Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 7,39 / Satış: 7,42
€ EURO → Alış: 9,00 / Satış: 9,03

Çapsız siyaset..

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 07.12.2010
  • 644 kez okundu

Tüm perişanlığına, acizliğine, güdülenmişliğine rağmen Türk siyasetine liderlik yapan aktörler, demokratik hayata geçtiğimiz 1946’lardan bu yana her halde iktidar yönüyle en sağlam duruşu sergilerken madalyonun öbür yüzündeki muhalefet önderleri eliyle de en çapsız ve aciz dönemini yaşıyor. 40 yıl boyunca iktiar muhalefet tahtaravellisinin sabit liderliğini üstlenen Demirel’in güdümlü ve iki yüzlü iktidar/muhalefet anlayışı da, Ecevitin titrek ve nahif duruşu ile öne çıkan saplantılı iktidar/muhalefet anlayışında sergiledikleri siyasi duruşun her şeye rağmen bir kıymeti harbiyesi, bir tutarlılığı vardı. Eğri büğrü de olsa bir omurgaları vardı.

 

Bugünlere baktığımızda, özellikle ana muhalefet liderinin her aklına eseni kendisine uzatılan mikrofonlara sokak ağzıyla dillendirdikten sonra, dillendirdiği konularda kendi genel merkezince sıcağı sıcağına terslenmesi, önerilerinin yalattırılması örneğini daha önce hiç yaşamamış olan kuşaklar, ibret ve hayretle izlerken; genç kuşaklar tarafından da bilgisayar oyunlarındaki iktidarsız kahraman figürlerin mizansenlerinde kendine yer bulmaktadır.

 

Son günlerin  en sıcak gündemi WikiLeaks’in dünyada büyük yankı uyandıran doküman servisinde, ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu’nun aceleci bir tavırla sazan gibi olayın üzerine atlamasına karşın diğer muhalefet liderlerinin konuya temkinli yaklaşımı belki de siyaset dünyamız için halen bir umut odağın Olabileceğinin cılız da olsa hayat belirtisi sinyalleri olarak algılandı. Kemal Kılıçdaroğlu ile Genel Sekreteri Prof. Süheyl Batum’un sazanlığına karşılık, Devlet Bahçeli ile kendi Grup Başkanvekili Vuvuzelacı Oktay Vural’ın Başbakana duydukları nefret ve kinden kaynaklanan özel değerlendirmenin dışında kendi içinde çelişikte olsa WikiLeaks servisine genel yaklaşımlarının bu bağlamda farklılık gösterdiğini görmekteyiz.

 

Ana muhalefet partisinin, Hindistan’ın Gandi’sine özenen CHP Genel Başkanı ve çiçeği burnunda Genel Sekreteri, hafızam beni yanıltmıyorsa 2001 yılında Rahmi Koç, 2004 yılında Doğu Perinçek ve bunların paralelinde de Amerikanın o dönemdeki(2003-2005) karanlık işler prensi, Ukrayna göçmeni yahudi bir aileden gelen Ankara Büyükeşçisi Eric Edelman’ın ülkesine geçtiği bilgi notlarında Başbakan Erdoğan’ın İsviçre Bankalarında hesaplarının varolduğu iddiasına balıklama atladılar, buradan siyasi rant devşirebileceklerini umdular. Oysa,  dünyada yaşanan 11 Eylül krizinden sonra ABD, İsviçre’deki bütün banka bilgilerini talep etti ve aldı. O günden sonra bankacılık yasaları bütün dünyada değişti. Nakit transferleriyle ilgili çok ciddi önlemler alındı. Türkiye de bunlara destek verdi. Çünkü terörle mücadelede Türkiyenin de bu hesap açıklığına ihtiyacı vardı. Şimdi İsviçre’deki bankalarda kimin nesi var nesi yok zaten Amerikalılar 11 Eylül’den sonra aldıkları bilgiler çerçevesinde çok iyi biliyorlar, ellerinde bu bilgiler var. Türkiye Cumhuriyeti gibi bir ülkenin Başbakanının, İsviçre’de bankalarda hesapları olsa, 1 Mart Tezkeresi krizinde, Davosta’ki meşhur “one minute” krizinde, BM Güvenlik Konseyindeki İran krizinde ya da son Nato Lizbon krizinde Recep Tayip Erdoğan’ı bozuk para gibi harcardı. Bu basit mantık kurgusunu bile yapmaktan aciz ana muhalefet lideri ve avanesi, bu buram buram fitne kokan Edelman notlarından medet umuyor.. siyasi çapları yada çapsızlıkları bu kadar.

 

Demirel döneminde, Ecevit döneminde, hep çantada keklik iktidar, güdümlü muhalefet konseptine oturttukları Türkiye’yi kendilerine sadık müttefik görüp ona göre muamele yapan ABD, bugün Türkiye’ye “model ortak” muamelesi gösteriyorsa, burada durup düşünmek lazım. ABD’nin Başkanı Obama, seçimden hemen sonra ilk resmi yurt dışı gezisini Türkiye’ye gerçekleştirip, TBMM Genel Kurulunda, “model ortaklık” konusunda brifing veriyorsa, sadece iktidarın değil; iktidarıyla muhalefetiyle tüm siyasilerimizin buradan çıkarmaları gereken çok ciddi siyasi sonuçlar ve bu sonuçlarla uyumlu bakış açıları olmalı diye düşünüyorum.

 

Bu arada WikiLeaks’in arkasındaki güç, servis ettikleri dökümanlar için seçtiği kanallar, bu dökümanların filtrelenip filtrelenmediklerine dönük analitik yaklaşımlar gibi konularla, WikiLeaks’in servise koyduğu dökümanlar üzerinden tartışılan bazı kavramların; örneğin doküman, bilgi notu, rapor, belge gibi bilgi ve bilgi kaynaklarının; casusluk, diplomatik dokunulmazlık, kaynak açıklama/gizleme ulusal ve uluslar arası sorumluluk; telgraf/kripto gibi teknik konularda da sapla samanı birbirine karıştıran siyasilerimiz, sazanlıktan önce oturup bunlara biraz kafa yorsalar, belki çapsızlıklarını birazcık telafi etmiş olurlar.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ