Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 7,38 / Satış: 7,41
€ EURO → Alış: 8,95 / Satış: 8,98

Sterilize edilmiş “cilalı pislik devri”

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 04.12.2010
  • 718 kez okundu

Halen ders kitaplarında genç nesillere öğretilmekte midir bilmiyorum; bir zamanların ders kitaplarında insanoğlunun geçmişine dönük bilgilendirme anekdotları arasında “yontma taş devri”, “cilalı taş devri” gibi devirlerden bahsedilerek insanın medenileşme serüveni anlatılırdı. Herhalde gelecekte de bugünün olgularından, insanın yaşadığı evrelerden bahsedilirken kirlenen ve kirletilen çevre ile beraber, insanlardaki kirlenmeden de sanırım “cilalı pislik devri” diye de bir değerlendirme boyutuna temas edilecektir.

 

Hakimin de hekimin de “ayrımcılık” yaptığı, siyasetçinin bezirgan, aydınlanmanın tetikçi yetiştirme odağı olduğu, basın ve medyanın ağırlıklı odaklarında aynanın kirli yüzünü parlatmaktan öte bir işlevi gündemine bile almadığı, nefret ve ötekileştirme kültürünün en baskın dışlayıcılığı karşısında böyle  bir cinnet dönemini, doğrusu daha başka nasıl nitelendirebilir bilmiyorum. İntihal’in, Asparagas’ın, Korsanlık ve daha nice karartılmış gerçeğin iğfal edildiği vukuatın, -vak’a-yi adiyeden kabul edilerek- en revaçta olduğu bu devrin “gerçeği” yansıtan yüzü, korkarım tarihteki yerini böyle alacaktır.

 

Belki yazının son cümlesi olması gereken bir realiteyi, yazının başında ifade etmek tartışılabilir ama ona rağmen, yılların getirdiği birikim ve deneyimle şunu açıkça yazma zorunluluğu duyuyorum; Popülizm, sosyal gerçekliği; popülerlik, harbiliği katletti. Popüler hayatın fenomenleri, hiçbir ciddi felsefi dayanağı olmayan, sosyal hayatın zihinlerde yerini bulabilecek açılımlardan yoksun, günü kurtarmaktan, her türlü çıkar ilişkilerini sürdürmekten başka amacı olmayan, evrensel değerlerden yoksun  bir anlayışla toplum katmanlarını yozlaştırmanın birinci aracı olmayı sürdürmektedir. Katmanlardaki siyaset aktörlerinin, ideolojik kanaat önderlerinin topluma enjekte ettikleri kültürel unsurlarda bu yozlaşmışlığın kaynağını görme fırsatı bulabilirsiniz. Gerçeğin bilgisi, utanmaz saldırganlıklara ve tecavüzlere kurban edilmek istenen şeytani bir istemin, bakirenin kurban edilmesi ayinini andıran bir acımasızlığa feda edildiği bir noktaya gelmiş bulunuyor.

 

Hatırlayalım, bize insanlık tarihinin seyri öğretilirken, yaşanan evrelere ilişkin temel bilgi; yazının bulunuşu (m.ö. 3200’lü yıllar) ile beraber İlk Çağ başlatılır ve bu serüven günümüze kadar devir, devir akıp gelir. Şimdi, sanki insanlık 21. yüzyılda yeniden başa dönüyor, çarpıtılmış bir arkaik dönemin izdüşümünde yaşanan serüvenin tüm masumiyetine karşın, onun kirletilmiş halleri üzerinden yeni bir deneyim yaşamakta ve hayat kirletilmektedir.

 

Bu bağlamda, tüm toplumları değerlendirmek boyumuzu aşsa da, içinde yaşadığımız toplumsal olguları, yurdum insanı üzerinden ele aldığımızda merkezden çevreye doğru şöyle bir açılımın tespitine fazla bir itirazın dillendirmesi ihtimali oldukça zayıf bir argüman.

 

Merkezden dışa doğru genişleyen bir çemberler gözlemi üzerinden baktığımızda görülen manzara şu: Mabetsiz şehrin nesebi gayri sahih doğurduğu mabutlar, siyasal alanda ne kadar çok silikseler, kamusal alan erkini klonlama ve manipüle etmede o oranda başarılılar. Her devrin görünen iktidarına karşılık, ellerinde tuttukları “gölge iktidar” gücünü kamuya dayatmada, kabullendirmede inanılmaz başarılar elde etmiş olmak, muhaliflerinin öğretilmiş çaresizlik ve kabullenişlerine paralel, zaman zaman günışığına çıksa da genel prensipleri loş dehlizlerde kotardıkları programlarını hayata geçirmede ellerinde tuttukları bu gizemli gücü deşifre etmemekten yanadırlar.

 

Evrim–devrim skalasında yaşanan gel-gitler, onların varlık sebebinden başka bir şey değildir. Alamet-i farikaları, yaşanan her olguya muhalif olmak için muhalefet etmektir. Kendi söylemlerinin bile -ez kaza denenmeye değer- uygulama alanına indirgenmesi bile onları rahatsız eder ve hemen muhalefet güdülerini tüm şiddeti ile harekete geçirirler.

 

Onları tanımanın en kestirme yolu, en açık formülü, her hal ve şartta sergiledikleri dominant duruşlarıdır. Onlar, yeryüzünün aciz ve miskin sakinlerine yol göstermek, koruyup kollamak için yer yüzüne gönderilmiş yarı tanrı varlılardır. Her sözlerinin, her eylemlerinin arka planında bu tanrısal güçten kaynaklanan yol göstericilikleri, koruyup kollama dürtüleri baskındır. Onların, kendilerine biat eden yandaş kullarına en büyük lütufları onlar gibi olduklarına onları inandırmak için cansiperane gayret göstermeleridir.

 

Birbirlerini yedeklemede, desteklemede, yandaşlıklarını pekiştirmede belki dünyanın başka hiçbir yerinde rastlanması mümkün olmayan bu mebzul yer tanrılarının vazgeçilmezliği, yurdum insanının zihinlerini, gönüllerini ruhlarını ve dünyalarını kirletmekle kalmıyor; küreselleşen çağın akışı içinde başta soydaşlar olmak üzere tüm dost ve akraba ülke topluluklarındaki insanların da dünya algılarını kirletmektedir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ