Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 3,82 / Satış: 3,84
€ EURO → Alış: 4,51 / Satış: 4,53

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ

Konuk Yazar
Konuk Yazar
  • 15.03.2013
  • 806 kez okundu

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ

Çanakkale
savaşlarının 98. Yıldönümünde bulunduğumuz bu günler, Çanakkale şehitlerimizi
anma günüdür.

Şehitler
Allah’ın nimetlerine ve rahmetine şahit oldukları için bu isimle anılırlar.
Yüce Allah Kuran’ında şehitler hakkında şöyle buyuruyor:

Allah yolunda öldürülenler için
“ölüler” demeyin. Tam aksine, onlar dirilerdir ama siz farkında
olmazsınız.”
(Bakara Suresi.154)

Sakın Allah yolunda öldürülenleri
ölmüşler sanmayın! Aksine onlar hep hayattadırlar, Rablerinin katında
rızıklandırılırlar. Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği mutlulukla sevinç
duyarlar ve arkalarından şehit olarak kendilerine katılmamış olan mücahitler
hakkında: “Onlara hiçbir korku yok ve onlar üzüntü de
duymayacaklardır.” müjdesinde bulunurlar. Yine onlar, Allah’ın bir
nimeti, bir lütfu ile ve Allah’ın, müminlerin mükâfatını zayi etmeyeceği
müjdesiyle sevinirler.
(Al-i Imran
Suresi 169.170)

Peygamberimiz aleyhisselam
da bir Hadis-Şerifinde şöyle buyurur: “Ahirete
göç edip de cennete giren hiçbir kimse yeniden dünyaya dönmeyi arzu etmez.
Ancak şehitler müstesnadır. Onlar tekrar dünyaya dönmeyi ve tekrar Allah
yolunda şehit olmayı arzu ederler.”

Birinci dünya savaşında
Osmanlı ordusu çeşitli cephelerde harbe girmiş, bazı cephelerde mağlup
olurken bazılarında da kesin bir muzafferiyet elde edilememiştir.

Balkan mağlubiyetinden
sonra ordumuzda olduğu gibi, milletimizde de bir ümitsizlik ve karamsarlık
havası hâkim olmaya başlamıştı. İşte bunun neticesinde Çanakkale
muharebelerinde elde edilen muzafferiyetler sinelere su serpmiş, bu kahraman
millet kendi hamiyetperverliğini ve vatanseverliğini bir kez daha
göstermiştir.

Tarihin kaydettiği en
çetin savunmalardan birisi olan Çanakkale savaşları Türk ordusunun ve
milletinin var oluş mücadelesi olarak tarihe geçmiş, batılı devletlere
nazaran geride kalmış olan milletimizin gönlünde kendine güvenini tazelemiş
ve daha sonraki milli mücadele için de azim ve cesaret kaynağı olmuştur.

Kanlarıyla
ve canlarıyla vatan topraklarını sulamış olan ve bize vatan topraklarını
emanet bırakmış olan bütün şehitlerimizin ruhları şad olsun!

Çanakkale
destanını en iyi anlatan kudretli şair Mehmet Akif Ersoy’dur.

Çanakkale
savaşları sırasında Mehmet Akif, teşkilat-ı mahsusa için bir görev ile Hicaz
bölgesinde bulunuyordu. Bu sırada büyük bir heyecan içinde Çanakkale’den
gelecek haberi bekliyordu. Enver Paşa kendisine zafer haberini verdiği zaman
şükür secdesine kapanmış ve ondan sonra aşağıdaki muhteşem güzellikteki
şaheser dizeler dile getirilmiştir.

Bugün
Merhum Mehmet Akif’in Çanakkale Şehitleri için “Safahat”ın “Asım”  bölümünde kaleme aldığı olağanüstü güzel
şiirini okurlarımızın dikkatine sunmak istiyorum. Lütfen yeniden okur
musunuz?

“Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd
(yığılma) ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar
(yıldırımlar)parçalıyor
âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedi serhaddi;
‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.
Asım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedri’n arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât
…(cihetler)
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu
(kucağını)açmış
duruyor Peygamber.”

Mehmet Akif Ersoy  

Muhsin  Özdemir  /  İlçe Başvaizi      


ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ