Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,68 / Satış: 5,71
€ EURO → Alış: 6,28 / Satış: 6,31

YARDIMLAŞMANIN GEREĞİ

Muhsin Özdemir
Muhsin Özdemir
  • 16.07.2013
  • 452 kez okundu

Günümüzde toplum
davranışlarını belirleyen temel unsurlar var. Bu unsurlardan birinin de “iş ve aş” kaygısı olduğu görülüyor. Bu
öyle bir kaygıdır ki her şeyi altüst edebilir. İnsanlar bu uğurda her şeyi
yapabilir. Hatta inançlarını sorgulayarak derin çıkmazların içine düşebilir.

Yeri göğü yaratan yüce
Yaratıcı yeryüzünde aç ve açık insan kalmamasını istiyor. Bunun için de ilahi
mesajlarında infakı yani varlıklı olanların vermesini, paylaşmasını istiyor.
Bunun adına zekât diyor. Fitre diyor. Keffaret diyor, fidye diyor.

 Bizim tarihimizde İslamiyet öncesi zamanlardan
beri devam eden bir millet ülküsü vardır ki, bu Eski Türk destanlarında geçen, “Açları doyurmak, yoksulu giydirmek,
dağılmış milleti toplamak
” ülküsüdür. Bu ülkü Anadolu insanının gönlünde
hala canlılığını muhafaza etmektedir.

Aç olanlar doyurulmadan açık
olanlar giydirilmeden Mukaddes dinimizin işaret ettiği “ahlak ve dürüstlük” kavramlarına ve bunların neticesinde oluşacak
olan huzur ve sükûna ulaşmak mümkün olmayacaktır.

Ekmek bulamadığı için
hırsızlık yapmak zorunda kalanlarla, iş yapamadığı için borçlarını ödeyemeyen
ve hapse düşen insanlarımızın var olduğu bir toplumda, arzu edilen huzur ve sükûn
nasıl tesis edilebilir?

Hz. Peygamberimizin “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.
Yetimi yoksulu koruyup kollayanlarla ben cennette yan yana olacağım. Yoksulları
gücendirenler Allah’ı da gücendirir.”
sözleri üzerinde iyi düşünülmeli ve
değerlendirilmelidir. Her Müslüman özellikle şu günlerde bu peygamber
buyruklarını düşünmelidir.

Hz. Peygamberimizin bu
sözleri bizim sosyal hayatımızda şu deyişlerle kendini göstermiş ve dilden dile
aktarılarak yaşanır halde tutulmuştur. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.
Komşuda pişer, bize de düşer.”

 Çeşitli sebeplerle aç ve bitap bırakılmış
insanlara; “Sabredin, Allah sizi
fakirlikle imtihan ediyor.”
telkininde bulunmak o insanların hayrına
değildir. Yoksullara böyle telkinlerde bulunmak belki iman olgunluğu ileri
boyutta olanlar için faydalı olabilirse de çoğunluk için faydalı değildir,
Yanlıştır. Bu tür telkinlerle kalmamalı, yardım edilmeli, haklarını elde etmek
için çaba harcamaları öğretilmelidir.

İslam’ın topluma ilk emri
olan adalet talebi esas itibariyle çarpık durumların ortadan kaldırılması
anlamına geliyor. Bu günün dünyasında Birilerinin “azı” diğerlerinin “fazlası”
haline gelmiş ise, ortada bir çarpıklık var demektir. İsraf var demektir.

Mübarek Ramazan ayında lüks
mekânlarda verilen açık büfe iftarlara kimler gidebiliyor. Fakirin değil, orta
hallinin orada yeri var mı? Öyleyse ortada bir çarpıklık var. Mülk ve servetle
şımarmış olanların riya ve egolarının din ve iman kılıfına sarılmış olan tatmini
var. İslam bu çarpıklığa müsaade etmez. İsraf edilerek atılan ihtiyaç
maddelerine bile muhtaç olan insanların var olduğu bir toplumda yoksulların varlığı
unutulmamalıdır.

Esasen bu genel ve de bir
evrensel rahatsızlıktır. Müslümanların yaşadığı ülkelerin çoğu krallar
tarafından yönetilmektedir. Bu kralların servetleri yabancıların bankalarının
kasalarını doldururken kendi halkı aç ve muhtaç durumdadır. Bu durumu İslam’a,
Allah’a ve Peygamber’e onaylatabilmeniz asla mümkün değildir.

Bu vaziyetin arkasından
kalkıp da “Allah neden bu Müslümanlara yardım etmiyor?” Demenin anlamı yok.
Müslümanlara yardımın yollarını kesenler yine Müslümanların önünde gidenlerle
birlikte onların peşinden gidenler oluyor.

 Unutulmamalıdır ki, bir yerde adalet ortadan
kalkarsa, iyilikler de ortadan kalkar, İyiliklerin ortadan kalkması da dini
değerlerin ortadan kalkması demektir.

Bu sözü her Cuma hutbesinde
okunan Nahl Suresinin 90. Ayet-i Kerime’sinin mealinden aktaracak olursak,
orada Allah Teâlâ üç emir ve üç nehiy bildiriyor. Bu üç emir ile üç nehiy
birbirinin yerini doldurur. Emredilen üç şeyden birincisi adalettir. İkincisi
iyilikler yapmaktır. Üçüncüsü de akrabaya, yakınlara vermek, yardım etmektir.
Bunlar olmadığı zaman bu boşluğu, çirkinlikler, fuhşiyat ve taşkınlıklar
doldurur. Adaletin, infakın ve sevginin olmadığı bir yerde İslam dini de
yoktur.

Netice itibarıyla İnfak
etmemek,  kendi kendimizi tehlikeye atmak
geleceğimizi karartmak demektir. Yüce Allah Bakara Suresinin 195. ayet-i Kerimesinde
mealen şöyle buyuruyor. Allah yolunda harcama yapın/nimetleri
paylaşın; kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın! Güzel düşünüp güzel
işler yapın! Çünkü Allah, güzellik sergileyenleri sever.

 

 

 

17.07.2013 ÇARŞAMBA

YOKSULLARIN GÖZETİLMESİ

Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Onların mallarında, fakir olup da isteyen
ve isteyemeyen için belirli bir hak vardır.”
(Mearic. 24,25)

Malında fakir ve yoksulun
hakkının olduğunu bilerek, hak sahiplerine haklarını vermek öteden beri insan
nefsine ağır gelmiştir. Ancak bunu
başaranlar sarp bir yokuşu tırmanarak Allah’ın rızasına ulaşabilenlerdir. “O sarp yokuş, tutsak bir boynu çözmektir.
Yahut şiddetli bir açlık gününde yakınındaki bir yetimi veya yerde sürünen bir
yoksulu doyurmaktır.”
(Beled.13-16 )

Yoksulluk öyle bir şeydir ki
tatmayan bilmez. Yoksulluk insandaki her tür inanışı ve erdemi de yok edebilir.
Bu yüzdendir ki, “Fakirlik neredeyse küfür ola yazdı”. Denilmiştir.

Bu dinin peygamberi “Ben fakirliğimle övünürüm” derken, Ben
her türlü imkân elimdeyken, elimdeki imkânların, kendim yakınlarım veya başkası
için haksız yere kullanılmasına izin vermiyorum. İşte bununla övünmekteyim.
Demek istiyordu. Nitekim kendisinden ev hizmetlerinde yararlanmak için, -herkese
taksim edilen- esir kızlardan bir tanesini talep eden kızı Hz. Fatma’nın
isteğini geri çevirmiştir.

Bir köyde veya mahallede aç
ve açık kalmış bir Allah kulu varsa, o yerin yöneticileri başta olmak üzere,
zenginleri ve tüm sakinleri Allah katında mesuldür.

Allah’a karşı işlenmiş olan
bazı hataların kefaretinde bile yoksullara yardım edilmesini emreden bir dinin
mensuplarıyız ve “Sizler yoksullarınız
sebebiyle merhamete uğrarsınız.”
Buyuran bir Peygamber’in ümmetiyiz.

Allah’a karşı yemin eder
sonra bozarız, Allah Yoksulları bize işaret eder, “onları doyur” der. Müzmin
bir hastalığa yakalanırız oruç tutamayız Allah bize yoksulları gösterir “fidye
ver” der.

Toplumumuzda dini değerlerin
yok olmaması için etli ve sütlünün hesabının olması, fakir fukaranın korunması
ve gözetilmesi lazımdır.

Esasen en başta da iş ve aş
bulabilme imkânlarının çoğaltılması ve sosyal adaletin hassas tutulması
lazımdır ki, dinin koruyucu kollayıcı rahmet ve bereketinden ve feyzinden
yararlanabilelim.

Mübarek ramazan ayı
vasıtasıyla yoksulun gözetilmesi, zekât, infak gibi konuların yeniden
hatırlatılmasında ve hatırlanmasında fayda vardır. Bu bahisler Ramazan ayı
boyunca devam edecek olan vaaz programlarımızda da sıklıkla işlenmeye devam
edecektir.

 

                                                             Muhsin ÖZDEMİR

                                                                                                                  
İLÇE VAİZİ

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ