1. Haberler
  2. Köşe Yazıları
  3. Keşkelerle Yaşarsan…

Keşkelerle Yaşarsan…

0
Paylaş

İçimiz gerçek ikametgahımız. Üzerini sonbahar yapraklarıyla örttüğümüz gizemli dehliz. Ne kadar kaçsak da sık sık yüzleştiğimiz hikayelerimizin karargâhı. İçimize eğildiğimizde kendimizi nasıl tanımlıyoruz acaba? Bazen kör karanlık, bazen nurlu bir aydınlık. Bazen taş gibi yontulmaya bekleyen sertlik. Kimi zaman da su gibi kıvrılarak kuytuya çöreklenmenin kaçaklığı. Taşları suya bent yapıp engel yaptığımız zamanlar da oluyor, suyu sele dönüştürüp taş duvarları devirdiğimiz de. Ah! Bir fark edebilseydik içimizdeki merkezi. Arınmaya tabi tutsaydık bir feyzin sağanağında. İdrakle çözebilseydik kibirli halin içsel komplekslerini. İki uçlu büyük bir burgaç sıkıyor kemendimizi. Karar veremiyoruz bir türlü; kendimize mi döneceğiz yoksa kendimizde mi boğulacağız?

Dilim ve gönlüm çakıl taşları gibi şekilli kimi zaman. Bir o kadar da sert. Bazen de henüz sıcaklığı geçmemiş kül gibi gri bir yumuşaklık. Kırılgan mıyım yoksa kendini taşıma isteğinin terazideki ağırlığı mı taşımaya çalıştığım yük. Bir yazar arkadaşımın da ifadesinde belirttiği “Suya girip de ıslanmayan tenin vardı senin. Derinin gözenekleri kapalıydı.” misaliydi belki de o sertlik. “Bir ölü gücündeydi hacmin.”  dediği içe doğru açılmanın kapısında nöbetteydim belki de. Yahut da “Secdenin lezzeti yapıştı dimağına.” dediği huzura kabul edilmenin verdiği coşku ile ruhsal bir köpürmeydi ruh halim…

Elimde bir kör bıçak. Çaldıkça kesiyor gibi yapıyor tenimi. Kesretten şımarır mı insan? Nefsini bir mabede çevirerek kendine tapınmanın bahtsızlığında boğulur mu? Sevgim başkalarına, öfkem kendime benim. Tam tersi olsaydı daha rahat edebilir miydim acaba? Hayatımın bir kırılma noktası kabul edip gamsızlığa yol açabilir miydim? Keşke deyip rahatlamak istiyorum. Ancak vicdanım bencil misin deyip yakışık almaz diye ihtar ediyor! Bıraksam kör bıçağı boynuma sürmeyi, bileyip de sürsem başkalarının tenine benim yerime onları kesse daha iyi bir seçim olurdu belki de. O zaman da psikologlar beni sadist listesine yazarsa diye kaygılanmıyor değilim hani!

Geri dön, aç kapıları. Çık gönlünün miracına. Nefsini levm et. Ancak ağır, kara ve yanlış ithamlarda bulunma kendine. Tövbe kapısını çalmak varken şeytandan daha kötü görme kendini, kulluğa kabul edildiğini unutarak. Geçmişi bugününle birleştirirken ibret almalısın sadece. Mazinin hafızası anılarını hatırlatırken keşkelerle dövünmenin vakti değildir. Keşkelerle kim yaşar? Bugünün dünden daha iyi olmadığını düşünenler.  Kaybettiğin vakitlerin hırsıyla orta yerinden çatlamanın bir anlamı yok. Zira geçmişi geri getiremezsin ama bugün halen elinde. Kabın genişledi bu doğru. Genişlediğine az gelip büründüğün örtüye hamurun taştığı da bir o kadar gerçek. Sığmaz oluyorsun kabına.

Şimdi bunları yazarken bir ayna mı tutuyorsun kendine, tespihe mi diziyorsun kusurlarını? Yoksa kendine bir af dileme kapısı mı aralıyorsun. Belki de itiraf ederken zatına kendini, peşinden kovalayan gölgelerini güneşinle aydınlatıp kavuşuyorsun benliğine. Kendine secde ederek Allaha yaklaşabilir misin? Yoksa farkında olmadan bir isyan hali içinde kendini tanrıya mı dönüştürüyorsun. İçini açmaktan çekinirken yaralarının üzerine eğilip saklıyorsun kimselerden…

Keşkelerle Yaşarsan…
+ -

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Açıksöz Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.