Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 8,33 / Satış: 8,36
€ EURO → Alış: 10,09 / Satış: 10,13

‘Güç zehirlenmesi’nin yan etkileri-2

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 24.05.2016
  • 4.162 kez okundu

Dün,
PKK/HDP’nin yaşadığı ‘Güç zehirlenmesi’nin açığa çıktığı dönem
ile bunun yan etkilerinden zaman içinde belirginleşen ve Anayasa sınırlarını
zorlayan tavır ve söylemlerinin doğurduğu etkinin Milletvekili dokunulmazlığının
kaldırılması, “Kanun karşısında eşitlik” ilkesi gereği haklarında
fezleke düzenlenmiş tüm partileri içine alan düzenlemenin hukuk yolunu açtığı
bir aşamaya gelindi.

Bu
arada 40 yıldır Türkiye’nin ayağındaki terör prangasından kurtulmasına fırsat
vermek istemeyen sözde dost ve müttefik ABD ve Avrupa Birliği’nin ötedenberi
sinsice sürdürdüğü, ancak Suriye olaylarının patlak verdiği 2011’den beri
açıktan ve pervasızca sergiledikleri PKK terör destekçiliği bu konuda kendisini
bir kez daha gösterdi. Diplomatik, siyasi ve dünya kamuoyu oluşturma
araçlarıyla ülkemizdeki hukuki süreci baskı altına almaya yönelik argümanlarla
dörtbir koldan –deyim yerindeyse- silahsız bir saldırı başlatmış görülüyorlar.

Bu
arada asıl dikkatimi çeken bir durumu burada kaydetmeliyim; PKK/HDP’nin Eş
Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, dokunulmazlık tartışmalarının başladığı
günlerde yaptığı bir açıklamada daha önce alçak sesle dillendirdikleri “yerel
parlamento”
düşüncesinin çıtasını yükseltmiş, TBMM’ne alternatif bir
parlamento oluşturma düşüncesini yüksek sesle dillendirerek üstü kapalı bir
tehditte bulunmuştu. O günlerde üzerinde çok fazla durulmayan bu açıklamanın,
bugünlerde ete kemiğe büründürülmek istendiğinin ipuçlarını görüyoruz.

Kendilerine
her türlü siyasi desteği vermekte hiçbir sınır tanımayan CHP Genel Başkanı
Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir süre önce peşpeşe yaptıkları, Almanya seyahatleri
sonucu kullandıkları ortak dili; dokunulmazlıkların kaldırılmasına saatler kala
HDP Milletvekilleri Faysal Sarıyıldız ile Tuğba Hezer’in dokunulmazlıkların
kaldırılması ihtimaline karşı Türkiye’yi terk edip Almanya’ya kaçmaları; “Biz
sırtımızı YPJ’ye, YPG’ye ve PYD’ye yaslıyoruz bunu söylemekte ve savunmakta
hiçbir sakınca görmüyoruz. Sırtımızı kime yasladığımızı söylüyoruz, bundan
sonra da yaslamaya devam edeceğiz”
diyen HDP Eş Genel Başkan Figen
Yüksekdağ’ın da parlamentodaki oylamanın hemen ertesinde Almanya’ya gitmesinin
altında bir bit yeniği olduğunu düşünüyorum.

Tüm
zorlamalarına rağmen Türkiye’yi Suriye savaşına doğrudan taraf olmaya razı
edemeyen, Ortadoğuda’ki aktif aktörlüğünü törpüleyemeyen Amerika Birleşik
Devletleri, Avrupa Birliği’nin dominant ülkeleri, Rusya ve İran’ın, başını
PKK/HDP’nin çekeceği, ABD’nin Suriye’deki müttefiki PYD’nin de içinde yeralacağı  “Sürgünde Kürt Parlamentosu”
gibi bir oldu-bittiyle karşı karşıya getirilir miyiz, üzerinde düşünülmeğe
değer.

Böyle
bir oldu-bitti sonuç doğurur mu derseniz, bana göre, bunun sonuç doğurma şansı
hiç yok. Daha önce de yazdım; Kürtlerin İran’da kurdukları “Mahabat İslam
Cumhuriyeti”
nin akıbetini bilenler, böyle bir düşüncenin/teşebbüsün de
sonuç doğurmayacağını iyi bilirler. Ama bizi uzun yıllar uğraştıracak,
enerjimizi boşa harcattıracak; umudunu Türkiye’nin Ortadoğu’nun yeni kurucu/ düzenleyici
aktörlüğüne bağlamış halkların bir kez daha “öğretilmiş çaresizlik” içinde
dünya egemenlerinin kendilerine biçtiği role razı olmaları sonucunu
doğuracaktır. Bu hikayenin en dramatik sonucu o olur diye düşünmekteyim.

Bu
düşünce/öngörü bağlamında, gelecekte pişmanlıklara temel oluşturacak hatalara
düşmeme adına bazı noktalara azami dikkat gerekir; “Sürgünde Kürt
Parlamentosu”
gibi absürd bir olgunun, adını andığım devletlerce
destekleneceğini varsayarsak, bu aşamada hem yeni yeni güçler ve hem de silah,
lojistik destekle takviye edileceğine şüphe olmayan PKK’nın bu aşamaya
varılmadan –bedeli ne olursa olsun- bitirilmesi kaçınılmazdır. Batıdan Afrin,
Doğudan Kamışlı cephelerinden Suriye’nin kuzeyinin bir PKK devleti kurulmasına
elverişli(!) bir yurt olamayacağı tüm aktörlerin beynine kazınarak yazılmalıdır
ki, Türkiye’nin bütünlüğünü koruyacak temel argüman budur.

Bu
arada yargı kurumlarının savcılık ayağında dikkat edilmesi gereken nokta; dünyanın
neresinde olursa olsun, terörle özdeşleşmiş bir siyasi hareketin bazı
elemanlarının yargılanması doğaldır. Bu doğal hukuki işleyişin, içinde
bulunulan konjonktürün hassasiyeti içinde dikkatle sürdürülmesi ve
sonuçlanması, olmazsa olmazımız olmalıdır.  

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ