Bir ramazan ve bayram daha bitti ve gitti ömrümüzden. Ancak, imtihanımız bitmedi. Oldukça kıymetli kazanımlar elde ettik nefs ve ahlak adına. Maneviyatımız ve irade yönüyle de. Bu nedenle ramazan sonrasında da kazanımlarımız bitmemeli. Ahlâk ibadet, maneviyat, bereket, yardım ve sadakalarımız sürmelidir. Oruçsuz günlerde de sabırlı kalabilmeliyiz mesela. Neden?
Çünkü ramazan, insanın içine kurduğu bir atölyeydi aslında.
Orada nefs törpülendi, arzular dizginlendi, kalp eğitildi.Ama şimdi o atölyenin kapısını kapatıp çıkarsak hiç kulluğumuza uygun olur mu? İçeride yarım kalmış bir insan bırakmış olmaz mıyız? İhsan hali dediğimiz güzel bir ahlak ve manevi seviye öyledir ki, kalabalıklar dağıldığında yalnızken de iyi olabilmeli insan. Kimse görmezken de doğruluğu tercih edebilmelidir. Bayram bitti diye kulluk da bitmedi ya! Gerçek ibadet ve ahlaklı insan olabilmek bu devamlılıkta gizli değil midir?Çünkü ibadet, sadece belirli zamanlarda yapılan değil;insanın kendini Allah’a ait hissettiği her andadır.
Öyle ise şimdi kendimize sorma vakti; ramazan bizde ne bıraktı?Sokaklar yine eski sesine döndüyse, telaş, hesap, geçim kaygısı ve biryerlere yetişme hızı geçen o kutsal zamanı unutturmuş ise kazanımlar da kanıksanmış sayılmaz mı?Bayram biter mi gerçekten, yoksa biz mi onu erkenden terk ederiz?Bir ay boyunca kalbimize misafir ettiğimiz o incelik, o yumuşaklık, o kendini tartma hali, dilimize düşen “sabır”, soframıza gelen “şükür”, avuçlarımızdan süzülen “sadaka”lar…Hepsi de bir anda dağılıp gidecek kadar hafif midir?Elbette ki hayır!
Çünkü onlar sadece bir ay yaşanacak güzellikler değil, bir ömür taşınacak emanettirler.Bir ay boyunca sabretmeyi öğrenip, bir günde öfkeye dönmek. Bir ay boyunca açın halini anlayıp, sonra sofrayı israfla doldurmak. Bir ay boyunca gözyaşını dua diye yükseltip, sonra suskun kalmak. Önce camileri koşup, sonra minareden okunan ezanın çağrısına kulak vermemek, camileri cemaatsiz ve öksüz bırakmak. Hepsi de bir kayıp değil midir?Evet asıl kayıp, ramazanın yahut bayramın gün olarak bitmesi değildir. Bilakis bu zamana ait anlamın içimizde bitmesidir.Ramazan “manevi bir depo” ise, bayram onun kapısını kilitlemek değil; içindekileri yıl boyunca tüketmeyi bilme tasarrufudur.Çünkü insan, neyi biriktirirse ona dönüşür.
Bir gerçeğimiz daha var ki, maalesef bayram herkese bayram olamadı.Bir yerlerde çocuklar hâlâ korkuyla uyanıyor. Bir yerde anneler hâlâ evlatlarını toprağa emanet ediyor. Başka bir yerde sofralar hâlâ boş, gözler hâlâ dolu. Oysa ümmet dediğimiz topluluk sadece bir kelimeden ibaret değildir. Onun tanımı sözcüklerden öte aynı acıyı paylaşabilme kudretidir.Eğer bir coğrafyada bayram tatlıları dağıtılırken, başka bir coğrafyada kan akıyorsa ve biz bunu hissetmiyorsak burada bir eksiklik vardır.
Çünkü gerçek bayram, sadece sevinci paylaşmak değil, acıyı da omuzlamaktır.
Dua, sadece elleri açmak değil, bir insanın yükünü kalbine alabilmektir. Sadaka, sadece vermek değil, başkasının açlığını kendine dert edinebilmektir.Yardım, sadece uzatılan bir el değil, “ben yalnız değilim, sen de değilsin” diyebilmektir.Eğer bu duygular bayramdan sonra azalırsa… Aslında biz bayramı yaşamamışız demektir.
Ümmet bilinci dediğimiz şeyaynı kıbleye dönenlerin birbirine sırt dönmemesidir.
Tevhid hassasiyeti, bir olan Rabbe inananların, kalplerini de bir tutabilmesidir.Hissetmek ise mümin olana ciddi bir sorumluluktur. Evet, bayram bitti.
Ama kalbin hâlâ açık, merhametin hâlâ canlı, gözlerin hâlâ bir mazlum için dolabiliyorsa…
İşte orada senin için bayram bitmemiştir.Orada durabilen insan hâlâ insandır.


Yorumlar kapalı.