Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,73 / Satış: 5,75
€ EURO → Alış: 6,33 / Satış: 6,36

BAŞIM GÖZÜM ÜSTÜNE

Basri Bektaş
Basri Bektaş
  • 06.04.2015
  • 502 kez okundu

Kişi sevdiğiyle beraberdir sözüyle teselli bulduğumuz o gül nebinin emri başımız ve gözümüz üstüne, “Ehlen ve Sehlen” Ey Allah’ın Habibi!

Onu gönlümüze, onu kalbimize, onu evimize, onu mahallemize konuk edip ağırlamak, içimizde hatta yanımızda hissetmek, onunla avunmak, duygusu bile bize huzur veriyor.

O, içinizde iken Allah size azap edecek değildir ilahi teselli yetişiyor imdadımıza ve bir kez daha hamd ediyoruz, seviniyoruz. Çocuklar gibi, seviniyoruz. Medineliler gibi seviniyoruz.

Yıllar hatta asırlar kalkıyor aradan, sünnetiyle yeşeriyor karanlık ve çorak dünyamız. Başımızı dayayıp mübarek omuzlarına, sanki cennet yamaçlarını izliyoruz, onu dinlerken, billur sözlerine dalarken adeta ummana kulaç atıyoruz. Kurandan ayetler okuyoruz. Asrısaadete yolculuk yapıyoruz. Gözlerimiz Mekke ve Medine sokaklarında, saadet insanlarının hal ve tavırlarına takılıyor. Tekrar ayetler okuyoruz. Kalbimizde bir inşirah hâsıl oluyor. İlahi öğretinin edebiyle uzattığımız ayaklarımızı topluyoruz. Ayetler bize “edep” diye sesleniyor. İlahi bir ihtar: “Sesinizi Yükseltmeyin!”

Hicretin dokuzuncu yılı, yer Medine, insanın iyisi ile kötüsünü seçen şehir. Medine’de Benî Temîm kabilesinden bir heyet, Medine’ye, Resûl-i Ekrem Efendimiz ‘in huzuruna gelmiş, onunla görüştükten ve öğreneceklerini öğrendikten sonra, Peygamber(as)’dan kendilerine bir başkan tayin etmesini istemişlerdi. O sırada Sultânü’l-Enbiyâ (Hz.)’nin yanında iki değerli müşâviri, Hz. Ebû Bekir ile Hazret-i Ömer de bulunuyorlardı. Hazret-i Ömer, Benî Temimlilere ashâb-ı kirâmdan Akra’ İbni Hâbis’in, Hz. Ebû Bekir ise Ka’ka’ İbni Ma’bed’in başkan tayin edilmesini teklif ettiler. Her nasıl olduysa, Resûlullah (sav)’in bu iki arkadaşı arasında küçük bir anlaşmazlık çıktı. Hz. Ebû Bekir, o can dostu Hazret-i Ömer’e “Bana muhâlefet etmek için böyle davranıyorsun! diye çıkıştı. Hazreti Ömer ise “Hayır, böyle bir niyetim yok dedi. Hz. Peygamber’in bu iki yakını onu üzmemeye son derece dikkat ettikleri halde, âdetlerinin aksine biraz seslerini yükselttiler. Bu durum Allah’ın Resûlü’nü üzdüğü ve rahatsız ettiği için Hucurât sûresinin ilk âyetleri nâzil oldu. Allah Teâlâ, Resûlullah’ın o iki dostunun şahsında bütün mü’minlere uyarı mahiyetinde bir edebi bu ayetlerle ve güzide bu iki şahsiyetle, Sıddık ve Faruk ile öğretti:

“Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinden fazla yükseltmeyin ve ona, birbirinizle konuştuğunuz gibi yüksek sesle hitap etmeyin; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir. Allah’ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, kalplerini Cenâb-ı Hakk’ın temizlik ve Allah korkusuyla doldurduğu kimselerdir. Onlara bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.”

Bize bu olayı nakleden râviler, şu notu da düşmektedirler. Bu âyet nâzil olduktan sonra o gür sesli Hazret-i Ömer’in, Resûlullah’a hitab ederken sanki bir sır söylüyormuşçasına son derece hafif, zayıf ve fısıltılı bir sesle konuşmaya çalıştığını, hatta zaman zaman Hz. Peygamber’in onu iyice duyamadığından sözünü tekrarlamasını istediğini belirtirler.(1)

Bakın bir başkası, yine o gül asrından, bu ayeti nasıl okumuş ve nasıl anlamış, birde ona bakalım. Gür sesiyle ve güzel konuşmasıyla ünlü olduğu için “Ensar’ın Hatibi” diye bilinen Sâbit İbni Kays hazretleri, “Seslerinizi Peygamber’in sesinden fazla yükseltmeyin âyeti nâzil olunca, Sâbit İbni Kays hazretleri “Eyvah! Ben cehennemlik oldum diyerek üzüntüsünden dolayı evine kapandı. Mescidi Nebevî’ye ve Resûlullah’ın yanına gelmeye cesaret edemedi. Onu mescitte göremeyen Efendiler efendisi Hz.Peygamber, yakın komşusu Sa’d İbni Muâz’a:

– “Sâbit’ten ne haber, yoksa hastalandı mı?” diye sordu. O da böyle bir şey duymadığını söyledikten sonra komşusunu ziyarete gitti ve Hz. Peygamber’in onu göremediği için merak ettiğini söyledi. O zaman Sâbit İbni Kays derdini dile getirerek:

– Biliyorsunuz, Peygamber aleyhisselâm’a en yüksek sesle hitap edeniniz bendim. Şu âyet indirilince anladım ki, ben cehennemlik bir adamım. Onun için bir yere çıkmıyorum, dedi.

Rahmet Peygamberi Efendimiz, bu sahâbîsinin endişesini haber alınca rahatladı ve:

 Üzülmesin. O cennetliktir, diye haber gönderdi”(2)

Endişesinin yersiz olduğunu duyan, üstelik bu vesileyle cennetlik olduğunu öğrenen Hz. Sâbit buna çok sevindi.

Onu üzecek, rahatsız edecek, canını sıkacak ve gül hatırını incitecek hareketlerden son derece uzak durma gayreti taşıyor.

Çarpıcı bir örnek olarak bir makalede okumuştum. Kaynağı da yine oradan veriyorum.

Ashâb-ı kirâmdan Câbir İbni Abdullah şöyle diyor:

“Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bir seferden dönüyorduk. Medine’de Neccâroğullarının bahçelerine gelince, bahçelerden birinde, hiç kimseyi içeri sokmayan, girmeye kalkana saldıran bir deve bulunduğunu öğrendik. Durumu Resûl-i Ekrem’e anlattılar. Hz. Peygamber bahçeye gitti, içeri girdi ve kimseyi yanına yaklaştırmayan o deveyi yanına çağırdı. Resûlullah’ın sesini duyan deve dudağını yere temas ettirecek kadar başını eğerek onun yanına geldi ve huzurunda yere çöktü. Allah’ın Resûlü: “Bana bir yular getirin!” buyurdu. Yuları devenin boynuna geçirerek onu sahibine teslim etti. Sonra orada bulunanlara şöyle buyurdu:

“Cinlerin ve insanların isyankâr olanları dışında, yer ve gökte bulunan bütün varlıklar benim Resûlullah olduğumu bilir.(3)

Bize dünya ve âhiretin saadet yollarını gösteren, yolunu ve izini takip eden herkesi ebedî kurtuluşa götürecek olan, o en büyük insanı, can kulağıyla dinleyelim. Kur’an-ı, şimdi kendi adımıza ve kendi hesabımıza okuyalım. Kur’anı, ruhumuzu ihya etmesi için kendi ruhumuza ithafen okuyalım.

Edebin öğretmeni, ölçü ve tartıyı, insanı ve cemiyeti inşa ve ihya edecek sözlerin sahibi Hz. Rasül’e(as) kulak verelim. Bizler de saadet asrı insanı gibi mutlu ve bahtiyar olalım. Yoksa farkına varmadan tüm yaptıklarımız boşa çıkar ve kaybedenlerden oluruz. Gücümüz ve kuvvetimiz gider de takatsiz kalırız. Dünyada kan gözyaşı elem ve ızdırap bu mübarek topraklarda olur.

“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!(4)                                                                                                                

                                               BasrBEKTAŞ

                                                                                                                          Tosya Müftüsü

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ