Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,78 / Satış: 5,80
€ EURO → Alış: 6,69 / Satış: 6,72

850.000 YILIK TÜRK TARİHİ

Abdülbaki Abayın
Abdülbaki Abayın
  • 01.10.2018
  • 27 kez okundu

Tahir TÜRKKAN…Kazım MİRŞAN… Adile AYDA

1) DÜNYANIN EN ESKİ DİLİ PROTO-TÜRKÇE

2) ROMA MEDENİYETİNİ TÜRKLER KURMUŞTUR

3) YUNAN MEDENİYETİNİ TÜRKLER KURMUŞTUR

4) DÜNYA TÜRK OLSUN

  1. BÖLÜM : DÜNYANIN EN ESKİ DİLİ OLAN PROTO-TÜRKÇE

Proto-Türkler ne demektir ? Proto-Türkler ; Ön Türkler demektir yani bu kelime Türk kelimesinin kavram olarak ortaya çıkmadığı dönemler için kullanılır. Proto-Türkçede her şey Türk’ün anlam hazinesinde karşılığını bulur. Örneğin yan yana bir insan, bir at, bir kartal resmi varsa, bu büyük ihtimalle Bu adamın adı Kartaldır anlamına gelir. İt (İtici-uyarıcı güç) kavramı it (köpek) ile , At (Nam, ad, isim) kavramı At ile anlatılmıştır. Şematik figürlerde boynuzlar, bacaklar, kuyruklar ayrı anlamlar taşır. Proto-Türkçede her şey , Türk’ün anlam hazinesinde karşılığını bulur.

Latin alfabesinde harfler bir mana ifade etmez. Çoğu bir hece bile değildir. Ancak başka harflerle birleşerek heceleri, heceler de kelimeleri oluşturur. Çoğu hecede bile anlam yoktur, anlamlar kelimelerle ortaya çıkar. Halbuki Proto-Türkçe yazı sisteminde öyle değildir. Proto-Türkçede Tamğa sistemi vardır; konu çizgiler noktalar ile ifade edilir ve her biri kendi içinde tam ve yeterli bir anlam taşır. Tek başına iken anlam taşıyan ve birer kelime olan bu tamğalar, eğer bir cümle içinde iseler iki şekilde karşımıza çıkar. Birincisi , okunuşunu ve anlamını korur. İkincisi, başındaki sesli harf düşer , kalan sessiz harften sonra başka bir sesli harf gelir ve cümle içinde yerini öyle alır. Proto-Türkçe’de her işaret tamğadır, aynı zamanda tek seferde söylenebilen bir hecedir ve ayrı bir kavram ifade eden bir kelimedir. Eski Türkçenin ( Proto-Türkçenin ) aslı hece kelimelerden oluşurdu. Sonradan heceler kaynaşarak kelimeler oluşturmuştur.

Dünya tarihi Orta Asya ile başlar. Orta Asya tarihi , şimdiki Türk boylarının atası olan Orta Asya insanı ile başlar. Milattan Önce (M.Ö. ) 15.000 lerde milyonlarca yıldır varlığını sürdüren Orta Asya’daki muazzam iç deniz kurumaya başlamış, neticede beş büyük iç deniz oluşmuş , sonra bunlar çöle dönüşmüştür. Bu önemli iklim değişikliği sonucu Türklerin büyük ataları ( = Proto-Türkler ) , dört bir yana göç etmiş, dilini, kültürünü, sembollerini de beraberinde götürmüş, dünyanın hemen her köşesine tamğasını vurmuştur. Tacikistan Tarih, Arkeoloji ve Etnoloji Kurumu müdürü Vadim A. Ranov, 1993 yılında yayımladığı eserinde ; Kuldura bölgesi başta olmaküzere Orta Asya’daki yerleşik kültür merkezlerinin sekizyüz elli bin yıl ( 850.000 yıl) önce ortaya çıktıklarını tespit etmiştir, o tarihte Orta Asya’da sosyal bir hayat yaşanmaktadır.

Yerleşik Orta Asya insanı piktogram ( duvar resimleri M.Ö. 30.000 ) , sonra sağdan sola yazılan sembol şekiller =piktoglif ( yazı türünde resim M.Ö. 15.000 ) yani tamğalar kullandılar. Bütün diller , bu tamğaların alfabe şeklindeki çeşitliliğinden başka bir şey değildir. Fransa’da 30.000-20.000 yıl öncesine ait resimleri keza Afrika’da resimler bulunmasına rağmen, hiç yazıya rastlanmamıştır. Rodezya’da Cebelitarık’ta İsviçre’de bulunan resimler de yazı öğesi taşımaz. Hindistan ve Hindi Çini’de de bir proto-yazı yoktur. Çok sonraları ortaya çıkan ve M.Ö. 3000 yıllarında yaygınlaşan Sümer çivi yazısının kökeni ve Pre-Mısır işaretleri, bu Orta Asya resim-yazıya dayanmaktadır. Çin ise yazıya M.Ö. 3000lerde kavuşmuştur. İlk yazı M.Ö. 7000 tarihlidir ve bu yazı örnekleri Asya’daki Tamgalı-Talas-Issık üçgeninde bulunmuştur. Bu kültürü, içdenizlerin kuruması ile gittikleri yerlere taşımışlardır. Türklerin ilk göçü, 40.000 yıl önceye dayanmaktadır.

Türklerin Orta Asya’dan göçleri olmuştur. Türklerin Orta Asya’dan göçlerini , bu göçlerin yollarını , insanların gittikleri yerlere kendi kültürlerini taşımalarından, mağara ve duvar resimlerinden , dikili taşlardan tespit etmek mümkündür. Ancak bu duvar resimlerini ve bu resim yazıları , sadece Türk Tamğalarını tanıyarak deşifre edebilmekteyiz. İlk paragrafımızdaki konuya dönersek , bu dil, tarih öncesi çağların biricik medeniyet dili olmuş, uzun asırlar boyu diğer kavimler tarafından kullanılmıştır. Değişik diller aslında zamanımızdan çok kısa bir süre önce ortaya çıkmıştır.

Türklerin Orta Asya’dan göçleri olmuştur. Örneğin Tuna havzası da biz Türklerin en eski yerleşim bölgelerimizdendir. Türkler buradan Avusturya Alpleri, İsviçre Alpleri, İtalya Alpleri ‘ne ulaşmışlardır. Bir kısmı yollarına devam ederek Fransa’ya girmişler, Pireneler’den geçerek İspanya’ya varmışlardır. Oradan Portekiz’e ulaşmışlardır. Bugün Fransa’da ve İspanya’da yaşayan Basklar, İskit Türklerinin bir koludur. Bir kol da Fransa’dan İngiltere’ye geçmiş ve adanın kuzeyine yerleşmişlerdir. Bugün İskoç diye bilinen bu halkın atası ; İskit Türkleridir. Bunu kendileri de kabul eder. ÖnTürklerden bir kol da Mezopotamya’dan yollarına devam ederek Mısır’a yerleşmişlerdir. Bunu Mısır yazıtlarındaki Türk tamğalarından tespit ediyoruz. Çin alfabesinde ise 41 Türk Tamğası şekil olarak bulunur, anlamları ise değişmiştir. ÖnTürklerin bir kolu Sibirya’ya yayılırken, bir kolu da Berring Boğazı’nı aşarak Alaska’ya ulaşmış, oranın Eskimolarını meydana getirmiş, bir kolu da Kanada ve Amerika’ya inerek Kızılderili denilen halkları oluşturmuştur.

Budizm dininin kökeni olan Altı Yarık Tiginisimli din kitabı Türklere aittir. Hint bilgeliliği ve erdemliliğinin kökeni Türklüktür. Proto-Türkler , ateş kültü güneş kültü ile ve kutsal yılan-boğa, kurt-it, leopar, dağ keçisi inanışları ile Himalayalar’a ulaşmışlar, Tibet yaylasına varmışlar, Hindistan’a inmişlerdir.

Hristiyanlığın sembolü olarak bilinen Haç, Türk sembolüdür. Haç, Hristiyanlıkla birlikte ortaya çıkmış bir sembol değil, çok daha eski bir kutsal işarettir. Ok kelimesinin anlamı şudur : Yeryüzü kişisi Tengrı’den gelip yeryüzünde varolma, mevcudiyet. Proto-Türklerden bir kısmı kendilerine Ok adını verir. Haç sembolünün adı : Ok Uçu kelimesidir ; Ok Uçu kelimesi ise Ok Bayrağı demek olup kelime Etrüskler vasıtasıyla Latinceye croce (kroçe , İngilizcesi cross ) olarak girmiştir. Hristiyanlar için de kutsal bir işaret olmuştur. Haç kelimesi ise , Ok Aç ( Ok Sembolü) demek olup bizde de khaç-haç kelimesini oluşturmuştur. Proto-Türklerden bir kısmı kendilerine O? adını verir. Yazıyı bulanlar onlardır. Bugün kullandığımız okumak fiili onlardan gelir, aslında Oklar’ın yazdığını anlamakdemektir. Haç şeklindeki Ok tamğası , hristiyanlıkla hiçbir ilişkisi olmayan Dündarlı, Çavdarlı, Karahacılı, Karakoyunlu, Yeşilyurt, Kınık, Hayta gibi Yörük aşiretlerinde arma olarak kullanılmaktadır.

İsrail’in sembolü olarak bilinen Altı Köşeli Yıldız, Türk sembolüdür. Tersyüz iki üçgen, Güneş ve Ay’ı temsil eder. Bugün dünyada ‘İsrail Bayrağı’ ve Yahudi Sembolü diye bilinen bu altı köşeli yıldızın bu şöhreti kazanması çok yenidir. Geçmişle hatta Hz. Davud ile alakası yoktur. Kün Eki (Gün-Ay , Güneş ve Ay ) sembolüdür, bu şekli İdil-Ural bölgesinde , Alplerde Kamunlar yöresinde görüyoruz. Proto-Türkçedeki adı Uçu-Eki’dir. Gök İkilisi anlamına gelir. M.Ö. 3000 yıllarında Ortadoğu’ya indiği sanılmaktadır. Dünya Musevilerinin yarısından çoğunu Hazar Türklerinin soyundan gelenler oluşturmaktadır. Yahudilerin altı köşeli yıldızı kendilerine sembol ve bayrak yapmaları, Musevi Hazar Türklerinden dolayıdır. Altı köşeli yıldız, İslamiyetteMühr-ü Süleyman diye Yahudilik ve Hristiyanlıkta Davud’un Yıldızı diye bilinir. İsrail bayrağında bu sembolün mavi olarak işlenmesinin sebebi de, mavinin hemen bütün Türk boylarında ( Gök rengi ) Tanrı’ya işaret etmesidir. 14 Mayıs 1373 yılında Teke beyi Müberizüddin Mehmet’in Antalya burçlarına diktiği bayrakta beyaz zemin üzerine kırmızı altı köşeli yıldız vardı. (T. Gülensoy, Orhun?danAnadolu?ya Türk Damgaları) 6 köşeli yıldız TÜRK’lerde ED tamgasıdır….MU’da da görülür…bu konuyu ilerleyen zamanlarda kapsamlıca yazacağız….

  1. BÖLÜM : ROMA MEDENİYETİNİ TÜRKLER KURMUŞTUR

İtalyan tarihçiler, Romalıların siyasi ve idari kuruluş şekillerini, ordu teşkilatını, altın işleme sanatını Etrüsklerden öğrendiklerini yazarlar. Etrüskleri Latinlerden farklı bulurlar. Bulunan tabletlere göre , Etrüskler, Umbriya’ya indiklerinde onlara Tur-Sci diyorlardı. Sonradan bir E harfi gelip kelimenin başına oturmuştur. İtalya’da demir çağı Etrüskler ile Villanova bölgesinde M.Ö. 1200lerde başlamıştır. Latinler kendi medeniyetlerini Etrüsk mirası üzerine kurmuşlardır. Latinler Etrüsklere Tuski(Tusci) derlerdi. Avrupa’da karanlık çağın etkisinden ilk kurtulanlar bunlardır. Rönesansı başlatan bunlardır. Dante, Mikelanj, Leonardo da Vinci ve Napolyon hep Floransalıdır ; Floransa ise Etrüsklerin kültür merkezidir. Şair Virgil, heykeltıraş Vulka, İmparator Sezar ve Büyük İskender de birer Etrüsk idi.

CIBA ilaç fabrikasının Etrüsk diyarı Toskana bölgesinde yaptırdığı bir inceleme, buradaki halkın kan tahlili sonuçlarının İtalya halkından daha çok Anadolu halkına yakın olduğunu ortaya koymuştur. (HamptonChristopher, theEtruscansandthesurvival of etruria, London 1969; MassimoPallatitoEtruscologia, Milano , 1968,sf 291,88 ) Etrüsklerin İtalya’ya nasıl geldiğini, Avrupalıların Tarihin Babası dediği Yunan tarihçi Heredot şöyle anlatır : Anadolu’nun Lidya (Manisa) bölgesinde Kral Atyos zamanında şiddetli bir açlık baş gösterdi. Kral halkını ikiye ayırdı, Tyrrhenos adlı oğluna bir grubu alıp, kendine yeni bir vatan aramasını söyledi. Tyrrhenos, yanındakilerle birlikte İzmir’e geldi, gemiler yapıp denize açıldı. Adriyatik yolu ile İtalya’nın doğusundaki Umbriya sahillerine ulaştı ve oraya yerleşti. Lidyalılar İtalya’ya varınca liderlerinin adını aldılar : Tyrrhen . İtalya’nın batısındaki deniz şimdi bile Tirhen denizi olarak bilinir.

Eski çağların önemli yazarı Plütark da Romülüs’ün Hayatı adlı eserinde , Etrüsklerin İtalya’’ya gelmeden önce Lidya (Manisa-İzmir) ‘da yaşamış olduklarını yazar. Etrüskler M.Ö. 3000 yıllarının sonlarına doğru Anadolu’da görülmüşlerdir. Eski Romalılar, Truva (Troya) savaşından kurtulan Truvalıların İtalya’ya göç ettiklerine ve Latinlerin atası olduklarına inanırlardı. Bulgar bilim adamı Vladimir Georgiyev de Truvalılar ile Etrüskleri aynı soydan sayar , şöyle der : Kralları Enea ile Troyalılar İtalya’nın batısına yerleşip Yeni Troya’yı kurdular. Burada ancak Etrüskler söz konusu olabilir. Çünkü Heredot, Strabon, Servius, Seneka, Solinus, Tacikus, Plütark, Festus ve başkaları onların Batı Anadolu menşeli olduklarını söylemiştir. (TroerundEtrusker Der HistorischeKern der EneasSage , Wiesbaden ).

Attila M.S.451 yılında Galya’da Romalılar ile savaşırken, Troyes adlı şehri yağmalamayacağını söylemişti. Çünkü o şehir Türktü. Bizanslılar Türklerin, Truvalıların Torunu olduklarına inanırlardı. Bizanslı T. Gazes ile İtalyan F. Filelfo arasında teati edilen mektuplarda 15. asır Türklerinin eski Truvalıların neslinden geldiği; Türklerin İstanbul’u fethetmekle Grekler’den Truva’nın intikamını aldıklar ifade edilmektedir. (Kafesoğlu İbrahim, Tarihte Türk Adı  Türklerin Avrupalılarla Müşterek Troya Menşeleri Efsanesi Üzerine Araştırma, İstanbul 1961)

Etrüsklerde devlet, Kuzey-Orta-Güney olarak üçe ayrılmış, bunların her biri de 12 boya bölünmüştü. Bu bölünme , Türklerin Sağ-Merkez-Sol sistemiyle aynı olduğu gibi, her kolun 12 boya ayrılması aynıdır. Eski Etrüskler, yeni Türk Aleviler gibi 12 sayısını kutsal görürlerdi. İtalya’da Etrüsk çağı Truva savaşından sonra, M.Ö. 13. asırda başlamış, Romalıların son Etrüsk şehri Volsini’yi yıktıkları M.Ö.265 yılına kadar devam etmiştir. 1000 yıllık sosyo-kültürel birikim böylece Romalılara terk edilmiştir. Fransız EtrüskologAlainHus ise bu gerçeği şöyle dile getirir: Etrüsklerin epopeleri, efsaneleri, gelenekleri, Romalı tarihçiler tarafından Romalılara mal edilmiştir. (GliEtruschi, popolosegreto  çeviri  1959, sf 137 ) Titus, Livitus, Plutark’a göre Roma’yı kurdun emzirdiği ikiz kardeşler Romus ve Romülüs’ten ikincisi kurmuştur. Bu yazarlara ve Virgil’e göre Romülüs, Troyalıların torunudur, yani Roma’yı kuran kişi ; Anadolu kökenli bir Etrüsktür, Tirhen’dir(Troyan) .

Etrüsk krallarının adları, sonradan Latinler tarafından deforme edilmiş, sonlarına us takısı, bir de Latince ad eklenmiştir. Roma Krallarının adlarını aslına uygun yazarsak, sırası ile şu isimleri elde ederiz : Rumulu(s), Numa, Tullu(s), Anku(s), Tarkhuin(us) ( =TARKAN ), 2.Tullu(sus), 2. Tarkhan.

  1. BÖLÜM : YUNAN MEDENİYETİNİ TÜRKLER KURMUŞTUR

Pelasg Devleti M.Ö. 3000 yılında Yunanistan’da , Etrüsk Devleti de M.Ö. 1300 yıllarında İtalya’da kurulmuştur. Akdeniz’in batısına bugün dahi Tirhen (Tyrrhen) denizi denir ; eski yuınancada Y harfi U okunurdu, demek ki bu kelime Turhan’dır. Etrüsk kelimesinin Yunancası Tyrrhen’dir. Eski Yunan yazarları Tyrrhen-Pelasg olarak kullanırlardı. Yani Pelasg-Tyrrhen-Etrüsk ; aynı millet için değişik zamanlarda değişik toplumlar tarafından kullanılan adlardır. Heredot’a göre Tyrrhenlerin yukarısındaki Kreston şehrinde , Çanakkale boğazı civarında , Plakya ve Skulata şehirlerinde oturan Pelasg kalıntısı ahali, barbar bir dil konuşuyorlardı. Yunanlılar, kendilerinden olmayana barbar derlerdi. Bu da Pelasgların Hint-Avrupai olmadıklarının delilidir. Heredot’a göre Yunanlılar büyük millet haline gelmiş olmalarını Pelasglara borçludurlar. Yunanlıların aslında zayıf bir millet olduğunu ; ancak barbar milletler ve bilhassa Pelasglar ile karıştıktan sonra büyük millet haline geldiğini belirtir. Heredot’tan sonraki tarihçiler Pelasg ile Tyrrhen kelimelerini aynı anlamda kullanırlar. İyon-Yunan-Grek-Helenlerin Yunanistan’a gelişi M.Ö.2000 yıllarındadır. Pelasgların Yunanistan’a gelişi M.Ö. 3000 yıllarındadır.

  1. BÖLÜM : DÜNYA TÜRK OLSUN

Özgürlük ve Milliyetçilik birbirine düşman kavramlar gibi görünse de Müslüman Dünyasının tarihinde Türklük ile Özgürlük hiçbir zaman çelişmemiştir. Özgürlük ortamında Türklük ortaya çıkabilir. Demokrasi ortamında da İslam belirir. KuranıKerim’de Allah’ın (C.C.), mealen : “Hak Geldi, Batıl zail oldu, batıl yok olucudur” diye buyurması Demokrasi ve özgürlük ortamında yani çok serbest bir tartışma ortamında İslamın, tüm felsefeleri yok ederek kendiliğinden en yüksek gür sada olarak belireceğini bizlere müjdelemektedir. “Düşüncemize güvendiğimiz için düşünce özgürlüğünden yanayız, inancımıza güvendiğimiz için inanç özgürlüğünden yanayız.” Altta açıklamasını yaptığım anahtar metin, ancak özgürlüğün olduğu ortamda Türklüğün yüzde yüz temsil edilebileceğini anlatmaktadır. Özgürlük ve Demokrasi artık, Türk-İslam ahlakına aykırı değil, onların yardımcısı ve tabiri-caizse sekreteridir. Türklük evrensel bir eylemdir. Amerika Birleşik Devletlerinin başını çektiği Hristyan güçler, İsrailin kurduğu Musevi güçler, Dünyamızı korkuya kana ve karanlığa daldırmıştır. Osmanlının duraklamasından bu yana her türlü felsefe sonuna kadar uygulanmıştır. Denenmemiş tek sistem, Türkün Sistemidir. Türk’ü Evrene sığmaz hale getirecek tek nokta ‘TÜRKÜN MANTIK YAPISI’dır. Türk bu dünyanın en faal İslam hizmetçisidir. Türk rahat bırakılırsa rahat durmaz, Dünyaya nizam vermeye başlar. Türk’ü rahat bırakmamak için ne gerekiyorsa yapıldı, Asker milletolduğumuzdan Askerlik kurumumuz Türk Düşmanlarının eline geçmeliydi, bu noktayı geçelim, Türk Milliyetçiliği Türk’e kan kusturacak şekilde mafyacılığa Moğol Hayvanlığına ve şiddetli şekilciliğe hizmet edecek şekilde Türk’ün kafasını berbat etti, misyonunu iğdiş etti. Türklük Milli Misak dışına çıkarılmadı. Türklük adına ne varsa hepsi İsrailin terminoloji tekelciliğine alındı. Türk baskıda değil özgürlükte Türklüğünü hisseder. Ben Türküm. Beni milli misak denilen çizgilere hapsedemezsiniz. Beni Dünyaya geri millet diye gösteremezsiniz. Benim kültürümü yasaklayamazsınız. Ben Türküm. Özgür olduğum gün ‘Türk Milliyetçiliği’ denilen kavram da anlatmak istediği içeriğe kavuşur. Ben Türküm ne ABD ne Yahudi dönmeleri ne Yahudileri Devlet erkanına alan  çağdaş taklitleri beni bağlamaz. Herşey Türk’ün cihadı için beklemektedir. İçindeki Türklüğü özgürleştir, hakim olsun Cihana yeniden!DÜNYA ACUN’A NİZAM VERECEK O KANI BEKLİYOR….ACU’NUN KALBİ ORTA ASYA -CAN DAMARI’DA TÜRK’TÜR…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ