1. Haberler
  2. Köşe Yazıları
  3. Susmanın Zarafeti

Susmanın Zarafeti

0
Paylaş

Kelimelerle konuştuğumuzu zannetsek de insanı en çok ele veren şey, söyleyemedikleridir. Bazı zaman olur ki, dil hakikati taşımaya güç yetiremez. Çünkü duyguların ağırlığıharflere sığmaz. Kimiyaşananlar vardır ki cümleler onları taşıyamaz. İşte o zaman susmak, kelimelerin ulaşamadığı yere varan en güçlü anlatıma dönüşür. İnsan bir ömür konuşur da yine dekendini anlatamaz. Ancak sözler sustuğunda hal ve duruş konuşmaya başladığında o tek bir anlık sessizlik, kütüphanelerce kitabın anlatamadığını haykırır.

Varsın sessizliği kimileri eziklik, korkaklık, yenilgi yahut kabulleniş sansınlar. Oysa susmak bir hikâyenin en güçlü anlatımıdır. İçinde dağların ağırlığını ve okyanusların derinliğini taşır. İçeride kopan fırtınalar dışarıdan bakıldığında durgun göl gibi görünse de dibinde görünmeyen hızlı bir debi vardır. Bu yüzden suskun insanların yüreği görünmeyen depremlerin sinesidir aslında. Eskimeyen büyüklerimiz “Söz gümüşse sükût altındır.” demişler. Bu ifade, hakikatin bazen sessizlikte saklı olduğunu kulağımıza fısıldar, idrakimize yansıtır. Nitekim sözün büyük ustası Türkistan’ın büyük şairi Cengiz Aytmatov: “Hem konuşmaya ne gerek vardı? İnsan her şeyi anlatamaz, zaten kelimelerde her şeyi anlatmaya yetmez…”demiyor mu?

Hayatımız boyunca birçok hikâye biriktiriyoruz. Çocukluğumuzda kırılan oyuncaklar, gençliğimizde yarım kalan sevdalar, dost bildiklerimizin verdiği zahmetler, mezar taşına dönüşen özlemler… Bunların hepsini anlatmaya kalksak ne kelimeler ne de yıllar yetmez. Bugün dönüp geçmişe baktığımızda, bizi en çok yaralayan şeyler söylenenler değildir. Çünkü “Dilin kemiği yoktur.” Her tarafa döner. Sahibi yönetemezse dilini her sözcük bir mermi gibi yaralar. Söylemle eylem bir mi ona bakmalı insan. Kelimeler çoğu zaman süslenebiliyor. Eğilip bükülüyor. Lakin gönüle düşen sessiz bir damla sızı asla yalan söylemiyor. Bu nedenle söylenmesi gerektiği yerde söylenmeyenler ve eyleme geçilmesi gerektiği yerde yapılmayanlardır insanı üzen. Bir sevdanın sarmayışı, bir annenin içine attığı gözyaşı, bir dostun vedasız gidişi gibi. Bunların hepsi sessizliğin dilidir. Öyle insanlar vardır ki “Seni seviyorum.” sözünü hiç duymadan da sevilir. Bazen de bu sözü bin defa duyduğu halde sevgisiz kalınır. Demek ki hakikat kelimelerde değil, yüreğin sesindedir…

Bazı sessizlikler kelimelerden daha gerçekçi bir biyografidir. İnsanın en derin tarafı sadece kelimelerle keşfedilmez. İbadetler bile böyle değil midir? Elleri açıp yapılan dua gönülden gelmiyorsa, pişmanlık tövbeleri yürekten tütmüyorsa, tefekkür sükût ile desteklenmiyorsa sahibine ulaşır mı hiç? Bu nedenle dudakların söyleyemediği de kıymetlidir. Sessizlik de bazenzikrin en güzel halidir. İnsan, bütün dünyanın gürültüsünden uzaklaşıp kendi içine döndüğünde Rabbinin sesini daha berrak duyar…

Ne acıdır ki günümüzde en çok, konuşanlar alkışlanıyor, hissedenler değil. Sosyal hayat, sürekli kendini anlatmayı marifet sayıyor. Oysa hakikatli insanlar, yaşadıklarını reklam etmeyenlerdir. İyiliğini gizleyen, acısını büyütmeyen, sevgisini gösterişe dönüştürmeyen insanlar… Onların hikâyeleri dudaklarında değil, karakterlerinde okunur.Bazı acılar, sahibine emanettir. Bazı gözyaşları yalnızca Allah tarafından görülmek için akar…

İşte bu yüzden suskun insanlar, en güvenilir hatıraların bekçileridir.

Susmanın Zarafeti
+ -

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Açıksöz Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.