Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,68 / Satış: 5,71
€ EURO → Alış: 6,28 / Satış: 6,31

TOPRAK MAHSULÂTININ ZEKÂTI (ÖŞÜR)

Muhsin Özdemir
Muhsin Özdemir
  • 06.09.2013
  • 594 kez okundu

Toprak mahsulâtının
zekâtı konusu, günümüzde, mahiyeti hakkında farklı şeyler söylenen konulardan
birisidir. Diğer gelir kaynaklarında olduğu gibi toprak mahsulâtında da öşri
arazi sayılan arazilerden elde edilen mahsulât için zekât yükümlülüğü vardır.

                Araziler, haraci (gayri müslimlere ait olan araziler),
miri (devletin mülkü olan araziler), öşri (kişilerin mülkiyetinde olan
araziler) gibi kısımlara ayrılır. Asırlar önce yazılmış olan Hanefi fıkıh
kitaplarında, Türkiye, Suriye ve Mısır topraklarının haraci araziler olduğu yazılmaktadır.
Hicri 3. 4. Asır için düşünüldüğünde çok doğru bir tespittir. Evet. Bir
araziden hem haraç hem de öşür alınmaz. Ancak Türkiye arazilerinin haraci arazi
olması durumu çoktan bitmiştir.

                Gayri Müslimlere ait olan araziler, Müslümanlar
tarafından fethedildiği zaman haraci arazi olmaktan çıkmıştır. Ancak bu
topraklar şahıslara temlik edilmemiş ise Miri arazi, yani devlete ait arazi
olmuştur. Devlete ait araziden de öşür alınması gerekmez.

                Türkiye toprakları miri arazi midir? Değil midir?

                Osmanlı devleti zamanında arazilerin çoğunun
mülkiyeti devlete yani padişah’a ait olduğu için miri arazi sayılabiliyordu.
Ancak günümüzde araziler şahıslara tapulanmak suretiyle, şahısların tam
mülkiyetine girmiştir. Şahıslar sahip oldukları arazilerini istedikleri gibi
kullanma yetkisine sahip olmuşlardır. Böyle olunca da arazinin mülkiyeti
devletin olmaktan çıkmış, şahsın olmuştur.

                Bir Müslüman zekâtını verecekse kendisi ihtiyaç
sahiplerine ulaştırır. Zekât, kişinin diyanetine müteallik bir mesele
olduğundan dolayı da, devlet tarafından veya başkası tarafından zorla tahsil
edilemez. İmam-ı Azam başta olmak üzere Hanefi uleması bu görüştedir.

                Şimdi öşri arazilerden verilmesi gereken toprak mahsulâtının
zekâtının mahiyeti nedir?

                Bakara Suresinin 267. Ayetinde “Sizin için yerden çıkardıklarımızdan infak edin.” Buyrulmaktadır.
Yine, En’am suresi 141. Ayette “Hasat
günü mahsullerin hakkını verin”
buyrulmuştur. Buradaki “hak” tabirinden
zekât anlaşılmıştır.

                Yukarıdaki ayetleri göz önüne alan İmam-ı A’zam,
yerden çıkan her şeyin öşrü vardır demiştir. İmameyn (İmam Muhammed ve İmam Ebu
Yusuf) ise;  Diğer zekâta tabi mallarda
aranan bir sene geçmiş olma şartını işleterek, tabi hali ile herhangi bir işlem
yapmadan bir sene bekletilebilen mahsulât için öşür gerekir görüşündedirler.
Âlimlerin çoğu İmam-A zam’ın görüşünü desteklerler.

                Öşrün verilecek olan miktarı konusunda ise hüküm Hz.
Peygamber tarafından verilmiş olduğundan dolayı farklı görüşler oluşmamıştır.
Hz Peygamber Şöyle buyurmuştur. “Yağmur
ve nehir sularıyla masrafsızca sulanan mahsullerde onda bir, el emeği ile ve
masrafla sulanan mahsullerde yirmide bir öşür vardır.”
(Buhari. Zekât)

                Nisap, yani öşrü verilecek olan mahsulün belli bir
miktarı geçmesi gerekir mi? Gerekmez mi? Konusunda İmam- A’zam, gerekmez
demiştir. Yani az da olsa çok da olsa öşür verilir demiştir. Ancak İmam-ı Azam‘ın
dışındaki bütün fakihler. Hz. Peygamberin  “Beş vesk (yani yaklaşık olarak 650 kğ) dan az
olan mahsulâttan zekât gerekmez.” Hadisi ile amel ederek bu miktardan az olan
mahsulâta öşür gerekli olmaz görüşündedirler. Günümüz âlimleri bu görüşü
benimsemişlerdir.

                Bir kimse arazisini ekilip biçilmek üzere birine meccanen
vermişse öşür ekip biçen tarafından verilir. Kira alarak vermişse, İmam-ı
A’zam’a göre öşrü mülk sahibi verir. Diğer Müçtehit İmamlara göre ise ekip
biçen verir. Ortağına verilmişse, yine İmam-ı A’zam’a göre öşrü arazi sahibi
verir. Diğer Müçtehit İmamlara göre ise, her iki taraf kendi hissesine düşenden
verir.

                İmam-ı A’zam mülk sahibi olanın kiracıdan veya
ortakçıdan daha zengin olacağı kanaatiyle bu yönde görüş beyan etmiştir ki,
günümüzde de bu durum değişmemiştir. Bu hususlarda âlimler imam-ı A’zam ‘ın
içtihadı ile hareket etmekten yanadır.

                Netice itibarıyla;
Üzerine tapulu arazisinden toprak mahsulâtından sayılan (Çeltik, buğday arpa,
fasulye, nohut, mercimek, fındık, bal, v.b) mahsul kaldıran bir Müslüman,
borçlarını ve masraflarını çıktıktan sonra, bir senelik ihtiyacı olan kısmı da
çıktıktan sonra, geriye kalan miktar 650 kğ ve üzeri kalıyorsa, toprak
mahsulâtının zekâtı olarak, kaldırdığı ürününden, fakru zaruret içinde yaşayan
Müslümanlara da vermelidir.

                Yukarıda ifade edilen şartları taşımayan ve ekip
biçtiği ile geçinmekte ciddi sıkıntıları olan insanlarımızın, dini bakımdan bu
türden mali ve dini sorumlulukları yoktur. Allah zekâtı fakirlere değil
zenginlere farz kılmıştır.

 

 

Muhsin
ÖZDEMİR

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ