir ibadet olan
kurban ibadetinin kendi başına malı mülkü olan çocuklar ve akıl hastaları için
de gerekli olduğuna hükmetmişlerdir. Böyle olanların kurbanları velileri
tarafından kesilmelidir demişlerdir.

Bir
Müslüman bu iki farklı içtihattan herhangi birine uyabilir. Her ne kadar fetva
birinci görüşe göre verilmekte ise de, İmam-ı azam Ebu Hanife’nin de içinde
bulunduğu ikinci görüşü tercih etmek, İslam’ın sosyal adalet anlayışına daha
uygun düşecektir. Günümüzde açlığın olduğu bir dünyada biraz daha faydalı
olacaktır.

3.Mali
imkânın bulunması; İslam’da mali ibadetlerle mükellef olmak için asgari
zenginlik ölçüsü sayılan ve adına nisap miktarı denilen bir varlığa sahip olmak
gerekir. Nisaba malik bulunan Müslümanlar için başta zekât olmak üzere diğer
mali ibadetler de gerekli olur.
Zekât vermekle mükellef olan herkes kurban kesmekle de mükelleftir.
Zekâttaki nisap miktarı kurban için de geçerlidir. Bu da 81 gram altın ve o
değerdeki para ve sair gelirlerdir. Zekât nisabında, nisabın üzerinden bir yıl
geçme şartı var iken kurban nisabında böyle bir şart aranmaz.

Bir Müslüman’ın asli ihtiyaçlarından ve
asli ihtiyaçlarını temin için ettiği borçlarından hariç olarak nisap miktarı ve
üzeri malı mülkü varsa, onun kurban kesmesi gereklidir. Yoksa gerekli değildir.

Aylık maaş alarak geçinen işçi ve memurlar, asli ihtiyaçlarını çıktıktan
sonra, yıllık gelirlerinden artakalan nisap miktarını buluyorsa kurban kesmekle
mükelleftirler.

                Asli ihtiyaçlarını
ertelemiş veya asgari seviyede tutarak bir kenarda para biriktirmiş olanların
da kurban kesmeleri gerekir.

Maddi imkânları yeterli olmayanların
kurban kesmek için kendilerini zorlaması uygun değildir. İmkânı olanların ise
kurban ibadetini terk etmesi yukarıda Hz. Peygamberimizden nakledilen
azarlanmaya maruz kalmaktır.

Şurasını unutmayalım ki, açların
doyurulması, açıkların giydirilmesi, varlık sahibi Müslümanların üzerine Allah
tarafından yüklenilmiş olan bir görevdir.

4.Hür olmak; İslam bir Müslüman’ın sorumluluğunda
hürriyete önem verir. Hürriyeti kısıtlanmış olanlar, mesela hapishanede
bulunanların, velev ki dışarıda çok varlıkları olmuş olsa bile kurban kesme
sorumlulukları yoktur.

5. Mukim
olmak:
Kurban
bayramının ilk üç günü boyunca yolda olanların veya kurban bayramı günlerinde
misafir olarak kendi memleketinin dışında bulunanların kurban kesme mecburiyeti
yoktur.

Ana babasının evine gelmiş olanlar
misafir sayılmazlar. Bundan dolayı İstanbul’dan veya diğer yerlerden kurban
bayramı tatilinde memleketlerine gelenler, eğer varlıklı iseler kurban
kesmeleri gerekir.

Maddeler halinde sayılan bu şartlardan
birini veya birkaçını taşımayan bir Müslüman ibadet niyeti ile kurban
kesiyorsa, o kurbanı nafile ibadet cinsinden olarak makbuldür.

Varlıklı olanlar kesmek mecburiyetinde
oldukları kurbanlarının etlerinin çoğunu ihtiyaç sahiplerine vermelidirler.
Yoksul olduğu halde kurban kesmiş olanlar ise, etlerinin çoğunu kendileri
kullanabilirler.

                                                                                                                              Muhsin
ÖZDEMİR

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ