Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,75 / Satış: 5,77
€ EURO → Alış: 6,36 / Satış: 6,39

Şu Allah’ın işine bak..!

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 15.06.2010
  • 352 kez okundu

Halk arasında hayretle karşılanan olgulara dikkat çekmede kullanılan bir ifade var; “Şu Allah’ın işine bak..!” Bu ifadelendirmedeki saygı eksikliğine karşın asıl vurgudan, yani beklenmedik bir olgunun hayret uyandıran işaretinden gündeme bakıp “Şu Allah’ın işine bak..!” dememek elde değil. 

 

İttihat Terakkinin “Milli Bakıyesi” bir siyasetin, tarihi köklerinden gelen siyasal gücü ile nifak yayma becerisini en üst noktaya taşıyıp kendi genel başkanlarını en güçlü olduğuna inandıkları bir süreçte tek hamlede siyaset kulvarındaki ikincil yarışçılar kümesine onursuzca iteklerken bir şey hep dikkatimi çekti. Hani özellikle dünya kupası veya olimpiyat koşularında favori takımların kendi as elemanlarına yardımcı olmak için yarışa soktukları tavşan kızlar vardır. Onların amacı, varış noktasında ipi göğüslemek değil; ipi göğüslemesi istenenlere yol açmak, rakip takımın as elemanlarına engeller çıkarmaktır.

 

İşte böyle bir ortam için hazırlanan Kılıçdaroğlu, yol açma misyonunu bıraktı; rakip takımın favori yarışçılarına dirsek vurup taciz etmekten vazgeçip kendi takım kaptanına öyle bir dirsek vurdu ki, o ölümcül vuruş, kendisine varış noktasında ipi göğüsleme fırsatı doğurdu.

 

Ben tam bunları düşünüp, bu yarışa nefesi yeter mi yetmez mi gelgitleri içinde olayı farklı boyutlardan doğru ve eksiksiz anlamaya çalışırken, 13 haziran tarihli bir yazı(Hürriyet, Ahmet Hakan), ufkumun aydınlanmasına vesile oldu; Kılıçdaroğlu için düşündüğüm, ama bu düşüncemdeki bazı eksik parçalardan dolayı kendi kendimi bile tam ikna edemediğim noktalarda imdadıma, o takımın arka plandaki güç odaklarının topluma dönük yüzünü maskeleyen medya grubunun forveti sayılan kara/karanlık sakallısı, odağın nihai kararının ipucunu verdi; Düne kadar göklere çıkardığı, koyacak yer bulamadığı Kemal Kılıçdaroğlu’nu CNN Türk’teki programına konuk eden Ahmet Hakan yaşadığı hayal kırıklığını anlattı: “Üç vakte kadar ‘Kemal Kılıçdaroğlu efsanesi’ yer ile yeksan olur.” Dediği hayal kırıklığının kod çözümlemesi bana çok enteresan geldi. “Kemal Bey heyhat!” başlıklı yazısında diyor ki Hakan;

“Ben sanıyordum ki… Kemal Bey bütün bilinen ezberleri tersyüz edecek./ Ben sanıyordum ki… Kemal Bey partiye bütün ağırlığını koyarak bir destan yazacak./ Ben sanıyordum ki… Kemal Bey öyle bir samimiyet duvarı örecek ki kurşun geçmeyecek./ Ben sanıyordum ki… Kemal Bey en küçük bir şaşkınlık yaşamadan olaya hakim olacak./ Ben sanıyordum ki… / Kemal Bey halka dokunan, halka geçen taraflarına çok şey ekleyecek.”

 

İçinde bulunduğu grubun ve kendisinin bu sanrılarına karşılık bulmak için; “Ankara’ya gittim… / Kendisiyle üç saat geçirdim./ Sorulara verdiği cevaplara dikkat kesildim./ Yaklaşımlarına baktım, cesaretini ölçtüm, risk alıp almadığını kontrol ettim, gözlem yaptım./ Sonuç?/ Heyhat ki heyhat!/ Hadi “kocaman bir hayal kırıklığı” demeyeyim de “hayal kırıklığına ramak kala” diyeyim. / Ne de olsa umuda minicik de olsa bir kapı aralamak lazım.”

 

Bu züğürt tesellisinden sonra bulduğu karşılığı da Kılıçdaroğlu’nun aynadaki yansımaları olarak bize tutuyor. Görünen manzara şu: “Nasıl bir “Kemal Kılıçdaroğlu portresi” ile mi karşılaştım?/ Hemen anlatayım:/ Karşımda aradan geçen bunca süreye karşın lider olduğunun sımsıkı bilincine varamamış bir Kemal Kılıçdaroğlu duruyordu./ Şaşkın ve ürkekti./ Bir planı yokmuş gibiydi./ En haklı olduğu konularda bile masaya yumruğunu vurup son sözü söyleyemeyecekmiş edasındaydı./ Etrafı kolluyor, dengeleri gözetiyordu./ En fenası risk almaktan fena halde çekiniyordu./ Cesur şeyler söyleyip hata yapmaktansa bilinenleri tekrarlayarak cesaretsiz kalmaya razı olmuş gibi bir hali vardı./ Tipik bir Ankaralı gibiydi…/ Laf çeviriyor, konunun özüne gelmiyor, en aşılmış mevzularda bile bir çift laf edemiyordu./ Açık konuşamıyordu./ Bu durum, en önemli silahını, yani samimiyet silahını elinden alıyordu./ “Kürt sorunu” konusunda en klişe çözümlere yaslanıyordu./ “Üniversiteler bin çiçeğin açtığı yerlerdir. Kıyafet yasağı da neymiş? Üniversite çağına gelmiş delikanlıların kıyafetine devlet ne karışırmış?” cümlelerini kurmaktan bile kaçınıyordu./ Son sözüm şudur:/ Eğer bu böyle giderse…/ Üç vakte kadar “Kemal Kılıçdaroğlu efsanesi” yer ile yeksan olur./ Ne demişler?/ Acı konuş ama doğru bildiğinden şaşma…”

 

Bir gün Ahmet Hakan’dan bu kadar uzun alıntı yapacağım da benim hiç aklıma gelmezdi doğrusu. Ama, “Şu Allah’ın işine bak…”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ