Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,75 / Satış: 5,78
€ EURO → Alış: 6,34 / Satış: 6,36

Kalleşliğin “Barış masası”!.. -1

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 20.04.2016
  • 408 kez okundu

Günlerimizin
en aktüel konusu, içerden ve dışarıdan Türkiye Cumhuriyeti’nin mevcut
yönetimine dayatılmak istenen barış süreci, barış masası konulu dayatmalar.
İçerideki PKK/HDP’nin –Başbakanın deyimi ile- mazbatalı terörist sözcülerinin,
PKK ile mücadelede gelinen aşamadaki sıkışmışlığına bir çözüm arayışı olarak
dillerine dolayıp kirlettikleri “barış” söylemine yönelmeleri,
CHP’nin de katkıları ile tekrar yüksek tondan ifade edilmeye başlandı. Bunu
anlamak güç değil; PKK’nın “önüne yatarak(!)” siper olmaları
paralelinde, Avrupa Birliği ve ABD’nin de –Kılıçdaroğlu’nun deyimi ile- “altına
yatarak”
kendilerine müzahir olacak güç tahkimatına başvurmaları,
aslında toplumun hafızası ve aklıyla alay etmekten öte bir anlam taşımıyor.

Gelinen
noktayı netleştirmek için biraz gerilere gidelim; otuz yıllık kangrenleşmiş bir
sorunu “gerekirse bu uğurda Baldıran zehiri içerim” diye çözmeyi
kendisine hedef olarak belirlemiş bir liderin, “Başkan” Recep
Tayip Erdoğan’nın olağanüstü çabalarını boşa çıkartma adına, 10 Ağustos 2014
Cumhurbaşkanı seçimleri öncesi HDP’ye katılan sol bileşenlerin tetiklemesi
ile  “seni başkan yaptırmayacağız”
nefretini öncelemeleri, Devletin “barış”a yüklediği anlam ile
PKK/HDP’nin yüklediği anlam arasındaki farklılığı ortaya koydu. Devlet, her
platformda “barış”a “barış ve helalleşme” anlamını
yükleyip bunun gerçekleşmesi için her türlü siyasi riski –iktidar üzerinden-
üstlenirken, PKK/HDP bileşenlerinin liderlerinin gizli ajandalarında “barış”a
“iç savaş” anlamını yükledikleri 7 Haziran 2015 seçimleri ile “kör
gözüne parmağım”
dercesine pervasızca giriştikleri “halkların
bağımsızlık savaşı”
temalı hendek-barikat-çukur siyaseti ile cümle
aleme ilan edildi.  

“Barış”ın
“savaş”a evrilmesinde etkin rol oynayan Sırrı Süreya Önder ve yol
arkadaşlarının İmralı’daki bebek katili Abdullah Öcalan, Kandil’deki savaş
baronları ve HDP’ye atanmış siyasetçilerle arasına köprü kurdukları Marksist,
sol liberal entelektüeller, Erdoğan nefretinin beyinlerini esir aldığı Beyaz
Türkler tek cephede saf tuttular. Hatırlayın, Gezi kalkışmasının fitilini
ateşleyen aktivistlerin başında Sırrı Süreyya Önder ismi öne çıkmıştı. “Seni
başkan yaptırmayacağız”
sloganının da Önder tarafından üretildiği
basına yansımıştı.

İmralı’daki
cani ile hükümet arasında sözde “arabulucu” rolü üstlenen Sırrı
Süreyya Önder ve yoldaşlarının bazı basın organlarına, entelektüellere ve
kanaat önderlerine sızdırdıkları mahrem görüşme bilgileri üzerinden sürekli
değişim gösteren “barış” müşterekli argümanlar sabote ediliyor,
barış havarisi kesilen Erdoğan düşmanları sık sık Kandil’in kapısına dayanıyor,
oradan aldıkları talimatları da topluma “barışın güvercinleri”
maskesi altında empoze ediyorlardı. Aslında barış ortamını bilerek ve isteyerek/taammüden
zehirliyorlardı. Hasan Cemal’in, Cengiz Çandar’ın Ruşen Çakır’ın yazı ve
yorumlarını hatırlayın.

Şimdi
gelinen son noktada PKK/HDP, devletin kesintisiz, kararlı operasyonları ile
uğradığı kayıpların bölge halkının da kendilerine destek vermekten kaçınması
sonucu iyice köşeye sıkıştı. Büyük hayaller kurarak girdikleri sokakların
çıkmaz sokak olduğu gerçeğine toslayınca, bu çıkmazdan kurtulmanın yollarını
açabilecek tüm kapıları zorlamaya başladılar.

İçinde
bulunduğumuz bu Nisan ayının ilk günlerinde, aralarında HDP milletvekillerinin
de bulunduğu bir grup Kandil’e çıkmış ve oradan Kandil’in yeni stratejisinin
talimatını almış olarak geri dönmüşlerdi. Bu kanıyı oluşturan olgu, Kandil’deki
savaş baronlarının ziyaretçi grup ağzından duyurduğu “Biran önce silah
bırakmak istiyoruz, Öcalan devreye girsin”
çağrısına PKK üst yönetimi
KCK’nın Avrupa Sorumlusu DEP eski Milletvekili Zübeyir Aydar’ın  “ABD,
Türkiye ile aramızda arabulucu olsun”
açıklaması da eklenince artık
PKK/HDP’nin bir yolayrımına geldiklerini, girdikleri çıkmazdan “yenildiler”
yaftasıyla değil; “müzakere masasında anlaştılar” imajı vererek
taban ve yandaşlarını koruma kaygısının öne çıktığını görebiliyoruz. 

Nitekim
Başbakan Davutoğlu iki gün önce şehit ailelerinin istihdamıyla ilgili toplantıda,
“Kimse bizden şehitlerimizin hatırasını incitecek bir durum beklemesin”
dedi ve ekledi, “Bu ülkenin şehirleri son teröristten temizlenene kadar
bu mücadele sürecek”
güvencesini verdi ve yüreklere su serpti.. bu bir
devlet teminatıdır dersek abartmış olmayız.

Peki,
PKK’nın çözümü gündeme getirmesinin altında yatan gerçek hesap ne?

Bunu
da yarınki yazımda tartışalım..

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ