Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,68 / Satış: 5,71
€ EURO → Alış: 6,28 / Satış: 6,31

Oruc İbadetinin Hikmetleri Üzerine

Muhsin Özdemir
Muhsin Özdemir
  • 12.07.2013
  • 353 kez okundu

İslam’ın beş temel
esasından birisi olan oruç ibadetinin yerine getirildiği ramazan ayı Kur’anda
Bakara suresinin 183, 184 ve 185. Ayetlerinde anlatılır.

Ey
iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere
farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.
 

Oruç,
sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı
günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul
doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela
fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç
tutmanız sizin için daha hayırlıdır.
 

(O
sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile
batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde
indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla
geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka
günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı
tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve
şükretmeniz içindir.

Oruç, insanın kendi varlığını
algılamasında insana bazı şeyler kazandırıyor ve kişisel hayatında değişiklik
meydana getiriyor.

Her şeyden evvel, oruç
tutan kişi, devamlı açlığı sebebiyle mütemadiyen kendini, yani kendi varlığını
hatırlar. Fakat aynı zamanda, birkaç saatlik açlığın kendisinde meydana
getirdiği tesirle aynı kişi, kendi acizliğini, noksanlığını da idrak eder. Bir
bakıma, var olmakla beraber, kendisini eksik, noksan ve aciz görür.

Bu var olmak ama eksik
var olmak hali, kişiyi, kendi varlığının kendisinden gelmediği fikrine götürür.
Kendi varlığının kendinden gelmediği fikri, insanın, değil kendisi gibi bir
varlığı, en ufak bir canlıyı bile yaratamadığı gerçeğiyle birleşince yarattığı
her şeyden sonsuz derecede büyük olan bir Yaratıcının varlığı sonucunu doğurur.

Oruçlu insan, tok insan
gibi kendini unutarak dış âleme yönelip onu kendine konu edinemez. Bilakis,
açlığı sebebiyle dış âlem yerine kendine yönelerek kendini, kendine konu
edinir.

         Oruç, oruç tutanın kendisi için helal
olan ve gözü önünde duran her türlü yemeği, meyveyi aç olduğu halde ister
kalabalıkta ister tenhada elini uzatıp alıp yememesini sağlamak suretiyle,
Müslümanların içgüdüleriyle yaşayan yaratıklar olmaktan kurtulmasını temin
eder.

Her ne şekilde olursa
olsun, iradenin bu galibiyeti, daha büyük işlerdeki galibiyetine yol açacaktır.
Böylece, oruçtan canının çektiğini yememe, canının istediğini yapmama
alışkanlığı doğacaktır. Bu da çok mühimdir. Zira aklına geleni düşünmeden hemen
yapmak, canının her istediğini doğru yanlış diye ayırt etmeden hemen yerine
getirmeye çalışmak toplumda yapılan bütün suçların esasıdır, temelidir. Nefsin
çalışma mekanizması da budur.        Oruç
kendine hâkim olan, vaat edilen birtakım menfaatler karşısında hak ve gerçek
bildiği prensiplerden hiçbir fedakârlık yapmayan ideal insan tipini vücuda
getirir.

Netice olarak oruç, bir
sene müddetle namazın toplu olarak eğitip yetiştirdiği kimselerde her türlü
maddi baskıdan, toplum baskısından uzak işleri güçleri başında ayrı ayrı ibadet
edebilme gücünün kuvvetlenmesine sebep olur. Herkesten ayrı tek başına oruç
tutabilmek şu demektir: Dünyada inanan ve ibadet eden hiç kimse kalmasa da, sen
tek başına hiçbir maddi destek ve yardım görmeden Müslüman yaşayabilirsin.
Nitekim bu ibadetler sayesinde, cemiyet içinde tek başına Müslüman yaşayabilen
çok insanlar gelip geçmiştir. Yani oruç, inandığı dava uğruna tek başına bütün
bir topluma karşı durma gücü sağlar.

Orucun topluma bakan
boyutları da vardır. Bir diğer deyişle oruç insanı sadece psikolojik olarak
eğitmekle kalmaz sosyal hayat bakımından da eğitim verir. Genel ahlakın
olgunlaşmasını sağlar.

Oruçlu insan, kendi hali
icabı kendisi gibi oruçlu, yani aç susuz insanları düşünüp, içinde onlara doğru
bir akış, bir yakınlaşma hisseder. Başka bir ifadeyle, aynı varlığa inananlar,
inançları icabı kendilerini başkalarına nispetle birbirlerine daha yakın
hissederler. Aynı varlığa inanıp, aynı işler yapanlar namaz, oruç gibi
kendilerini bir evvelkilere nispetle, birbirlerine daha yakınlaşmış bulurlar.

Öte taraftan, oruç,
ömrünü en nefis yemeklerle geçiren ve ömür boyu hiçbir şekilde aç susuz kalması
mevzubahis olmayanı, senenin sıcak ve uzun günlerinde aç susuz bırakarak
açlığın, susuzluğun ne demek olduğunu sözlerle, misallerle değil, bilakis onlara
bu hali yaşatmak suretiyle öğretir. Açlığın susuzluğun insan vücudundaki ve
insan ruhundaki tezahürlerini bizzat yaşamasını temin eder.

Orucun topluma bakan bir
başka hikmeti de, “eşitlik hissi”ni
yaymasıdır. Oruç tutan bir kimsenin orucunu sakatlaması veya bozması sonucu
lâzım gelecek olan kaza veya cezanın, hastalık gibi haller hariç, zengin fakir,
mevki sahibi olan ya da olmayan gibi farklar gözetmiyor olması, Rabbimizin bize
ne kadar eşitlikçi bir nazarla baktığını haber vermektedir.    Oruçla ilgili ayet ve Hadisler üzerinde
düşünüldüğü zaman bu hususların akla geldiği, Hz Peygamberimizin de konu ile
ilgili öğütlerinin bu yönde olduğu görülebilmektedir.

Netice itibarıyla oruç,
imanın tezahürü, nefsin terbiyesi ve ahlakın yükselişidir.

 

Muhsin
ÖZDEMİR

                                                                                                        
Tosya İlçe Vaizi

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ