Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,69 / Satış: 5,71
€ EURO → Alış: 6,29 / Satış: 6,31

Özgür ve yalnız ülkem/milletim..-2

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 29.03.2016
  • 375 kez okundu

Dün
bıraktığımız noktadan devamla “yalnızlaşma”nın anatomisini
taramaya devam edelim.

Belki
şunu sorabilirsiniz.. bir zamanlar “üç tarafımız denizlerle, dört
tarafımız düşmanlarla kaplı”
paranoyası yeniden mi debreşti? Hayır, o
paranoya debreşmedi; bugün sadece dört bir yandan içine iteklenmek istediğimiz
dış kuşatma çemberine ve içerden ateşlenen fitneye rağmen “Yeni Türkiye”
anlayışı; dünya mazlumlarının, yokluk ve kıtlıkla boğuşan sömürge bakiyesi
milletlerin ve sömürgeleştirilmiş yönetimlerine karşılık, kendilerini sömüren
vampir “Batılı” egemenlerin her türlü ahlaksız, kirli-kanlı
çıkarlarını fark eden, direnme gücünden yoksun toplumların da tek umudu haline
geldiyse, bu “ahlaklı ve değerli bir yalnızlık”, hiçbir şeye feda
edilemeyecek “ahlaklı ve değerli bir özgürlük”tür.

Bunları
düşünürken sanki bütün dünya bize karşı birleşmiş ve akşamdan sabaha karanlık
dehlizlerde bize yeni yeni kumpaslar planlıyor düşüncesine saplanıp kalmak,
elbette sağlıklı bir değerlendirme olamaz. Böyle bir paranoyaya kapılmışta
değilim. Fakat geçmişten de ders alarak yaşananları doğru analiz edemezsek yine
eski günlere döneriz.

Okurlarımdan
yaşı müsait olanlar hatırlayacaklardır; Türkiye’nin ABD’nin Ortadoğu
jandarmalığını yaptığı 1999’larda, o günlerde kimsenin doğru dürüst
anlamlandıramadığı, ancak sebebi hikmeti daha sonra anlaşılan iki vak’a
yaşandı; PKK lideri, “bebek katili” Abdullah Öcalan paketlenip
Türkiye’ye teslim edildi. Öcalan’ı idamdan koruma şemsiyesini de Avrupa Birliği’nin
eline tutuşturdular. Bu beklenmedik atak, dönemin Başbakan’ı –toprağı bol olsun
diyesim geliyor- Bülent Ecevit tarafından, ABD’nin durup
dururken Apo’yu bize neden verdiğini bilmiyorum”
diyecek kadar
karanlık bir planın halkasını oluştururken, zincirin öbür ucundaki halka da,
aynı dönem içinde bugün PDY/FETÖ terör örgütü lideri olarak hakkında yakalama,
tutuklama, ülkeye iade gibi tüm yargısal argümanların devrede olduğu Fetullah
Gülen’nin çok masumane bir sağlık/tedavi gerekçesiyle ABD’ye götürülüp Pensilvanya’da
tahsisli “karargah kuması” olayıdır.

Şunu
söylemek istiyorum; bugünden geriye dönüp baktığımızda, dönemin Başbakanının
bile anlamlandırmada zorluk çektiği bu tür olgular, “ABD’nin kirli bir
takası değilse, nedir?”
sorusuna doğru cevap bulamadığımız sürece, biz
daha çok kumpaslara kurban veririz.

Şimdilerde
mesele geliyor, “Yeni Türkiye” misyonunu üstlenmiş kadroların
politik tercihlerinde düğümleniyor; o da “yalnızlık” pahasına “özgürlük”.

Türkiye,
ilk defa Ak Parti iktidarı döneminde küresel sistemle çatışma pahasına Ortadoğu
halkları ile diyalog yollarını açtı. Bu rasyonel politika, özellikle 2007
sonrası netleşmeye başlarken başta bu gelişmeleri olumlu karşılayan ABD’de giderek
kuşkulara yol açtı. Arap Baharı, Davos Zirvesi, Mavi Marmara, Mısırdaki Askeri
darbe ve Suriye iç savaşı ile eski ilişkiler ağı, karşılıklı olarak birbirini
kollayan ve tamamlayan rasyonel politik tercihlerden, birbirinden ayrışan
irrasyonel bir duruşa evrildi. ABD’nin başını çektiği Batı’lıların yaptıkları
politik tercihler, Türkiye tarafından özellikle ahlaki boyutta sorgulanmaya
başlanınca da ipler koptu.

Konun
geldiği son boyutu doğru okuyabilmek için, geride bıraktığımız haftanın Türkiye
gündemine oturan “askeri darbe” söylemine de göz atmakta yarar
var;

Washington
merkezli, muhafazakar düşünce kuruluşu American Enterprise Institute’ta
(AEI) eski Pentagon yetkilisi Michael Rubin imzasıyla yayımlanan “Could
there be a coup in Turkey?”
başlıklı makalede başta PKK üst yönetimi
KCK liderlerinin geçen Temmuz ayından bu yana ısrarla dillendirmekten
kaçınmadıkları “askeri darbe” söylemine katkıda bulunuyor; “Eğer
Türk ordusu Erdoğan’ı indirmeye ve yakın ekibini hapse atmaya kalkarsa
başarabilir mi?”
diye sorduktan sonra, darbeciler “demokrasinin
restorasyonu”
konusunda açık bir yol haritası çıkartırlarsa
“Analitik bakarsak cevap evet. Seçim döneminde Obama yönetimi darbe liderlerini
kınamaktan fazlasını yapamaz”
diyerek aklınca hedef kitlesini
cesaretlendiriyor, Türkiye’yi yönetenleri de tehdit ediyor.

Buradaki
kritik soru, bu söylem  Michael Rubin’in
gönlünden geçen temenni mi, yoksa eski Pentagon yetkilisi olması hasebiyle
kulağına üflenen bir senaryonun tartışılmasına kapı aralayacak bir manipülasyon
mu? Bunu zaman içinde göreceğiz..

Devam
edeceğim..

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ