Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,75 / Satış: 5,77
€ EURO → Alış: 6,36 / Satış: 6,39

Amerikan metresi Fransız yosma..

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 25.11.2010
  • 463 kez okundu

Türk Solu dergisi Kurban bayramı arifesinde yayınladığı son sayısında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu farklı bir değerlendirmeyle gündeme getirmeseydi, artık gaflarını dinlemekten bıktığımız, sözlerinden dönme hızına erişemediğimiz Kılıçdaroğlu’nun Kurban Bayramında Parise gidip katıldığı Sosyalist Enternasyonal Toplantısı sırasında Irak Devlet Başkanı Celal Talabani ile görüşmesi pekte dikkatimizi çekmezdi.

 

Ergenekon iddianamelerine giren, Cumhuriyet mitinglerinde “Ordu göreve” pankartı açan Türk Solu dergisi, bu son sayısının kapağında, Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin’in PKK kıyafeti giydirilmiş resimlerini yayımladı. İnsanın inanası gelmiyor ama, Türk Solu dergisi, bu ikiliye PKK militanı kıyafeti giydirmiş olarak resmetmiş ve Parti içerisindeki değişikliğin PKK’nın istekleri doğrultusunda gerçekleştiğini, son değişikliklerle birlikte CHP Genel Merkezi’nin PKK’nın eline geçtiğine dair güçlü iddialar ileri sürmüştü. CHP’nin yönetim kurulu değişikliğiyle PKK’nın sesi haline geldiğini öne süren Türk Solu Başyazarı Gökçek Fırat’ın Kemal Kılıçdaroğlu’nun PKK yandaşlarını yönetime getirdiğini iddia eden makalesi, çarpıcı olduğu kadar, ayrıca da düşündürücü.

 

Ancak konum bu değilken, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Paris’te Irak Devlet Başkanı Celal Talabani samimi görüşmeleri, Türk Solu’nun tezine katkı sağlarken Talabani’nin Türk basını üzerinden Türkiye Cumhuriyeti’ne çemkirmesini çok daha dikkat çekici buldum.

 

Talabani,  özellikle kendine yakın bulduğu medya gruplarından Milliyet gazetesi yazarı Aslı Aydıntaşbaş’la uzun bir söyleşi yapmış ve Milliyet üzerinden Türk kamuoyuna mesaj vermek istemiştir. Mesajın özü; “benim size ihtiyacım kalmadı, siz kendinize başka birini bulun” havasında.

 

Burada durup düşünmek lazım; Türkiye’nin Talabani’ye ihtiyacı olmuş mudur, şu anda var mı dır, gelecekte olacak mıdır? Bu soru çengelinde geriye dönüp baktığımızda, 70’li yıllardan beri Kuzey Irak’taki Kürt hareketinin iki liderinden biri olarak kapı kapı tüm dünyayı dolaşıyor, en büyük ilgi ve saygıyı Paris’te buluyor, ama ABD ile yatağa giriyordu. Ne acıdır ki, o dönemde –halen hatıra olarak saklarmı bilmem ama- Talabani’nin cebinde T.C. Kırmızı Pasaportu vardı. O günlerden bu günlere gelinirken,  bir Fransız yosması edasıyla başladığı ABD flörtünün neticesinde hem kendinin hem de tüm Irak halkının ırzını, şerefini, namusunu kirlettirmiş bir peşmerge olarak tarihteki yerini alacağı kuşkusuz bir haysiyet fukarası kalkmış Türkiye Cumhuriyetine akıl verip cephe alıyor. O söyleşiyi dikkatle okuduğumuzda görülüyor ki, cephe alması bile kaypak ve metres mizacının tezahürü. Aklı sıra bir de diplomasi dersi verip; Irak hükümetinin kuruluş sürecinde “Türkiye’nin yanlış ata oynadığını” söyleme küstahlığında bulunuyor, isim vermeden, şikâyetinin merkezine de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu oturtuyor.

 

Bu haysiyetsiz karakterin hezeyanlarına karşılık Türk basınına yansıyan diplomatik görüşlere göre, Türkiye’nin başından beri “yanlış ata oynadığı”nı ifade eden Talabani’nin sözlerine karşılık, Türkiye’nin Irak’ta sürecin başından beri desteklediği formasyonun büyük oranda gerçekleştiğini belirtilirken yaygın diplomatik kanı, “Irak’ta Türkiye’nin de istediği şekilde geniş katılımlı bir hükümet kuruldu” şeklinde ifadesini bulmaktadır.

 

Aynı yankı ve yansımalarda, Türkiye’nin, Irak’taki hükümet kurma çalışmalarında başından beri kapsayıcı bir perspektif izlenmesi için taraflarla diyalogunu sürdürdüğü, yalnızca Kürtlerden, Sünnilerden yada Şiilerden müteşekkil bir hükümetin Irak’ın yanı sıra bölge ülkelerinde de soruna neden olacağı, tarafların “köşeli itirazlarında” yumuşamaları yolunda yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüğü ve bu doğrultuda da, Irakiye cephesi yetkililerine “Süreci boykot ediyoruz yönündeki bir tavrın kaosu büyüteceği, mecliste yer almalarının uzun vadede Irak’ın geleceği için yerinde bir tutum olacağı” öngörüsünün iletildiği bilgileri yer almaktadır. 

 

Türkiye’nin Irak Başbakanı Nuri El Maliki’yi desteklemediği yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığı, uzun süren krizin ardından Irak’ta tüm Iraklıların yanı sıra Türkiye’nin de arzu ettiği şekilde geniş katılımlı bir hükümetin kurulduğu belirtiliyor. Cumhurbaşkanlığı’na Kürtlerin, Başbakanlığa Şiilerin, Meclis Başkanlığı’na da Sünnilerin seçilmesi bu formülün bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Üzerinde birleşilen bir başka görüşte, birinci turda seçilmeyen Celal Talabani’nin ikinci turda Cumhurbaşkanlığı’na seçilmesinde de, Ankara’nın Irakiye bloğuyla yürüttüğü telefon trafiğinin etkisinin olduğu ifade ediliyor.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun kankası Talabani ile Pariste görüşmesi, konuyu nereden nereye getirdi.. takdir sizin…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ