Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 6,12 / Satış: 6,14
€ EURO → Alış: 7,20 / Satış: 7,23

“Dreyfus Davası” mı, “Aydınlar Savaşı” mı?..-1

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 30.05.2016
  • 505 kez okundu

Doğrusu
1894 yılında, casuslukla suçlanan Fransız Subay (Yüzbaşı) Alfred Dreyfus’un
Fransa’da yargılandığı dava ve ardından yaşanan gelişmeler, tarihte “Dreyfus
Olayı”
olarak iz bıraktı. Bu iz, Kılıçdaroğlu’na ilham kaynağı olmuş.
Tarihten ibret alma bağlamında saygı ile karşılanabilecek bu ilhamın, korkarım
kirli bir komplo ile başına geçtiği partisinde “yürüyen merdivene ters
binen adam”
imajıyla siyasetteki ilk adımı atan adama çok fazla bir
yararı olmayacaktır.

Kılıçdaroğlu’nun
gündeme getirdiği, ona yaptığı gönderme ile kendisinin de tarihte şanlı(!) bir
yer alacağını beklediği bu “Dreyfus Olay”ını merak eden birkaç
okurumla konuyu –bilgi dağarcığımın elverdiği ölçüde- sohbet konusu ettik. Bu
anlatıyı diğer okurlarımla da paylaşmak için önce gündeme gelişi, daha sonra da
tarihte bıraktığı ize bakıp bir sonuca varmak lazım.

“Yumuşak
Güç”, “Gandi Kemal”, “Devrimci Kemal”
gibi kendi özüyle hiç bağdaşmayan
sıfatlarla pazarlaması yapılan, ama tüm sahte sıfatların yaldızları döküldükçe
yeni yeni arayışlarında “Kanlı Kemal” merhalesinde(!) karar kılan
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, geçen hafta partisinin Merkez Yönetim
Kurulu (MYK) toplantısında, dokunulmazlığının kaldırılmasının ardından
yaşanacak yargı sürecinde yapacağı savunmayı “Haklılığımızı ortaya
koyacağız. Esas savunmamız, bizi suçlayanların suçlu olduğunu ortaya
çıkartacak. Mahkemede tıpkı Dreyfus kadar önemli dünya tarihine geçecek bir
savunma yapacağız. Bütün dünya bizim davamızı izleyecek ve bizim haklılığımızı,
bizi suçlayanların haksızlığını tüm belgeleriyle görecek. Dreyfus, kendi
savunmasını yaparken önce suçlanan aydın ve yazarların suçsuzluğunu, sonra da
kendi suçsuzluğunu ispatlamış ve kendisini suçlayanların suçlu olduğunu ortaya
koymuştu. Tarih bizim haklı olduğumuzu yazacak. Diktatörün gerçek yüzünü,
yargılandığım mahkeme salonlarında tüm dünyanın gözü önünde ortaya koymak
istiyorum. Biz haklıyız, hiç kimse korkmasın, biz kazanacağız”
meydan
okumasıyla noktaladı.

Kılıçdaroğlu’nun kendisiyle
özdeşleştirdiği Yahudi kökenli Fransız Topçu
Yüzbaşı Alfred Dreyfus, Fransız devleti tarafından Alman hükümetine askeri
sırları satmakla/casuslukla suçlanmış, Savaş Bakanı General Armand Mercier du
Patty de Clam’ın taraf olduğu davada itham edilen Dreyfus, yapılan yargılama
sonucunda oybirliği ile alınan kararla suçlu bulunmuş ve ömür boyu hapis
cezasına çarptırılmıştı. Casuslukla suçlanan Yüzbaşı
Dreyfus yaşam boyu hapis cezasını çekmek üzere 1895’te Şeytan Adası’na
gönderilmişti. Aslında dava, Fransa’da bir devlet politikası olarak da
tırmanmış olan bir etnik ayrımcılık (Yahudi karşıtlığı) davasıydı.  Nitekim iki yıl sonra ortaya çıkan belgelerde
gerçek suçlunun bir başkası (Binbaşı Easterhazy) olduğu kesine yakın
delillerle ortaya konmasına rağmen ordu üst
yönetiminin müdahaleleriyle değiştirilen delilleri dikkate alan Fransız devleti
Dreyfus’un aklanmaması için her türlü argümana başvuruyordu.

İşte Kılıçdaroğlu’nun atıfta bulunduğu –davadan
çok- “Aydınlar Savaşı” denebilecek “Dreyfus Olayı”
bundan sonra yaşananlarla tarihe geçti. Zaten çoğu tarihçi, Dreyfus’un
savunmasını ikinci plana alır; asıl davadan sonra Dreyfus’un Fransa’da giderek yaygınlaşan Yahudi düşmanlığının kurbanı
olduğu ve adil yargılanmadığı kanaatinden hareketle Emile Zola’nın Fransız Cumhurbaşkanı’na hitaben yazdığı
ve yargılamanın adil yapılmadığını öne çıkaran “Suçluyorum-J’Accuse”
başlıklı “Cumhurbaşkanı Felix Faure’a Açık Mektup” makalesinin 13 Ocak 1898’de L’Aurore,
gazetesinde yayınlanması ile başlar. Davanın/Olayın dönüm noktası bu makale
ile başlayan “Aydınlar Savaşı”dır. Sonuçta kitlesel bir
hareketlilikle kamuoyunda oluşan genel beklenti sonucu yargılama yenilenir. Bir
ay süren duruşmalar sonunda Dreyfus yine suçlu bulundu. Fakat bazı hafifletici
sebeplerin varlığı kabul edilerek yeni
yargılama sonunda beraat eden Dreyfus, ordudaki görevine iade edilir.  Birinci Dünya savaşı’nda da orduya
hizmet ettikten sonra emekliye ayrıldı. 1935 yılında Paris’te öldü. 

Bir ara not; tarihe malolan bu büyük kitlesel hareketin öncüsü Emile Zola ise, yapmış olduğu bu eylemin içerdiği bazı
ifadelerindeki hakaret iddiasıyla açılan davada suçlu bulundu. Aldığı cezayı
çekmek istemeyen Zola, kurtuluşu İngiltere’ye kaçmakta buldu.

Devam edeceğim…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ