Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,70 / Satış: 5,72
€ EURO → Alış: 6,32 / Satış: 6,34

Koşun Cennete 2…

Mustafa Özipek
Mustafa Özipek
  • 17.03.2015
  • 1.098 kez okundu

Allah Azze ve Celle’nin bizlere vadettiği cennetine ulaşabilmek için Âl-i İmran Suresinde sıraladığı özelliklere 135. Ayetten devam edeceğiz inşallah. “İlâhî emirlere yapışanlar, büyük günah işledikleri zaman, yahut kendilerine, birbirlerine zulmettikleri, haksızlık ettikleri zaman Allah’ın büyüklüğünü, tehdidini hatırlayıp ibadet ederek, günahlarından dolayı Allah’tan bağışlanma dilerler. Allah’tan başka, günahları kim bağışlayabilir? Onlar bile bile işledikleri günahlarda ısrar etmezler.”  (Âl-i İmran/135)  Şöyle ki: Yine onlar utanç verici bir iş yaptıkları, ya da kendilerine, çevresindekilere bir kötülük ettikleri zaman, yani önemli bir işte Resulallah’ı bırakıp kaçtıkları, savaşın en sıcak anında kendi kendilerine ve yanındakilere zarar verdikleri zaman; bu yapılan büyük bir kötülüktü. Çünkü insan bu şekilde davranarak kendi kendisine olan güvenini kaybeder. Kendi kendisine olan güvenini kaybetmek, kişinin kendisine yapacağı en büyük kötülüklerden biridir. İşte böyle bir hata işlediklerinde, utanç verici bir iş yaptıklarında, ya da kendilerine bir kötülük ettikleri zaman gerçek müminler ne yaparlar? Hemen Allah’ı hatırlayıp, günahları için istiğfar ederler. Çünkü yukarıdaki ayet muhsiniyn ile bitti: Allah’ı görür gibi kulluk edenler bir hata yaptıkları zaman, Allah’ı hatırlarlar.

Bu ne demektir? Yaptığımız işe Allah ne diyor sorusunu hayatımızın temeli kılmaktır. Çünkü hayat ya insanların bakışlarını ölçü alarak yaşanır, ya da mutlak hakikat olan ilahi bakışı ölçü alarak yaşanır. Yani eğer insani bakışı ölçü alıyorsak, insanlar ne der diye sorarız her yaptığımız iş için. Ama ilahi bakışı ölçü alıyorsak, bu yaptığım işe Allah ne der diye sorarız. Allah yaptığımız her bir işte ilahi bakışı ölçü almamızı ve Allah ne diyor diye sormamızı istiyor. İşte bu aynı zamanda vicdani bir otokontrol sağlar. İnsanı kötülük işlemekten alıkoyan yegâne duygu budur. Çünkü Allah’tan başka günahları affedecek bir kapı yoktur. Onun için müminler hemen Allah’ı hatırlarlar. Allah ne der diye sorarlar. Allah’a nasıl yüzüm olur diye sorarlar. Rabb’imi gücendirdim mi, Rabb’imi üzdüm mü diye sorarlar. Ve onların bir özelliği de bile bile hatalarında ısrar etmezler.

Hata işlemek anlaşılabilir bir şey, hatada ısrar etmek hiç anlaşılamayacak bir şeydir. Suçu savunmak, suçu işlemekten bin kat daha ağır bir suçtur. Suçunu savunanlar affedilmezler. Suç işleyenler ise affedilebilirler. Şeytan suç işlediği için şeytan olmadı. Suçunu savunduğu için şeytan oldu. Çünkü Adem de suç işledi. Ama Adem suçunu savunmadığı için adam oldu. Şeytansa suçunu savunduğu için şeytan oldu. İşte suçu savunmakla suçu savunmamak arasındaki fark, Adem’le şeytan arasındaki fark kadardır. İnsan hata eder, insan yanılır, insan günah işler ama hatasını, günahını ve yanılgısını savunamaz. Savunmamalıdır. Çünkü kendisine verilen aklı, vicdanı, fıtratı, iradeyi eğer yok saymıyorsa, bunlara ihanet etmiyorsa insan suçu savunamaz. Suçu savunmadığı sürece affı umulur. Eğer suçunu savunmaya başlamışsa şeytanın yoluna girmiş demektir. Günahta ısrar en büyük günahtır.

“İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından koruma kalkanına alınma ve bağışlanmadır. Altlarından ırmaklar akan cennet konaklarıdır. Orada ebedî yaşarlar. Sorumluluğunu bilerek devamlı, amacına uygun sâlih ameller işleyenlerin mükâfatları ne güzeldir.” (Âl-i İmran/136) İşte bunların ödülü Rablerinden bir mağfiret, bir bağış, bir af, ve; Orada yerleşip kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlerdir bunların. Çaba ve gayret gösterenler için ne muhteşem bir ödül.

Cenneti kazanmak, cenneti satın almak biçiminde gerçekleşmiyor. Çaba göstermek biçiminde gerçekleşiyor. Çünkü cennet, bedeli ödenmiş bir şey değildir. Cenneti elde edenler bedelini ödedikleri için değil, onu elde etmek için var güçlerini harcadıkları için elde ederler. Yoksa onun bedelini ödemek için değil bir ömür, bin ömür bile yetmez, yeterli değildir.

“Sizden önce ilahi yasaların değişmezliğini kanıtlayan birçok olaylar gelip geçti. Yeryüzünü geziniz ve Allah’ın ayetlerini yalan sayanların akıbetini görünüz. Bu, Kur’ân bütün insanlara açıklanarak ilan edilen bir insan hakları bildirisidir. Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanlara, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minlere de bir hidayet rehberi, bir öğüt, sorumluluklarıyla ilgili bir uyarıdır.” (Âl-i İmran/137-138) Bir zamanlar dünyaya meydan okuyan hatta Allah’a savaş açan geçmiş kadim uygarlıkların nasıl yerle bir olduğunu görün. O Allah’a karşı burnunu diken firavunların şimdi ne olduğuna bakın. Nemrut’un ne olduğuna bakın. Bakın da modern Nemrut’lar olmayın, olanlardan ibret alın diyor Kur’an. Ki bu Kur’an, bütün insanlığa yapılmış bir açıklama, sorumluluk bilincini kuşananlar için de bir rehber ve öğüttür.

Ve bu ayetler serisi muhteşem bir finalle sona eriyor: “Gevşeklik göstermeyiniz; üzüntüye kapılmayınız. Eğer gerçekten inanıyorsanız, mutlaka siz en üstün olursunuz.” (Âl-i İmran/139) Öyleyse yılgınlığa kapılmayın ve üzülmeyin. Eğer gerçekten inanıyorsanız, insanların en üstünü mutlaka siz olursunuz. Bunun tersi nedir? Eğer insanların üstünü değilseniz inancınızda bir problem vardır. O halde kendinizi, imanınızı gözden geçirin. Bu ayetin öncelikle vermek istediği mesaj, imanın izzet ve onurunu taşımamızdır. İmanın izzet ve onurunu taşıyor muyuz? İmanı bir madalya gibi, iftihar edilecek bir onur olarak taşıyor muyuz? Bu konu çok önemlidir. Yoksa aşağılık duygusu ile ağzına kadar dolu olan bir takım insanların yaptığı gibi, inandığımız için utanıyor muyuz? Müslüman olduğumuz için utanıyor muyuz? Müslümanlığımızı utanılacak bir şey gibi, bir ayıp gibi mi taşıyoruz, yoksa onurla mı taşıyoruz, gururla mı taşıyoruz?

İnancınızdan utanıyor musunuz, yoksa inancınızla iftihar mı ediyorsunuz? Bu kendinizle olan ilişkinize bağlı bir şey. Kendinizden utanıyor musunuz, yoksa kendinizi kabullenebildiniz mi? Bu kendinizle barışık olup olmadığınızla bağlantılıdır. Kendinizle barışık değilseniz kendinizden utanırsınız. Kendinizle barışık değilseniz İslam’la da barışık olamazsınız, Allah’la da barışık olamazsınız. Çünkü İslam, Allah’ın nizamıdır.

Allah, bizleri razı olduğu ve Müslümanlığının farkında olan kullarından eylemesi duası ve selam ile…

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ