1. Haberler
  2. Köşe Yazıları
  3. Ağustos’un Ağırlığı

Ağustos’un Ağırlığı

0
Paylaş

Takvim yapraklarının kıyısında, mevsimlerin en olgun ve en yorgun ânıdır Ağustos. O, yazın tahtına kurulmuş bir hükümdar gibi görünse de bu hükümdarlık, bir zaferin değil, tükenişin ihtişamıdır. Güneş, artık baharın o umut vaat eden ılık tebessümüyle selamlamaz. Zaman ise her şeyi kendine boyun eğdiren, yeryüzünü adeta bir kurşun levha gibi döven amansız bir cellattır. Sabahın erken saatlerinde bile havada bir ağırlık, bir teslimiyet vardır. Kuşlar şarkılarını yarıda kesmiş, böcekler yaprakların altına sinmiştir. İnsanlar ise gölgenin kıymetini en derinden idrak eden varlıklar olarak hayatı bir nefes alma mücadelesine indirgemişlerdir.

Bu ayın en belirgin vasfı, her şeyi bir mecburiyete dönüştürmesidir. Güneş doğar doğmaz, insanın içine işleyen o boğucu sıcaklık, bedeni olduğu kadar ruhu da teslim almaya başlar. Düşünceler ağırlaşır, hayaller bile terler. Ağustos bir orta yaş kederi gibidir. Artık mümkün olanların değil, kaçınılmaz olanların ayıdır. O, bir sonbahar habercisi olmasının yanı sıra, aynı zamanda yazın kendi canına kıydığı, en parlak anında kendi sonunu doğurduğu bir trajedi gibi… O bir ayna. Gökyüzü ateş, toprak susuz, gönül yorgun. İçimizdeki nefs de böyle değil midir? Yanmayı ister, serinliği özler. Oysa her susuzluk bir imtihandır. Her ter damlası bir sabır duasıdır. Güneş alnımıza değdikçe, kalbimiz kendi ateşini hatırlar.

Ağustos öğlelerinde, deniz bile uyuşuktur. Dalgalar, sahile vurmak için değil de usulca kıyıya yaslanmak için gelirler. Bu amansız sıcakta insanın kendi iç sesiyle baş başa kalması normaldir. Bir muhasebe, kıyas yapılır. Güneşe dayanamazken insan cehennemin sıcağına nasıl dayanacaktır? Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi mevsimlerin ve ömrün de bir sonu vardır. İşte Ağustos güzelliğin zirvesinden sam yeli ile karışarak ölüm kokusunu getirir ruhumuza. Dünün getirdiği yorgunluğun, geçmiş ayların birikmiş terinin ve gözyaşının ayıdır bu zaman. O, tükenmiş bir şiirin son mısraları gibi. Yeni şeyler söylemek için değil, söylenen her şeyin ağırlığını omuzlamak için vardır sanki. Yazın son damlası, onun bize kattığı kaçınılmaz olgunluk hissi ile…

İnsan doğasının en büyük çelişkisi, sahip olmadığını arzularken sahip olduğunun kıymetini bilmemesidir. Bu kıymet bilmezliğin en acımasız yüzüdür Ağustos. Tarihimizde bu vakit, zaferler ayı olsa da bireyselde hüzün vardır ortalıkta. Rüzgâr, gün boyu hareketsiz duran yaprakları ürkekçe okşar. Belki de ilk sararan yaprak, usulca dalından ayrılır ve yere düşer. O ân, bir dönemin bittiğinin en sessiz ve en acısız ilanıdır. Sonbahar, kapıda beklemektedir. Fakat Ağustos, kapıyı ona açmakta acele etmez. Son bir kez daha, o kavurucu nefesiyle dünyayı selamlar, meyvelerini tatlandırır, gece göğünü yıldızlarla donatır.

Sonra usulca, kimseye hesap vermeden, kendi küllerinden yeni bir mevsime doğru çekilip gider. Bir dahaki mevsimde yeni bir Ağustos görebilir miyiz orası da meçhul…

Ağustos’un Ağırlığı
+ -

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Açıksöz Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.