Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 7,75 / Satış: 7,78
€ EURO → Alış: 9,02 / Satış: 9,06

MÜSLÜMAN VE ZENGİNLİK -4-

Recep Çakmak
Recep Çakmak
  • 26.07.2012
  • 728 kez okundu
Zenginlikle ilgili uyarıları dillendirdiğinizde, İslâm’ın yayılmasına
servetleriyle hizmet eden zengin sahabilerin varlığını hatırlatanlar çıkıyor. “Zenginliğin
azdırıcı etkilerine karşı tedbiri elden bırakmayalım ama Hz. Ebubekir r.a.
gibi, Abdurrahman b. Avf r.a. gibi varlık sahibi bir müslüman olmaktan da
kaçınmayalım.”
diyorlar. Böyle düşünmek de güzel elbette. Bu niyetle gayret
etmekte hiçbir sakınca yok. Fakat kendimizi de aldatmamak lazım. Zenginlik
talebimizin arkasındaki nefsaniyeti meşrulaştırmak için varlıklı sahabilerin
örnekliğine sığınıyor olabiliriz.
 
Aslında bunu anlamanın kolay bir yolu var. Mademki zengin sahabiler infak
kahramanlığıyla, verebilmeleriyle örnek gösteriliyor, onlar gibi olma
niyetimizdeki samimiyeti, “olunca veririm” tavrıyla değil, halihazırda “olandan
vermek
”le ispatlayabiliriz. Çünkü ne kadar fakir olursak olalım mutlaka
verebileceğimiz, başkalarına sunabileceğimiz bir imkanımız vardır. Cebinde beş
parası, sonraki öğüne yiyeceği olmayan biri bile bundan uzak değil. İnsanlara
eziyet veren bir şeyi yoldan kaldırabilir mesela. Mümin kardeşlerimize karşı
güler yüz gösterebilir, tatlı dille onların halini hatırını hoş eyleyebiliriz.
 
Bugün bu kadarını olsun esirgiyorsak, yarın çoğaltınca vereceğimizi söylemek
kendimizi kandırmaktır o halde. Kaldı ki vermek bir imkan meselesi değil, bir
gönül meselesidir. Onun için Efendimiz s.a.v., “Zenginlik mal çokluğundan
ibaret değildir. (Hakiki) zenginlik gönül zenginliğidir.
” buyurmuştur.
 
Nitekim bu dünyada bir rahatlık, refah ve huzur imkanı gibi anlaşılan, bu
nedenle de şiddetle arzulanan zenginliğin, gönlü dar nice mal mülk sahibini
hırs ve tamahla, biriktirme kriziyle nasıl huzursuz ettiği ortada. Öyle ya,
ayakkabı dar olunca gezdiğiniz yerlerin güzel olması, düz olması, geniş olması,
baştan başa sizin olması ne işe yarar?
 
Zenginliği sadece bu dünyayı hesaba katarak tarif etmemeli. Ebedi yurdu,
ahireti esas almalı; orada mahrum kalanlardan olmamak için güzel ahlâkı, salih
ameli, hayır hasenatı, İslâm’ı, imanı, takvayı servet bilmeli. Gerçek
zenginliğin “ebter” olan, tükenmeye ve yokluğa mahkûm olan tekasürle değil; hiç
bitmeyen ve ilahî bir ikram olan kevserle kazanılacağını unutmamalı.
 
Ahiretimizi kurtaracak manevi zenginlik ile
dünyadaki maddi zenginlik arasında bir tercih yapması gerektiğinde, Kehf
suresinin 46. ayetindeki şu ilahî ikazı hatırlamalı insan: “Mal ve oğullar
dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak olan salih ameller ise Rabbinin katında
sevapça da daha hayırlıdır, (güzel bir beklentiyle) talep edilmesi yönünden de
daha hayırlıdır”.
Hoşça kalın.
YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ