Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,74 / Satış: 5,77
€ EURO → Alış: 6,38 / Satış: 6,40

RUKYE(OKUMA TEDAVİSİ)

Basri Bektaş
Basri Bektaş
  • 28.12.2015
  • 734 kez okundu

Haftalardır yazmaya çalıştığımız
ve tefrik etmek için konu, konu gitmeye gayret ettiğimiz, halk nezdinde ve ilim
çevrelerinde de hassas olan bir konu olması sebebiyle ince eleyip sık dokumaya
çalıştığımız yazı dizisi, üçüncü bölümüyle bu gün nihayete erdirmek üzere
devamını bir başka zamanda yazmak üzere kapatıyoruz.

 Doğru, tektir ve o doğruya ancak doğru ve
usulüne uygun metotlarla gidilir. Bir konu İslam’ın çerçeveleri dâhilinde
değerlendirilmesi gerekiyorsa, ona bakışımız ancak ve ancakAllah’ın kitabı ve
Resulününsünneti ışığında bakmamız gerekmektedir.

Halkımızın ve genelde âlem-i
İslam’ın bu konuda farklı farklı uygulamalar ve inanışları vardır. Biz bu
uygulama ve inaç türlerinin ne kadarı doğrudur? Ya da ne kadarı yanlıştır? Gibi
genel bir bakış sergilemeye çalışacağız.

 Şimdi şu sorulara cevap aramaya çalışalım:  “Hocaya okutturma” var mıdır? “Hocaya gitmek”
ne demektir? “Cinci hoca” tabiri ne kadar doğrudur?“ Kitap açtırmak” tabiri ne
demektir?

         İslam’ı
bilmeyen ve dini yaşantı ve bilgi itibarıyla zayıf olan kişiler, bu konulardan
hem korkarlar hem de bu konulara inanmaktan da kendilerini bir türlü alamazlar.
Aslında bunların halleri, tuzlu su içen adamın haline benzer. İçer ve içtikçe
de susuzluğu artar. Anlayacağınız rotası şaşmış gemi gibi şaşkın şaşkın dolaşırlar
da bir türlü gerçeği gerçek yerde ve kişilerde aramazlar. Çırpındıkça batarlar,
battıkça debelenirler. Burnunun dibindeki gerçeği göremeyen medyumlara müracaat
ederler. Falcı kadınların, astrolog denen kişilere müracaat ederler ve sanal
bir dünya kurarlar. Kısacası battıkça batarlar.

         İşte
bu gerçekten yola çıkarak birkaç yazı kaleme alıp selefimizden bize gelen
düsturu sizlerle paylaşmayı ve doğru bilgiyi, doğru kaynaktan size ulaştırmayı isteyerek,
bir gayret içine düştük. Rabbim hak ve hakikatte bizleri daim eylesin
şerlilerin şerrinden bizleri emin eylesin.

 Geçmiş yazılarımızla beraber okunduğunda parçalar
birleşmiş olacak ve bir bütün olarak resmin tamamı görünmüş olacaktır. Konunun
tamamı okunmadığında gereken fayda tam sağlanmayacaktır.

Okutma deyince hemen akla “kime?” sorusu gelmektedir. Akabinde “Neyi okutacaksın?” sorusu sorulmalıdır.
Bunun peşinden ise “Niçin?”
sorulmalıdır. İşte bu sorular, yapılacak işin boyutunu, helalliğini ya da haramlığını
size söyleyecektir.

Rukye:  Dua etmek, muska yapmak; sihirbaz ve
üfürükçülerin okudukları şeylerle (sûretâ) kişiler üzerinde etki etmeye
çalışmak ya da efsunlamak gibi manalara gelir. İşin aslı ise, okuyarak tedavi
etmek, kişinin kendisi ya da başkası tarafından üzerine okuması ya da okunması
demektir.

İyilik ve kötülük Allah’ın
dilemesine bağlıdır ve burada asıl maksat okunan dua ve süreleri, Rabbimizin
rızasına vesile edinmektir. Bunun, bu haliyle cevazı konusunda pek fazla
sıkıntı görülmemektedir. Âlimlerimizden İbn Hacer el-Askalanî, İslam
ulemasının,  üç şartla rukyenin caiz
olacağı üzerinde görüş birliği içerisinde olduklarını bildirmektedir:

a) Allah kelamıyla Yani Kur’an-ın ayetleriyle, Alla Azze ve Celle’nin isimleri
veya Allah’ın(cc) sıfatlarıyla olmasının gerektiği;

b) Bu yapılanlarında Arap diliyle veya başka bir dille olması lakin anlaşılır
olması;

c) Yapılan rukyenin, yani okumanın ya da yazmanın bizzat faydasının dokunduğuna
inanmak değil, arzu edilen veya umulan faydanın Allah Teâlâ tarafından olduğuna
inanılmasının zaruri olduğu bilinciyle hareket edilmesidir. (Fethul-Barî).

Konunu
delili ise; Hz. Aişe (r.anh)’dan rivâyet edilen bir hadis-i şerifte şöyle
denilmektedir: “Rasûlüllah (s.a.s) son hastalığında
muavvizeteyni okuyup kendisine üflüyordu. Hastalığı ağırlaştığı zaman onları
okuyarak üzerine üflüyor ve onların bereketi için elini mesh ediyordum”
(Buharî, Tıb,
32; Müslim, Selâm, 51-52).

Yine Hz. Aişe (r.anh) Rasûlüllah (s.a.s)’ın
hastalığından bahsederken şunları söylemektedir: “Rasûlüllah (s.a.s) yatağa
düştüğü zaman, İhlas süresi ve Mu’avvizeteyn’in tamamını okuyarak avucuna
üfledi ve sonra elleriyle yüzünü ve vücudunun elinin yetiştiği her tarafını
meshetti”
(Buharî,
Tıb, 39).

Bunun
dışında Rukye haram ve şirk olmasına gelince o da ancak şu şekilde olursa olur:
Rukyenin anlaşılmaz sözlerle, anlamsız kesik harflerle, bilinmeyen isimlerle,
bilenlerin Arapçadan başka bir dille yapılmasıyla, demir, tuz kullanarak veya
ip bağlamak suretiyle yapılmasıyla olursaişte o Rukye haram kılınmıştır.

Şabir
(r.a)’dan şöyle rivayet edilmektedir:”Rasûlüllah (s.a.s) ruky’e
yapılmasını yasakladı. AmribnHazm’ın çocukları gelip şöyle dediler: “Ya Rasûlüllah! Biz bir tür rukye yapardık ve
onunla akrep sokmalarına karşı korunurduk
“.

Rasûlüllah
(sav)’de “Ona dönün, onda bir kötülük görmüyorum. Sizden her kim kardeşine fayda
vermeye güç yetirirse ona faydalı olsun”
(Müslim, Selam, 63) demiştir

Yine,
el-İzz b. Abdüsselam’dan anlamı bilinmeyen harflerle yapılan rukye sorulduğu
zaman, küfrü gerektirecek anlamlar içerip içermediğinin bilinmemesinden dolayı
buna cevaz vermemiştir.

En büyük tehlike “Kaş yapayım
derken; göz çıkarmak” tabiridir. Buna biz şirk olan Rukye diyoruz ki, o da şu
şekildedir: Allah Teâlâ’dan başkasına dua ederek, sığınarak veya yardım
dilenerek yapılan Rukye çeşididir. 
Meleklerin, peygamberlerin, cinlerin ve benzeri varlıkların isimleriyle
rukye yapmak da bu kabildendir. Bunların tamamı Allah Teâlâ’ya şirk koşmaktır.
Nitekim Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: “Efsun, nazarlık boncuklar ve
muhabbet için yapılan muhabbet muskaları şirktir”
(Ebu Davud, Tıb, 17;
İbnMace, Tıb, 39; Ahmed b. Hanbel, I, 381)
.

Yine; Rasülüllah’ın şu ifadesi
de buna örnektir: “İçinde şirk bulunmayan şeyle rukye yapmakta
bir kötülük yoktur”
(Müslim, Selam, 64)

Kesin
çözüm ve son söz aslında şu hadisi şerifin gereğini yerini iyi düşünüp
merkezden uzaklaşmadan ve gerçek sığınılması gerekene sığınmaktır.

 “Ümmetimden yetmiş bin kişi hesapsız olarak
Cennete girecektir. Onlar, efsun yapmayanlar, teşe’um(Hayırsız ve uğursuz
aymak) etmeyenler, vücutlarını dağlamayanlar ve ancak
Rablerine tevekkül edenlerdir
(Buhârî, Tıb, 17; Müslim, İman, 372).

Müslüman, tamamıyla Allah Teâlâ’ya tevekkül etmeli,
isteyecekse ondan istemeli, sığınması gereken makam da ancak orası olmalıdır.
Rabbimizin kapısına varmak için de onun ayetlerini okumalı, isimleriyle ona
yalvarmalı, sıfatlarıyla ondan istemelidir. Bunun en güzel örnekleri de Rasulüllah’tan
bize gelen dualar vardır o duaları da hem kendisine hem debaşkalarına
okumalıdır.

Rabbimizin yardım ettiğine kimseler zarar veremezler ve onun terk
ettiğine de kimseler fayda veremezler. “Nasrunminallahi ve fethonkarip”


ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ