Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,88 / Satış: 5,91
€ EURO → Alış: 6,48 / Satış: 6,51

Özdemir İnce’nin incileri üzerine..

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 16.10.2010
  • 413 kez okundu

Geride bıraktığımız haftadan ne kaldı diye hafızamı yokladığımda, görmezden gelemeyeceğim ilk konu, Doğan Medya grubundan üç yazarın eş zamanlı olarak başörtüsü/türban konusuna girip o bildik nakaratlarını tekrarlamaları; Ahmet Hakan, Mehmet Ali Birand ve Özdemir İnce. Ahmet Hakan ve Mehmet Ali Birand’ın küfür, hakaret, aşağılama gibi aşağılıklar içermeyen, konuya ilişkin düşüncelerini köşelerinden okurlarıyla paylaşmaları en doğal hakları. Ancak Özdemir İnce’nin Hürriyet’teki köşesinden 12 Ekimde “Türban fesadı” ve 13 Ekimde de “Abrakadabracılık” başlıklı yazıları, hiçbir Mü’min ve Müslüman’ın sineye çekip suskunlukla karşılayacağı, düşünce hürriyeti bağlamında değerlendirebileceği yazılar değil.  Hürriyet gazetesini not ettiğim o iki gün  alıp okuyanlar, eşi benzeri görülmemiş bir tahrikle karşı karşıya kaldılar. Özdemir İnce, Hürriyetteki köşesinden bugüne kadar, İslam dinin bir çok kutsalına saldırdı; kimi zaman iman esaslarına, kimi zaman İslam esaslarına, kimi zaman dinin özünü oluşturan kavramlara kudurmuşçasına saldırdı ve kendinin entelektüel İslam aydınları tarafından muhatap alınmasını başardı. Bu kez, başörtülüler hakkında çeşitli hakaretlerde, kışkırtmalarda bulunarak konunun gündemde olduğu bir zamanda kendisini kahramanlaştıracak tahriklerle gündeme gelmek istedi. Sağduyu sahibi Mü’min ve Müslümanların, soğukkanlılığı, Özdemir İnce’nin beklentilerine cevap vermese de, peşpeşe sıralandığı hakaretlerden “Türban faşist gömleği gibi, gamalı haç gibi. Fesadın simgesi…” cümlelerini hazmedip susmak, Ona hak etmediği bir haklılık payesi sunmak olurdu. Onun için bu yazıyı yazma ve bu kirli düşünceyi ifşa etme adına köşemde yer veriyorum.

Hürriyet yazarı Özdemir İnce, başörtüsü ile ilgili yazdığı birbirinin devamı her iki yazısında İslam’a inanan ve onun emirlerine uygun yaşam tarzını kendi özelinde yaşatmaya çalışan insanları rencide edecek bir çok görüşe yer verirken, bir adım daha ileri giderek, Kur’an-ı Kerim’de tesettürün olmadığını söyleyerek daha önce de defalarca yaptığı sapkın bir budalalıkla fetva makamlığına soyundu. Üstelik, başörtüsünün Kur’an’da olmadığı iddiasını okurlarına aktarırken, kullandığı açık-saçık dil ile kendi okurlarını bile şaşkına çevirirken, edep ve hayadan nasipsizliğini de ifşa ediyordu.

Birinci yazısının başlığına oturttuğu “Türban fesadı”  başlığı, kendi yamuk duruşu ile çelişen her düşünceyi kaleme aldığında kullanmayı marifet saydığı “fesat”  dairesine dahil, “Anadilde eğitim fesadı”, “demokrasi fesadı”, “düşünce özgürlüğü fesadı…”na bu kez ikinci başlıkta kullandığı, -daha çok köprü altı jargonunda rastladığımız- “Abrakadabracılık” la  hem cahil, hem yobaz, hem de yoz bir düşünce eşiğini aşamadığını göstermiş oldu. Kendini hala sık sık atıfta bulunduğu Fransız din algısının bilgesi olarak pazarlamaya çalışmakta. İlahiyat bilgisi, Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümü’nü bitirmiş olmanın üstüne eklediği Sorbonne Üniversitesi’nde çağdaş Fransız edebiyatıyla ilgili incelemelerde okuduğu Oryantalistlerin İslam’a bakış açısını aşamayan bir İslam düşmanlığı ve Kur’an karşıtlığı öğretisine saplanıp kalmış olmaktan ibaret.

İmam Hatip Lisesi menşeli İlahiyat mezunu bizlerin bile –hata yapmama adına- temkinle konuşup yazabildiğimiz alanlarda, Onun sapla samanı karıştıran düşüncelerini uluorta yazması düşünce hürriyeti olarak kategorize edilse bile, hakaret etme cüretkarlığının kabul edilebilir tarafı yok. Ortaya döküp saçtığı hakaretler, kendi ruhundaki pislikleri kusmaktan başka bir şey değil. Kendisinin “Yorgun Değilim” dediği şiirindeki “… yeniden başlasam da bir başka yenilgiye” duygusunu açığa vuran, “yenilgiye doyumsuz” ruhundaki kiri, pası, kusmuğu köşesinden pazarlayan bir bunamışlığın, zırva bir söylemin abise şahsiyeti ile köşemi kirlettiğim için okurlarım haklarını helal etsin.. Sessiz kalmanın, kabullenme sayıldığı bir kültürden geliyoruz; Onun zırvalarına sessizlikte korkarım böyle algılanacağı için, tepkimi not düşme adına, ismini köşeme taşıdım. O zırvaladıkça da zaman zaman Onun çemkirmelerine gerekli karşılıkları vermek boynumuzun borcu olsun.

Aslında, Özdemir İnce ve benzerlerinin içinde çokça bulunduğu o malum medya grubunun tüm yazarlarının başörtüsü korkusu; Türk Üniversite kapılarını dar ettikleri başörtülülerin, kendilerini o kapılara zincirleten laik cumhuriyet zihniyetine inat Viyana’nın, Londra’nın, Boston’un şekçin üniversitelerini gıpta edilecek başarılarla bitirip bu ülkeye geri dönmeleri. Kendi cellatları ile her alanda; siyaset, bilim, sanat, edebiyat, tarih, şehircilik, çevrecilik, mühendislik, hukuk, medya vs. aklınıza gelebilecek her alanda gizlenemez bir güç olduklarını göstermiş olmalarıdır diye düşünüyorum. Ama korkunun ecele faydası yok; başörtü zulmünün mağdurları, bu hayatın mağrurları olmayı hak ettiler.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ