İnsan hayatınıbazen kendi cümlelerine sığdıramaz. Kelimeler dar gelir, duygular taşar, suskunluk en doğru ifade olur. İşte o an bir nokta koymak, ihanet gibi gelir. Çünkü nokta; kesinliktir, bitiştir, hüküm içerir. Oysa insanın içi, çoğu zaman hükmün açıklandığı mahkeme değil de yarım kalmış bir dua gibidir. Noktayla değil, virgülle yaşar. Bazen de muhasebesini yapar yaşadıklarının. İçindeki yarım kalan her şeyi bir araya getirir. Biriktirdiği suskunlukları, söyleyemediği cümleleri, içine attığı kırgınlıkları. Hepsini bir sofra gibi önüne serer. Bir farkındalık başlar. Anlar ki, kişi en çok kendi içinde eksik kalır.Bu bir kusur, bir söz yahut şikâyet değildir. Bir hâlin yansımasıdır.
Kimse tam değildir şu hayatta. Tam olan sadece bizi donanımlı yaratan Yüce Rabbimizdir. Kulluk demek zaten eksiklik demektir. Bunu fark edebilen insan, yetersiz olduğunu kabul ederek başlar olgunlaşma yolculuğuna. İşte o vakit biraz hafifler. Bütün olarak tamamlanmak ise bu dünyaya ait bir olgu olmasa gerektir. Her şey yoluna girer diye beklemek, yaşadığımız ömürden hareketle pek de inandırıcı değildir. Ömrümüz olduğu sürece insanın insanla imtihana tabi tutulduğu şu yer yüzünde bazı şeyler yoluna girmez. Bazı acılar geçmez. Hayata dair değişiklikler olsa da insan kendisine yapılan iyilikleri ve kötülükleri unutmaz. Acılar kalıcı belleğimizde mülkümüz olurken onlara alışırız. Olması gerekenler istediğimiz gibi olmadığında yahut gelmesi gereken zamanlar, insanlar, maddiyat kuvvet, duygular ya da mevkiler gelmediğinde beklentinin özlemiyle yoğunlaşırsınız. Bu sebepten bazı geceler asla sabaha çıkmaz…
Geceyi tam bitiremediğinizde, cümleleriniz yetmediğinde olmasını istediklerinize koşullar el vermediğinde hikayeniz de başkalaşır. Özlemenin inkisarı ilebeklentinin gücü savaşır. Ya tamir edersiniz duygularınızı ya da beklemekten vazgeçersiniz. Ya nokta koyarsınız ‘mürekkebi bitti kalemimin’ deyip yazdığınız şiirin son mısrasına. Ya da hikâyenizin bitmesine razı olmaz, nokta koymak istemezsiniz. İşte bu yüzden virgül bırakırsınız geceye! Ertelersiniz yarım kalmış mutluluklarınızı. Devam edebilmek için değil, belki de bitiremediğinizi kabul edebilmek için.Yarım kalan sohbetler, cümleler, özlemler ve sevgiler canınızı yakıp eksik vedalar içinizi kemirse de.Çünkü hayat, eksik bırakma sanatkarıdır. Herkesi bir yerinden yarım bırakır. Herkes bir cümleden düşmüş gibi boşlukta sallanır. Mahirdir, beceriklidir ve öğreticidir bu sanatını icra ederken. İşte böyle böyleolgunlaştırır âdemoğlunu da.
Geceye bırakılan o virgül, aslında kendimize verdiğimizbir sözdür umudun bitmediğine dair. Erken bitmemek ve en küçük hayal kırıklarına, basit terk edilişlere ve acemi başarısızlıklara yenik düşmemek için hikayelere o nokta konmaz. Kırıldığınız yerden doğrulmak adına geceye konulan virgülle yeniden yeşerir yolculuğunuz da. En güzel cümlelerini en karanlık gecelerde kurar insan. En çok sustuğu yerde anlatır kendini. Bağırarak değil, sessizliğin içinde yankılanarak. Dile getirmediği acılarıyla, eksik kaldığı yanlarıyla, suskunluklarıyla geceye bir virgül bırakır. Kaybetse de hayatta bazı inançlarını, bazı insanlarını, bazı duygularını ve nimetlerini. Bu virgül sayesinde kendisini kaybetmez. Bıraksa da bir parçasını gecenin karanlığına, kimse anlamasa da sustuğunuz yerden sizi. Parça parça taşıyarak bütünlersiniz emanetin yükünü.
Madem ki insan, yarım kalan cümlelerin toplamıdır. Ben de bir iz bıraktım geceye.Bir virgül kadar küçük, bir ömür kadar derin. Büyük laflar etmek, büyük cümleler kurmak yerine küçük bir işaret bıraktım. Gecemi anlamlı kıldım bir virgülün büyüklüğüyle.
Böylelikle saklayabildim bir parçamı,sabahın aydınlığına…


Yorumlar kapalı.