Her çiftçinin dört gözle beklediği zamandır hasat mevsimi. Adeta bir çocuk hassasiyetiyle toprağa ektiği tohumu sulayıp gübreledikten sonra, bakımı yapılarak büyütülen ve sonrada başak halini almış bıyıklı taneleri tatlı bir zevkle izler, tarlasının kaşına oturan köylülerimiz. Ne de olsa bir yıllık alın teridir izlediği. Şöyle bir rüzgâr esmeye dursun hele! Başakların tek yöne doğru yatarak dalgalı bir seyir halinde oluşturduğu manzara; doğrusu zevk verir gösterilen bunca ihtimamın ardından, çiftçilerimize…
İşte Mayıs ayında başaklar süt tanesi aşamasından geçip, ısınan Haziran sıcağı ile birlikte sertleşerek buğday başağı halini alma zamanına erişir. Temmuz ise başını yerlere eğen buğday başaklarının, kızarmış bir kehribar gibi çiftçisince biçileceği zamanı beklediği andır. Eski zamanlarda tırpanlarla yapılan biçim işlemi şimdilerde göç veren köy insanının iş gücünü kaybetmiş olması nedeniyle yerini biçer döverlere bıraktığı bir çitçilik gerçeği olarak karşımızda durmakta. Elbette iş gücünü kaybeden köylülerimiz teknolojinin kolaylığından yararlanmak isterler. Ama ne kadar kaçılırsa kaçılsın köy demek iş demektir. İş demek alın teri demektir. Alın teri demek ise helal lokma demek… Velhasıl çiftçilik ve köylü çiftçi deyince işten kaçmak ve yorulmak diye bir şeyden söz etmek mümkün değildir. Çilekeş köylüm benim, kaderine razıdır ve helal lokmasının peşindedir her daim. İsyana yer yoktur onun lügatinde. Bu da bizim hayat sınavımız diyerek dünya şartlarına teslimdir, sınavını kazana bilmek adına. Zira çok da alternatifi yoktur…
Hakikaten buğday hasat sezonuna ulaşmak zevk verirken insanlarımıza, geride bırakacağı yorgunlukta ürkütücüdür aslında. Haydi, son bir hamle diyerek kalkışılan 15-20 günlük maratonda canhıraş bir çalışma yapılır. Akşamları evin merdivenlerini çıkarken dizinin dermanı kesilmiş görünen hali, çiftçilerimizin yorgunluğuna dair resmedilmiş çarpıcı bir harman manzarasıdır, hasat mevsiminde. Gece yattığı yeri beğenir köylü çiftçimiz, günün yorgunluğunun mağlubiyeti karşısında. Sabah ise tekrar aynı maraton başlar bir kez daha… Tez elden harman kalkmalıdır çünkü. Şayet yağmur veya dolu yağarsa korkusu her zaman hâkimdir harman süresince. Kızdıran hava “kesin afatı da beraberinde getirir” der, köy büyüklerinin yaşanmış tecrübeleri. Bu nedenle hummalıdır harman faaliyetleri. Patoz yapılırken verilen iğde gölgesindeki molalar; doğrusu zevk verir, ısınmış terli bedenlerin soğutulması için tanınmış bir fırsat olarak. Bir yandan katkısız yoğurtlardan yapılan ayranları dikerken başımıza diğer taraftan sıcak çay, yorgunluğu alacak cinstendir hiç kuşkusuz. Birde bakmışsınız rehavet çökmüştür bile. Fakat diğer yandan da tarlada iş sizi beklemektedir. Bırakmazlar ki kendi halinize! Şöyle yarım saat kuş cıvıltıları, kırlangıç cırıltıları ve çekirge zıplamaları arasında sere serpe uzanmışken, toprağın üzerinde bir güzel uyku çekmeye. Vakit çalışma vaktidir zira. “İşi bitir istediğin kadar uyu” ültimatomu ile ayağa kalkarsınız zımba gibi… Patoz bitmelidir. Çünkü esen rüzgârda nem havası vardır. Kızdıran hava ve dönen bulutta ise yağmur gizlidir. Değmeye dursun sapa bir damlacık yağmur. İşe o zaman siz o harmanın hayrını görün. Ne saman saman olur, ne ıslanmış sapı patoz, biçer eritir, ne de yaş başağı ambara koyabilirsiniz. Çile mi, çiledir doğrusu…
Hepinizin her türlü hasadı hayırlı, işleri kazasız ve belasız, kazancınızın ise bol ve bereketli olmasını diliyorum.


Yorumlar kapalı.