1. Haberler
  2. Köşe Yazıları
  3. Vedasız Ayrılıklar

Vedasız Ayrılıklar

0
Paylaş

İnsan ruhunun en acı veren çıkmazlarından birisi de hiç kuşku yok ki ayrılıklardır. Vedalar bir sona işaret eder. O sonu onurlandıran, karşılıklı bir selamlaşma ve yol verme davranışıdır. O ayrılıklarda kapı kapanır, el sallanır, son bir cümle söylenir. Gözler son kez birbirine değer. İnsanın canı yansa da neyin bittiğini bilir. Acı vardır ama belirsizlik yoktur. Yas vardır ama bekleyiş yoktur. Çünkü vedanın kendisi, kapanan bir kitabın son sayfası gibidir.

Vedasız ayrılıklarda ise adı konmamış bir yas, tamamlanmamış bir cümle, yarım kalmış bir beste olur. Tam da bu yüzden şarkısı hiç bitmez. Çünkü veda etmeyi başaramayan zihin, o şarkıyı döndürürhiç durmadan. Ta ki tükenene kadar, ta ki zamanın acımasız eli, avuçlarının içinde bir avuç pişmanlık ve yorgunluk bırakana dek. Bu yüzden gerçekten ayrılmışsa insan, kendisini kandırmamalıdır. Çünkü bu sonucu kabullenmek boynunun borcudur. Aksi halde her gün yeniden aynı yara-bereyi deşen, iyileşmeyi imkânsız kılan bir işkencenin içinde bulur kendini. Oysa biz çoğu zaman vedasız ayrılıkların ardından, aslında hiç ayrılmamış gibi davranırız. Zihnimizin bir köşesinde olasılıkları yaşatır, yüreğimizin derin bir kuyusunda “belki bir gün döner” cümlesini sıcak tutarız. İşte böylesi en büyük kandırmacadır. Gerçekten ayrılmışsa insan kendisini kandırmamalıdır. Bu kadar basit, bu kadar yalın. Ama uygulaması da bir o kadar zordur…

Kendini kandırmak, psikolojik bir savunma mekanizmasıdır. Beynimiz, aşırı acıdan bizi korumak için, gerçekliği esnetir, yumuşatır, katlanılabilir kılar. “O aslında öyle biri değildi.” diyerek allayıp pullayıp içinde aklar. Böylesi cümleler, işte hep bu mekanizmanın ürünüdür. Ne var ki bu savunma içgüdüsü kısa vadede işe yarasa da uzun vadede bizi daha derin bir çukura iter. Çünkü gerçeklik er ya da geç yüzünü gösterir. Geciken kabullenme ise iyileşmeyi de geciktirir. Oysa acıyı ne kadar erken yaşar ve üstüne giderseniz, o kadar çabuk toparlanırsınız. Vedasız ayrılığın şarkısını durdurmak için, bir gün radyoyu kapatmak gerekir. Hem de kendi ellerinizle.

Zaman kayıpları, insan ömrü için telafisiz hatalar demektir. Çünkü modern insanın en çok unuttuğu şey, zamanın ne denli geri döndürülemez bir sermaye olduğudur. Bir insanı beklemek, bir hayale tutunmak, tükenmiş bir ilişkinin hayaletini kovalamak, bütün bunlar sandığımızdan çok daha ağır bir bedel ödetir bize. Oysa farkında değilizdir çoğu zaman. Her sabah uyandığımızda aynı sessizliğin içinde boğuluruz. Bu döngü yıllara yayılır. Vakitler geçer, saçlarınıza ak düşer, gözlerinizin altındaki morluklar kalıcı hale gelir. Siz halen “belki”nin avucunda kum taneciklerini sayarsınız.

 

Evet, incitir vedasız gidişler. Dönüşü olmayan ayrılıklar bu yüzden iyi bir vedayı hak eder. Yani gereklidir veda etmek. Arkasından bakmak lazımdır uzunca gidenlerin. Ne diyordu şair; “Yolu tam dönerken arkana bak da,Köşede bir lahza kalıver gitsin!” İnanmalı kalp, sevgilinin gittiğine. Bir daha dönmeyeceğine. Akıl ikna olmalı bittiğine. Bunun için veda şarttır ayrılıklarda. Bir vedayı çok görmemek gerekir bir zaman kisevdiklerinize. Yaşanmamışlıkların hicranı bir yanda dururken bir de vedasız ayrılıkları yüklememek lazımdır sinelere. Daha kaç baharınızı, bir sonbaharın gelmesini bekleyerek geçireceksiniz. Şarkıyı durdurun! Sessizliğin içinde, önce kendi nefesinizi duyun. Sonra yeni bir melodi arayın. Çünkü telafisi olmayan tek şey zamanın içinde kaybettiğiniz kendinizdir. Benliğinizi geri kazanmak için, vedasız ayrılıklara veda etmekten başka çare yoktur.

Zira hayat, vedasız ayrılıkların şarkısını dinlemek için fazla kısa değil mi…

Vedasız Ayrılıklar
+ -

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Açıksöz Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.