Acayip bir varlıktır şu insanoğlu. Henüz yaşanmamış günlerin yükünü omuzlarında taşıyor. Gelmemiş zamanların acısını çekiyor. Doğmamış ihtimallerin yasını tutuyor. Gelecek adı üstünde henüz gelmemiş. Olup olmayacağı, gelip gelmeyeceği, gelse de istediğimiz gibi görüneceği kesinlik arzetmez. Ancak insan onu çoğu zaman bir sonuç gibi düşünüyor. Bir süreç olduğunu ve belirsizliğe hamal olduğunu unutarak. Oysa gelecek ne bir hatıradır ne de bir kesinlik. O, daha çok bir ihtimalin incecik tülüdür. Rüzgârın yönüne göre şekil alan, insanın niyetiyle yön bulan, bazen de en güçlü iradeleri bile alaya alan bir muamma değil midir?
Belirsizlik, insanın en büyük sınavıdır. Çünkü kesinliği sever. Netlik, güven verir. Oysa hayat, netliğin değil ihtimallerin üzerine kuruludur. İnsan, bu ihtimaller denizinde yüzmeyi öğrenmek zorundadır. Aksi halde her dalgada boğulma korkusu yaşayacaktır.Gelecek dediğimiz şey ise aslında zamana değil, insana aittir. Çünkü zaman kendi halinde akıp gidiyor. Ne telaşı var ne de beklentisi. Sevki ilahi ile görevini yerine getiriyor. Telaş, insana aittir. Beklenti, insanın kalbine yerleşmiş en eski misafirdir. İşte bu yüzden gelecek, saatlerin ilerleyişinden çok, insanın iç dünyasında kurduğu bir sahnedir. O sahnede herkes kendine bir rol biçiyor. Kimi kazanan olurken, kimi kaybeden rolünü sahipleniyor. Kimi kavuşurken, kimi yarım kalmayı üstleniyor.
İnsan geleceği düşünürken aslında kendisini düşünür. Kendi korkularını, eksiklerini, arzularını ve gizli umutlarını. Gelecek dediğimiz şey, biraz da insan içinin dışa yansımasıdır. Bir insanın geleceğe dair beklentisi, onun bugünkü halinin en dürüst tercümesidir. Korkuyla bakan biri için gelecek bir karanlık kuyudur. Umutla bakan içinse henüz açılmamış bir kapı. Ancak burada ince bir ayrım vardır çoğu zaman karıştırılır. Umut ile hayalin aynı şey olmadığı. Hayal, genellikle gerçekle temasını kaybetmiş bir süstür. Umut ise kökü gerçekte olan, ama dalları göğe uzanan bir ağaç gibidir. Gelecek, hayallerle değil umutlarla kuruluyor. Çünkü hayal kurmak kolaydır ama umut etmek cesaret ister. İnsan, umut ettiği şeyin sorumluluğunu taşımak zorundadır. İşte bu yüzden bazı insanlar hayal kurmayı severken umut etmekten korkar. Oysa umutsuzluk haram değil midir?
Belirsizlikle barışamayan insan, gelecekle de barışamaz. Çünkü gelecek, kesinlik vaat etmez. O sadece bir ihtimal sunar. Bu ihtimal, insanın eylemleriyle şekillenir. Burada kader ve irade meselesi ince bir çizgide buluşur. İnsan ne tamamen özgürdür ne de tamamen mahkûm. O, bir yolcudur. Yolun tamamını belirleyemez ama attığı adımların yönünü seçebilir.Gelecek işte insanın attığı bu adımların toplamıdır. Küçük kararlar, büyük sonuçlara dönüşür. Bir anlık sabır, yılların huzurunu getirebilir. Ya da küçük bir ihmal, uzun bir pişmanlığa dönüşebilir. Bu yüzden gelecek, aslında büyük olayların değil, küçük tercihlerin eseridir. Çoğuzaman büyük şeylerin peşine düşerken küçük şeyleri ihmal ediyoruz. Bir gün büyük bir hayat, iş yahut kariyer kuracağını düşünürken o hayatı inşa eden küçük tuğlaları görmezden geliyoruz…
Unutulmamalı ki hayat hafife aldığınız her şeyin önemini bir gün hissettirir. İnsan da kendi geleceğini bugünkü yaklaşımlarıyla inşa eder…


Yorumlar kapalı.