Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 7,38 / Satış: 7,41
€ EURO → Alış: 8,96 / Satış: 8,99

Pislikten reyting devşirenler ve son nokta

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 03.12.2010
  • 587 kez okundu

Dün yazımı sonlandırırken ‘Fatmagül’ü yazanlar ruh hastası, insanlara sapıklık aşılıyorlar’ diyen AKP milletvekili Halide İncekara’nın bu sözlerini Hürriyet gazetesinden Cengiz Semercioğlu’nun Beren Saat’e sorduğunu ve ona giydirdiği sanat masumiyeti ile cilalayıp parlatmaya devam ettiğini yazacağımı ifade etmiştim.

Semercioğlu’nun yaptığı uzun röportajın girişinde onu, “Beren Saat son dönemin en çok konuşulan ama kimseye konuşmayan ismi… En son Ak Parti Milletvekili Halide İncekara, “Ruh sağlığı bozuk” dedi onun için… Saat’le, İncekara’nın bu sözlerinden kendisine laf atan gençlere; yeni filminden Hülya Avşar’a kadar her şeyi konuştuk. Bir oturduk sohbete değil ruh hastası, karşıma dünya tatlısı bir genç kadın çıktı” diye takdim ediyor.

 

O uzun röportaja öylesi masum bir atmosfer giydirilmiş ki, karşınızda rolü gereği bir sapıklığın kurbanı değil, o sapıklığı sanat adına kutsayan bir sapkınlık öznesi ile karşı karşıya olduğunuzu düşündürmeyecek ustalıkta. Mizojin(Kadın düşmanı, sistematik şekilde kadınlara tavır alan, aşağılayan kimse…)’den alın sanatın felsefesine,  kadın hukukundan dizi ile tecavüzün promosyonunu yapıyor olmasına aklınıza gelebilecek her konuda derin felsefi görüşleri(!) sayesinde “Aşk-ı Memnu” nun Bihteri olarak mı yoksa “Fatmagül’ün Suçu Ne”deki masumiyete kurban verilen Fatmagül olarak mı hayatı daha iyi anladığını anlatmış. Semercioğlu’da kaleminin ustalığı ve kıvraklığı ile bunu okurlarına sunmuş.

 

Ancak, o uzun söyleşinin hiçbir yerinde yapımcı ve senaristleri bir melekler ordusu gibi gösteren Beren Saat’e, sanatçıların kendilerine teklif edilen her senaryoyu oynamak zorunda olmadığı, senaryoyu ile özdeş bir anlayışın kabullenişi üzerinden çekinceleri olup olmadığı sorulmamış. Sorulmamış sorulmasına ama sanatçı kişilikli muhatabı Türkiyede daha cesur senaryolara bile açık olduğunu düşündüren laflarla kendisinin sanat adına sınır tanımazlığını ortaya koyuyor.

 

“Fatmagül’ün Suçu Ne”deki rezaletin hergün yaşanmakta olduğunu ifade ederken, bu yozlaşmışlıkta yıllardır sinsice toplumun genç kuşaklarının körpe ruhlarına diziler/filmler yoluyla enjekte edilen rezilliklerin hayatın olağan akışı olarak kanıksanmasında bu vebalin taşıyıcı unsurlarına ve rol modellerine hiç değinmeden teğet geçmeyi tercih ediyor.

 

Konuyu noktalamadan önce değinmem gereken bir nokta var ki, tüm bu rezillikleri ekranlara taşıyanların sığındığı işin püf noktasını ıskalarsam, tüm bu yazıp çizdiklerimiz eksik kalır.

 

Kategorik olarak eleştirimize konu olan film ve dizilerin yapımcı, senarist ve aktörlerinin kendilerini aklama adına sığındıkları en güçlü argüman, senaryolaştırdıkları eserlerin yazarları üzerinden savunmada bulunmaları. Tabi özellikle okumayan bir toplum olmamıza ek, bir de genç kuşakların yabancısı oldukları o yazarların eserleri ile günümüzde senaryolaştırılan rezilliklerin eser ve yazar isminden başka hiçbir bağının bulunmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çok basit bir hesapla, ortalama 100 sayfalık bir eserden siz 100-150 bölümlük dizi çekiyorsanız, her sayfasını değil; her paragrafını 90-100 dakika seyrettirecek yapımlar sunuyorsanız, yapılan işin jenerikte ismi geçen eser ve yazarla uzak yakın hiçbir ilgisi kalmamış demektir.

 

Sonuç olarak, bu dizilerin, senaristlerin, yapımcıların, bu dizileri yaptırmak için delicesine kaynak akıtan televizyonların ve son olarakta bu dizilerin sponsor ve reklam verenlerine “masum” demek için ya art niyetli bir kurnaz çıkarcı yada çok ahmak/salak olmak lazım. Bu saydıklarımın hiçbiri masum değil; neredeyse her bölümüne muhabbet adına alkol, erotik çekicilik adına zina sindirilmiş kendi şuuraltlarını topluma dayatanların bu ülkenin değerler zincirini zayıflatmak ve aile kurumunu çökertmekten başka bir amaçlar olamaz. Üstüne üstlük, delicesine paralar kazanma karşılığı yapıyorlar bu işi.

 

TBMM Kayıp ve Mağdur Çocuklar Araştırma Komisyonu Başkanı AKP İstanbul milletvekili Halide İncekara’nın, “Parayı bastırıp reklam verenler sayesinde diziler yayınlanıyor. Reklam kesilmediği sürece dizi de devam ediyor. İşin uzmanları, işi bilenler, duyarlı insanlar tepki gösteriyor ama bu değirmenin suyu kesilmediği sürece bu tür diziler kaldırılmaz. O nedenle ailelerin çocuklarını koruması gerekiyor. Dizileri izletmesinler. Bu dizilerdeki sapıklıklar, insanları olumsuz etkiliyor, insanlardaki sapık yanları ortaya çıkarıp teşvik ediyor” demesine içerleyenler kadar, İncekara’ya bilimsel destekler de yok değil. Örneğin Bakırköy Psikiyatri Tedavi ve Araştırma Merkezi uzmanlarından Dr. Ayhan Akcan, “Ruh hastası tanımı haksız değil” deyip, ekliyor: “İncekara’nın yorumu sert ama haksız değil. Çünkü senaristler hep abartarak en çok reyting alabilecek konularda süzgeç yapmadan, toplumsal sorumluluğu ön plana çıkarmadan cinsellik ve şiddet içeren konuları işliyorlar. Keşke sosyal psikiyatri, toplum bilim ve iletişim sosyolojisi bilenlerden danışmanlık isteseler. Tecavüz edenin haklı görüldüğü senaryo, tecavüzü haklı kılar” diyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ