Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 7,49 / Satış: 7,52
€ EURO → Alış: 9,04 / Satış: 9,08

Kaşıya kaşıya demokrasi düşmanlığı

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 13.12.2010
  • 541 kez okundu

Türk solunun müzmin hastalıkları bir bir yeniden nüksediyor. 60’larda, 70’lerde rejim karşıtlığını devlet yapısına düşmanlık üzerine oluşturdukları kurtarılmış bölgelerde hayata geçirmeyi başaramadılar. Karşıt görüşün “devleti ebet müddet” çırpınışı da fayda vermedi. Her iki tarafta 12 Mart 1970’te Muhtıraya, 12 Eylül 1980’de Darbeye tosladı. Akan kandan beslenenler bugün hala bunun rantından beslenmeye devam ediyorlar. Kimi elde ettiği siyasi pozisyondan, kimi askeri lojistik tedarikinden elde ettiği sınırsız servet ve ekonomik güçten, kimi holding danışmanlığı yönetim kurulu murahhas azalığı misyonundan elde ettiği emeklilik rantından ve daha onlarca sayılabilecek medya-siyaset-iş ve mafya dünyasının getirilerinden beslenmeye devam ediyor.

O günlerde oynanan oyunların kötü kopyaları yeniden senaryolaştırılıp gündeme taşınıyor. Bunun son örneğini Başbakan’ın Dolmabahçe Sarayındaki çalışma ofisinde üniversite rektörleriyle yaptığı toplantıyı “basmak” isteyen öğrenci kisvesi altındaki anarşist grubun ortaya dökülen marifetlerinde görüyoruz. “Anarşist grup” sözcüğünü bilerek kullanıyorum; çünkü ortaya çıkan tabloya baktığınızda grup liderliğini üstlenenlerin çoğunlukla üniversite öğrencisi olmadıkları ortaya çıktı. Örneğin kamera kayıtlarından hiç dayak ve tekme yemediği, ancak polis müdürüne bayrak sopası ile ilk vuran ve çatışmanın fitilini ateşleyen militanın üniversite öğrencisi olmadığı, çatışma sırasında polisten ona yönelik hiçbir darp, yakala, şiddete maruz kılmanın yaşanmadığı, panik halindeki kendi arkadaşlarının itişip kakışmalarından etkilenerek evlilik dışı oluşan çocuğunu düşürdüğünü bir kısım medyamız ısrarla gözden kaçırmakta; bu provokatör militanı protestoların simgesi masum kız rolünde toplum hafızasına sunmaktalar.

Bu sunumun en çirkin tarafında belli bir grup medyanın kendine vazife çıkarması, geçmişteki kirli yüzlerini hafızalarımızda bir kez daha canlandırdı. Geçmişten ibret alması ve bugünün kuşaklarına soğukkanlı telkinlerde bulunması umulan –sözde- en aklı başında liberaller bile, hala nükseden eski hastalıklarının etkisiyle, bu anarşizmin figüranlarına güzellemeler düzmekte, romantik gençlik heyecanlarından siyasi çıkarımlar ve kazanımlar devşireceklerinin umut tacirliğini yapıyorlar.

O mahut medya grubundan Hasan Cemal’in 9 Aralık 2010 tarihli “Sayın Başbakan, gençler sizi eleştirecek, protesto edecek, bunun adıdır demokrasi!” başlıklı yazısı, herhalde bu çarpıklığın örneği olarak İletişim Fakültelerinde “ibretlik okuma parçası” olarak kitaplardaki yerini alacak çok enteresan bir yazı. Türkiye’nin tuzu kuru bir burjuva ailesinden gelen Cemal’in bu güzellemesi ve arka planına yerleştirdiği üstü kapalı tehditleri satır aralarına ustalıkla yerleştirdikten sonra yazısını “Sayın Başbakan; Gençler eğer size karşıysa, sizin politikalarınızı beğenmiyorlarsa, hak ve özgürlükler konusunda daha fazlasını talep ediyorlarsa, seslerini özgürce yükseltmeleri ve sizi serbestçe eleştirmeleri gerekir” diyerek sanki o gençler politik bir projenin, hak ve özgürlüklerin savaşçılarıymış gibi aklamaya kalkışması, bu anlayışın en çirkin tarafı. Oysa o gençler, hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, ne üniversite harçlarının ekonomik ağırlığı, ne müfredatlardaki çarpıklıkların düzeltilmesi, ne yurtlardaki mahrumiyetlerin giderilmesi gibi “üniversitelinin talepleri” peşinde değiller. Sergiledikleri eylem, “protesto değil”, “saldırı eylemi”.  Buna güzellemeler düzen beyinler de “koruyucuları”.

Daha dün gibi hatırlıyorum; 12 Eylül 2010 Anayasa referandumu öncesinde bir kısım Türk aydınının çeşitli platformlarda dillendirdikleri “Yetmez ama Evet” toplantılarında Edebiyat ustası Adalet Ağaoğlu’na yada çağdaş Türk hukukunun yüz akı hukukçu Osman Cana’a yumurtalı saldırı düzenleyenler aynı fraksiyonun elemanları. Her geçen günde şirretliklerini artırarak toplumu tekrar 60’ların 70’lerin bezginliğinde yeniden “müesses nizamın” bekçileri olan “kurtarıcılara kucak açmaya hazır” bir zemin oluşturmaya çalışıyorlar. Ellerindeki en güçlü silahta, medya.

Protestolar sırasında polisin müdahalesiyle çocuğunu düşürdüğü iddia edilen hamile bir insanın maruz kaldığı şiddet; nereden gelirse gelsin ister arkadaşlarından, ister polisten, kimse tarafından hoş görülemez. Bu olayın farklı bir boyutu. Ancak  protestoların simgesi haline getirilen, nikahsız bir beraberlik sonucu hamile kalmış bir kadının “hamile öğrenci” yutturmacası, kısık ve cılızda olsa  “Hamile bir öğrencinin ne işi vardı protestoda?” sorularının sorulması üzerine deşifre oldu. Saldırgan, üniversite öğrencisi değildi, polis tarafından yakalanmamıştı ve bu provokatörün hamile olup olmadığı da tartışmalıydı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ