Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 12,07 / Satış: 12,12
€ EURO → Alış: 13,59 / Satış: 13,64

Fabrika ayarlarına dönüşün kanlı kodları!..

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 19.05.2016
  • 4.096 kez okundu

CHP
Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “fabrika ayarlarına dönme”
isteğini yüksek sesle dillendirdiğinde kişisel olarak ilk düşündüğüm/aklıma
gelen ilk şey, CHP’nin meşhur “altı ok”lu ilkelerine bir dönüş
sinyali olmuştu. 1927 de Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik ve Laiklik
olarak benimsenmişken daha sonra 1931 yılı Mayıs kurultayında benimsenen
Devletçilik ve İnkılapçılık ilkelerinin de eklenmesiyle Cumhuriyet Halk
Partisinin bayrağı olarak parti ambleminde yer alıp 1937’de de Anayasa’ya dahil
edilen o “altı ok”un günümüz çağdaş demokrasi anlayışı bağlamında
yeniden yorumlanıp güncelleneceği umudu olmuştu.

Kılıçdaroğlu’nun
her ne kadar başında bulunduğu partiyi, PKK/HDP çizgisinde özdeşleştirmek adına
Selahattin Demirtaş’ın ABD ve AB ziyaretlerinin hemen akabinde ve her seferinde
aynı odaklarla gidip görüşmeyi otomatiğe bağlamışta olsa bu “rol kapma”
telaşını, giderek eriyen tabanını konsolide emek, bir moral ve motivasyon
sağlama çabasına yorumluyordum. Ama meselenin sadece bir “rol kapma”
telaşı değil; tıpkı izini sürdüğü kanla beslenen ihanet şebekesinin, kanlı
cinayetlerinden kendilerine örnek şablonlar çıkarma çabasına dönük olduğunu
geçen hafta  TOBB Genel Kurulunda
dillendirdiği “Böyle bir başkanlık sistemini kan dökmeden bu ülkede
gerçekleştiremezsiniz. Açık ve net”
ifadesiyle ortaya koymuş oldu.

Benim
“fabrika ayarlarına dönme” söylemi sonrası safiyane beklentim
bana ders olsun!.. Demek ki Kılıçdaroğlu’nun “fabrika ayarlarına dönme”
projesi; kendi partisinin ya tek başına ya da koalisyon ortağı olduğu eski dönemlerin
erken evresinde gerçekleştirdiği İstiklal Mahkemeleri, Dersim olayları gibi cinayet
ve suikastlarının bıraktığı genetik mirasın 90’lı yıllardaki iktidar
ortaklıklarında yaşanan Madımak, Başbağlar gibi açık; 17.000 civarında olduğu
Adli kayıtlara intikal etmiş “faili meçhul” gibi üstü kapalı
katliamların yeniden sahnelenebileceği bir döneme yaklaşmakta olduğumuzun
işaret fişeğini ateşlemekmiş.

Bu
noktada mahkeme kayıtlarına da girmiş bir anekdot bizim için zihin açıcı
olabilir; 28 Şubat günlerinde, darbeci askerler ve işbirlikçileri olabilecek “En
kötü senaryo”
yu tartışırken bir Tuğgeneralin “En kötü senaryoya
göre, çatışma çıkarsa bunun sonucundaki bedel ne olur, bu işin faturası ne
olur”
sorusuna verdiği cevaptaki “Alevi-Sünni, Kürt–Türk, sağ-sol
herkes sokağa çıkar ve işler planlandığı gibi gitmez ise, 100.000 civarında bir
can kaybı olabilir”
cevabının ürkütücülüğü kadar bir diğer konuşmacının
da “Rejimi korumak için gerekirse bu bedeli ödemeye hazır olmalıyız”
demesi  (Abdurrahman Dilipak, 14 Mayıs
2016, Yeni Akit) sanırım Kılıçdaroğlu’nun da ilham kaynağı olmuş.

Bu
çıkışın genetik mirasla bağlantılı bir örneğini 8 yıl kadar önce CHP’nin o
günkü Genel Başkanı Deniz Baykal da sergilemişti. Kılıçdaroğlu’nun söylemi ile
arasındaki tek fark; Kılıçdaroğlu’nun PKK/HDP çizgisindeki kana susamışlığına
karşın, Baykalın çağrısı daha çok CHP’nin tahrik ve teşvikleriyle gerçekleşen
1960 ihtilali sonucunda Menderes ve arkadaşlarının idam edilmesini hatırlatmaktı.
Hani İsmet İnönü’nün “sizi ben bile kurtaramam” dediği demokrasi
cinayetini.. neyse…

Hafızalarımızı
tazeleme adına 2007’lere gidelim; Cumhuriyet mitinglerinin meydanları çınlatan
temel argümanı, bir numaralı tehdidin irtica olduğu, terörle mücadelenin
başbakana (sivil otoriteye) bırakılamayacak kadar ciddi bir iş olduğu, 27 Nisan
e-Muhtıra ile hükümete ayar verildiği o günlerin şahin siyasetçisi Baykal ve militarizmin
değirmenine su taşıyan ekibi, eşi başörtülü diye Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı
adaylığına şiddetle karşı çıkmış, “Anayasa Mahkemesi 367 kararını
onaylamazsa ülke çatışmaya gider”
diyerek tehditler savurmuştu. Onun bu
gözü dönmüş tehditlerine boyun eğilmiş olsaydı, bu gün ikinci bir 28 Şubat rezil
dönemini yaşıyor olacaktık.

İşte
dikkat çekmek istediğim “fabrika ayarlarındaki bozukluk” ya da “genetik
deformasyon”
bu. Giderek daha da yoğunlaşan bu DNA bozulmasının geldiği
son nokta, Kemal Kılıçdaroğlu’nun tüm benliğini esir almış olan şizofrenik
sapkınlık noktası. Allah(c.c) bu millete acısın ve Kılıçdaroğlu’na şifalar
versin…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ