Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,75 / Satış: 5,78
€ EURO → Alış: 6,33 / Satış: 6,35

Kalleşliğin “Barış masası”!..-2

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 24.04.2016
  • 440 kez okundu

Kalleşliğin
ve ihanetin iki adresinden biri olan “Barış masası” temalı çözüm
oyunundaki asıl hedefi gözden kaçırmayalım. Türkiye’nin Temmuz 2015’ten beri
terörle mücadelesindeki kararlılığını en iyi fark edenlerin başında yıllardır
PKK’yı bir taşeron olarak kullanan Avrupa Birliği ülkeleri ile Amerika Birleşik
Devletleri geliyor. Kimi yorumculara göre, PKK’nın çözümden yana yeni bir
strateji arayışına girmesindeki asıl neden; AB ve ABD’nin ellerinin altındaki
taşeron örgütün tümden değilse bile, artık Ortadoğuda kıymeti harbiyesinin
kalmadığı minimize edilmiş salt kriminal bir yapıya evrileceği kaygısı. Başta
Türkiye ve Kuzey Irak Bölgesel yönetimini terbiye etmede kullandıkları en büyük
enstrümanı yitirme endişesi. Türkiye’nin “Çözüm süreci”ndeki
bölgeye bakışı ile bu son çatışmalı dönemde sivillerin korunması konusundaki
hassasiyeti PKK/HDP’nin tüm istismar kozlarını ellerinden almış; hakimiyetin
paylaşılamayacağı bir güvenlik ve huzur temelli mücadele konseptini işlerliğe koyması
Doğu ve Güneydoğu üzerine hesabı olanların tüm hesaplarını açığa düşürmüştür.

Çok
enteresan değil mi? 14 Nisan 2016 tarihli Karar gazetesinde yer alan bir habere
göre, PKK sorunu için  “silahlar
sussun, siyasetle çözelim”
mesajı verme adına HPD Eş Genel Başkanı
Marksist idelojiye bağlı Selahattin Demirtaş kendi partisinden bazı
milletvekillerini de yanına alarak  bir
kısım muhafazakar gazeteci ve yazarlarla Taksim’de basına kapalı bir toplantı
yapıp onlardan da destek istiyor. Ve kaderin cilvesine bakın; Gazete
haberindeki detaylara baktığımızda durum daha da vahimleşiyor; Marksist
Demirtaş, Zaman Gazetesi eski yazarı Ali Bulaç, Yazar Levent Gültekin, Yazar
Cihangir İslam ve Yazar Ümit Aktaş’ın da aralarında olduğu 40 kişinin katıldığı
toplantıda, yeniden çözüm masasına dönülmesi için neler yapılabileceğinin
ipuçlarını arıyor. 

Çözüm
arayışlarını sürdüren Demirtaş’ın gittiği Almanya’da, “Her gün eylemler,
askeri operasyonlar, PKK’nin bombalamaları, saldırıları oldukça barışı siyasi
zeminde konuşabilmek çok mümkün değil. Silahlar susmalı, çözüm, müzakere
masasına dönülmeli, hükümetle değil parlamentoyla, çözüm adına atılması gereken
adımlar konuşularak, İmralı’da, Kandil’de ikna süreçleriyle, tartışmayla bir
silahsızlanma, çözüm süreci rahatlıkla gerçekleştirilebilir”
açıklaması,
kimi çevrelerce alkışlansa da bunun PKK’nın yeniden toparlanması amacına
yönelik sinsi bir manevra olduğunu, Başbakan Davutoğlu’nun yazımın dünkü
bölümünde kaydettiğim ifadesiyle devletin de bunun farkında olduğunu
gösteriyor.

Gelinen
son noktada hergün operasyonlarla onlarca kayıp/kaçak verip zor duruma düşen
Kandil’in HDP üzerinden hükümete ilettiği “Öcalan’la görüşmeler yeniden başlasın.
İmralı’ya gidecek heyeti de siz belirleyin”
teklifinin hiçbir karılık
bulmadığı kulislere yansıyan bilgiler arasında. Bugünlerde PKK/HDP’nin seçmen
tabanı üzerinde yapılan kamuoyu araştırmalarında HDP’nin her seçimde yüzde
80’nin üzerinde oy aldığı Cizre’de devletin operasyonlarına çıkan destek, yüzde
65. Özerklik/özyönetim adına kurulan barikat ve hendekleri onaylamayanların
oranı yüzde 88. Sadece Cizre değil, diğer il ve ilçelerdeki sonuçlarda üç aşağı
beş yukarı aynı. Yöre halkı, giderek yalan üzerine kurulu, “Barış masası”
aldatmacasının bir oyundan ibaret olduğunun farkına varıyor.

Daha
bir ay kadar önce (17 Mart) Times’a demeç verip  “Biz Erdoğan’ı ve AKP’yi devirmek
istiyoruz”
 demecinin mürekkebi kurumadan “Biran önce silah
bırakmak istiyoruz, Öcalan devreye girsin”
çağrısını başka nasıl okumak
gerekir doğrusu bilmiyorum. Kan dökmenin dışında her yaptıkları sahte ve kahpe,
her söyledikleri yalan olan bir yapıyla şu aşamada ve sonrasında “çözüm
masası”
na oturup müzakerede bulunmak; “Masaya oturmaktan başka
çare yok”
demek, aslında doğrudan doğruya, “PKK’yla egemenlik
pazarlığı yapmaktan başka çıkar yol yok”
anlamına gelecektir ki, bu
ülke insanının kahir ekseriyeti bunu hazmedemez ve iktidarın toplumsal desteği
de berhava edilmiş olur. Bu ülke insanın sabır eşiği “egemenlik
paylaşımı”
na kadardır. Bu eşiği aşmaya kalkışmak, ülke insanını arkadan
hançerlemekle eş değer olarak algılanacaktır.

Devam
edeceğim…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ