Bazı ayların adı sadece takvimlerdedir. Bazı ayların ise insanın kalbinde bıraktığı iz başkadır. İçimize dokunan, duyguyu hissettiren, hatıralara götüren, yoğunluğu yüksek bir zamandır. İçinde biraz yalnızlık, biraz geçmiş, biraz bekleyiş, biraz da hayatın sessiz kırgınlıkları vardır. Ne tam baharın masumiyetidir ne de yazın hoyrat sıcaklığı. Geçmişle gelecek arasında duran bir eşik gibidir Haziran…
Sabahları toprağın üzerinden yükselen ince bir koku, akşamları gökyüzüne yayılan kızıllık, uzaklardan gelen kuş sesleri ve yıllar önce unutulduğunu sandığımız acılı ya da mutlu hatıraların yeniden kapımızı çalmasıdır Haziran. İnsan da tabiat gibidir aynen. Kendi mevsimini ve geçmişini yaşar. Bir Haziran akşamında açık kalan bir pencere, eski bir evin duvarına vuran güneş, yıllar önce kaybettiğimiz bir insanın sesini taşıyabilir. Çünkü hafıza, zamanın silemediği gizli bir bahçedir. Bazı kapıları yıllarca kapalı tutar, sonra hiç beklemediğimiz bir anda ardına kadar açar. Bir anda kendinizi çocukluğunuzun, gençliğinizin yahut yıllar önce birlikte arkadaşlık ettiğiniz bahçelerin avlusunda bulursunuz.
Akşam ezanı okunmadan eve dönmesi gereken günleriniz gelir aklınıza. Annenizin avludan seslenişi, babanızın yorgun ama güven veren bakışı, dedenizin mis kokulu sakalında gölgelendiğiniz çocukluk günlerinizi hatırlatır haziran yaprakları. O günlerin kıymetini bilmeden yaşadığımızı fark ederiz. Çünkü insan çoğu zaman sahip olduğu güzelliklerin kıymetini bilmez. Nankör ve acımasız davranır ta ki onları kaybedene kadar. Haziran biraz da kaybettiklerimizin sessiz ayıdır belki de. Kimisi için artık açılmayacak bir kapının önünde beklemektir. Kimi için de yıllar önce veda ettiği bir insanın mezar taşına dokunmaktır. Bazısı için de yarım kalmış bir sevdanın içindeki ince bir sızıdır.
İşte haziran güneşi tam da bu gerçekleri hatırlatır insana. Güneş nasıl toprağın altında saklanan tohumu ortaya çıkarıyorsa, zaman da kişinin kendinde sakladığı belki de farkında dahi olmadığı gerçekleri görünür kılar. Bazen sabrını, bazen sevgisini, bazen de ne kadar yorulduğunu. Hazreti Mevlâna’nın da dediği gibi: “Dert, insana yol gösterir.” Çünkü bazı yollar haritayla değil, yaşananlarla öğrenilir. İnsan büyüdükçe anlar ki hayat, sadece güzel günlerden ibaret değildir. Bahçede açan çiçek kadar, yere düşen yaprağın da bir hikâyesi vardır. Gülün kokusu kadar, dikenin acısı da hayatın içindedir. Belki de bu yüzden yaş aldıkça insan, daha az konuşup daha çok hissediyor. Hayat yolculuğunun gürültüsünden uzaklaşıp yeniden kendine dönüyor. Çünkü orada bazı unutulmuş sevinçler vardır.
Hiç kimse, içinde yeniden doğacak bir baharı tamamen kaybetmez. Hâlâ sevecek bir kalbimiz, hatırlayacak bir hafızamız ve yeniden başlayacak kadar nefesimiz vardır. Belki de hayatın en güzel tarafı budur. Mevsimler değişir. Zaman geçer. İnsan değişir. Ancak kalbindeki iyiliği koruyan için her haziran, hayata yeniden açılan bir kapıdır. Zira o, biraz da insanı anlatır…


Yorumlar kapalı.