Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,88 / Satış: 5,91
€ EURO → Alış: 6,48 / Satış: 6,51

İkilem İçindeki Türkiye Gerçeği..

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 15.10.2010
  • 383 kez okundu

Dışarıdan görülen Türkiye manzarası ile içinde yaşadığımız Türkiye gerçeği birbiri ile örtüşmüyor. Bir bakıyorsunuz, IMF’nin en yetkili ağızlarından kendilerine rağmen gelişen ve büyüyen Türk ekonomisine övgüler gelirken bugüne kadar Türkiye’nin ekonomi karnesine olumlu not vermede son derece cimri davranan Kredi Değerlendirme Kuruluşları Türkiye notunu yükseltiyor. Ülkemizde Meclis’e girmesine bile izin verilmeyen başörtülü birinin, Avrupa Konseyi kürsüsünde konuşması acı bir çelişkimiz olarak tarihe geçti; Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül hanımefendi Türkiye’deki akıllara ziyan başörtüsü şizofrenisi yüzünden giremediği bir çok kurumun aksine Strasburg’da Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde başörtüsüyle bir rapor sunup konuşma yapıyor. Cumhurbaşkanı Gül’ün eşi, 47 ülkenin üye olduğu bu platformda ilk kez konuşan first lady olarak Avrupa tarihine adını yazdırıyor. O parlamentonun başkanının da bir Türk parlamenter Mevlüt Çvuşoğlu olduğunu, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Başkanlığının da Kasım ayında Türkiye’ye geçecek olması, First Lady’nin  konuşması ile paralel düşünüldüğünde, Türkiye’nin dışarıdan nasıl görüldüğünü daha iyi anlamamıza yardımcı olur.. ve sanırım daha çok örnekler de verilebilir.

 

Geçen hafta  İstanbul’da yapılan Türkiye-Mısır Yuvarlak Masa Toplantısı’nda Mısır eski Adalet Bakanı Dr. Yehia El Gamal (Yahya el Kemal)’in Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu için “O, bir dış ilişkiler dehası” nitelemesi ile gündeme düşen, TASAM Afrika Enstitüsü ile Mısır Dış İlişkiler Konseyi işbirliğiyle İstanbul Üniversitesi Avrasya Enstitüsü binasında düzenlenen Türkiye-Mısır Yuvarlak Masa Toplantı’sında, “Ortadoğu’da nükleer silahların yayılmasının önlenmesi, bölgenin barış sürecindeki mevcut konumu ve gelecekteki görünüm, Türkiye-Mısır ilişkileri ile Afrika’nın genel durumu ve Sudan” konuları ele alındı. Geçmişten bu güne Türkiye Mısır arasında süregelen Ortadoğu liderliği konusundaki gizli rekabetin son 10 yılda kamu diplomasisi kavramının ön plana çıkarılması ile aşıldığı gerçeği karşısında, Mısır ve Türkiye’nin, günümüz ilişkilerine nüfuz eden birtakım zihniyet problemlerini aşarak, modern ve eşit iki ulus devlet olarak geleceği birlikte inşa etmeleri gerektiği noktasına gelinmesi, toplantının ana temasına Türkiye liderliğinin sirayet ettiği toplantı boyunca tüm gözlemcilerin ortak kanaati olarak öne çıktı.

 

İçinde yaşadığımız Türkiye manzarası ise, kelimenin tam anlamı ile raf ömrünü doldurmuş marazi/hastalıklı bir zihniyetin varlık mücadelesindeki son saldırganlıklarını sergiliyor. Bir günü bir güne uymayan, dün ak dediğine bugün kara; dün kara dediğine bugün ak diyen siyaset adamlarının omurgasız, tutarsız, yalan, iftira ve manipülasyonlar üzerine kurulu post koruma kavgalarının telaşı içinde kara ve kirli propagandalarına sahne oluyor.

 

Tartışılan gündemin en çok öne çıkan öğeleri; din, vicdan, kişi hak ve hürriyetleri bağlamında evrensel ölçülere kavuşmuş laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devletinde rasyonel bir uygulama alanı arayışı içindeki tarafla;  laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devletini kendi kurguladıkları “kendine özgü” yorumlar paralelinde değerlendiren tarafların statükoyu koruma adına verdikleri bir siyaset savaşında ön alma kaygısı olarak görmekteyiz. İşin en garip tarafı Türkiye iç siyasetinin kimi aktörleri, halkın beklentileri ile kendi düşüncelerinin bağdaşmazlığında tepeden inmeci bir tavırla, yaşam biçimi dikte ettirmeye kalkışmakta, bununla da yetinmeyip din, vicdan, kişi hak ve hürriyetlerini pazarlık konusu yapabileceklerini zannedecek kadar toplumsal rasyonaliteden kopuk bir düşünce yapısını empoze etmeye çalışmaktadırlar.

 

Oysa tarih boyunca görülen tüm koşullu yaşam dayatmaları, gün gelmiş yüz yüze geldikleri toplumsal direnç karşısında geri adım atarak gerçekler dünyası ile barışık yaşama, yada yok olma seçenekleri ile karşı karşıya kalmışlardır. İçinde yaşadığımız sürecin de evrensel değerler zemininde yer edinebilmesi adına, toplumsal yaşam biçimi dayatmasını öngörenlerin, din, vicdan, kişi hak ve hürriyetleri bağlamında öngördükleri toplumsal projelerin, toplum mühendisliği cetvellerinden çıkma tep tip çizgilerle değil; hayatın tüm renk ve harmonilerine eşit uzaklık ve yakınlık içinde kucaklayıcı ve bağdaşık olma zorunluluğu olduğunu anlamaları ve içselleştirmeleri zamanı geldi diye düşünmekteyim.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ