Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,71 / Satış: 5,73
€ EURO → Alış: 6,33 / Satış: 6,36

NAZAR DEĞMESİ VE RUKTE İLE TEDAVİ

Basri Bektaş
Basri Bektaş
  • 21.12.2015
  • 350 kez okundu

Nazar ya da göz değmesi, bir kimsenin,
başkasına, onun bir eşyasına, hayvanına, malına… Hasetle karışık beğenerek
bakmasıdır (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, 10/200). Hasetle bakışın etkisi ile o
kimsenin şahsına, malına veya eşyasına zarar gelebilir.

Kur’an-ı Hakimde buna şöyle bir işaret
vardır:  “İnkâr edenler Zikr’i (Kur’an’ı) işittikleri zaman neredeyse seni
gözleriyle devirivereceklerdi. ‘O mutlaka delidir’ diyorlardı. Oysa Kur’an,
alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.”
(Kalem, 51-52)

Sahabeden İbn Abbas (r.a), Tabiin imamlarından
Mücahid ve daha başkaları bu ayetin, nazarın mevcudiyetine ve Allah Tealâ’nın
dilemesiyle tesirinin gerçek olduğuna delil teşkil ettiğini söylemişlerdir.
(İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, 4/525)

Efendimiz s.a.v.’den de nazarın hak olduğunu
ifade eden birçok hadis nakledilmiştir. Bunlardan birisi şöyledir: “Nazar haktır. Eğer kaderi geçecek bir şey
olsaydı, nazar onu geçerdi.”
(Müslim, Tirmizî) Bir diğer rivayette: “Nazar, Allah’ın izniyle kişiyi dağa çıkaracak ve oradan indirecek
derecede etkiler.”
(Ahmed b.
Hanbel, Ebu Ya’lâ)

Sahabe’den
Sehl b. Huneyf r.a. yıkanmak için elbisesinin üstünü çıkarmıştı. Âmir b. Rebî’a
r.a. da ona bakıyordu. Sehl, cildi güzel, bembeyaz bir kimseydi. Âmir, “Hiç
güneş görmeyen ciltler bile bugün gördüğüm gibi değildir.” dedi. Bunun üzerine
Sehl hastalandı. Sehl’in rahatsızlandığı Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e haber
verildi ve “Sehl başını bile kaldıramıyor.” dendi. Bunun üzerine Efendimiz
s.a.v., “Suçladığınız birisi var mı?” diye sordu. Orada bulunanlar, “Âmir b.
Rebî’a” diye cevap verdiler. Efendimiz s.a.v. Âmir r.a.’ı çağırıp kendisine
kızdı ve şöyle buyurdu:
“Sizden
biriniz kardeşini neden (nazarla) öldürüyor? Ona ‘mâşallah’ deseydin ya! Haydi,
şimdi kardeşin için yıkan.”

buyurdu. Âmir de yüzünü, ellerini, dirseklerini, dizlerini, ayak topuklarını ve
böğürlerini bir kap içinde yıkadı. Sonra bu su Sehl r.a.’ın üzerine döküldü.
Sehl r.a. anında iyileşti. (Muvatta)

Sihir,
büyü, tılsım… gibi işlerle uğraşmak dinimizin kesin olarak, haram kıldığı,
yasakladığı şeylerden olduğu, bu gibi işlerle uğraşmak kişiyi küfre kadar
götürdüğü muhakkaktır.

Bununla
birlikte şunu da bir not olarak düşmekte fayda mülahaza ediyorum. Bu eğer bir
ilim ise işin ilmini sadece birine uygulamak için değil de fakat yapılmış olanı
bozmak ve şerrinden korunmak için sihir/büyü öğrenmenin haram olmadığı bilgisi
kitaplarımızda geçmektedir. (Elmalılı
Hamdi YAZIR, 1/447)

Bu ve
benzeri bir hastalığa düçar olmuş biri için ise, söylenecek söz şudur:

1-
Öncelikle her şeyin Allah Tealâ’nın iznine ve dilemesine bağlı olduğu gerçeği
gözden ırak edilmemelidir.  Dolayısıyla
öncelikle Allah Tealâ’ya güçlü bir iman ve teslimiyetle bağlanmak gerekir.
“Allah’ın izni olmadıkça onlar (büyücüler) kimseye bir zarar veremezler.”
(Bakara,
102)

Efendimiz
s.a.v., hayvanının terkisine bindirdiği Abdullah b. Abbâs r.a.’a hitaben, “Ey
çocuk! Sana, Allah’ın seni faydalandıracağı kelimeler öğreteyim mi?” demişti.
İbn Abbâs r.a., “Evet, ey Allah’ın Resulü..” diye cevap verince şöyle buyurdu:

“Allah’ın
emir ve nehiylerini (onlara riayet etmek suretiyle) muhafaza et ki Allah da
seni muhafaza etsin. Allah’ın emir ve nehiylerini muhafaza et ki, O’nu(yardımını)
her zaman önünde bulasın. Genişlik zamanında O’nu an ki, darlık zamanında da O
seni ansın (ve sana yardım etsin). İstediğinde Allah’tan iste; sığındığında
Allah’a sığın. Olacak şeyler konusunda kalem kurumuş, hüküm kesinleşmiştir.
Şayet mahlukatın tamamı sana bir menfaat sağlamak için bir araya toplansalar ve
fakat Allah onu senin hakkında yazmamış ise, onu yapmaya muktedir olamazlar. Ve
şayet sana bir zarar vermek için toplansalar, ancak Allah onu senin hakkında
takdir etmemişse, onu yapmaya da güç yetiremezler. Bil ki, zorlandığın şeye
sabretmende çok hayır vardır. Zafer sabırla, ferahlık da sıkıntıyla
birliktedir. Güçlükle beraber kolaylık vardır.”
(Ahmed b. Hanbel, 1/307)

2-
Bunun arkasından, dua ve zikri terk etmemek gelir. Efendimiz s.a.v.’den nakledilen
uzun bir hadisin bir bölümü şöyledir:

“Sizin
yapacağınız şey, Allah’ı zikretmektir. Böyle bir kimse, düşmanın hızla takip
ettiği, sonunda muhkem bir kaleye rastlayıp kendisini düşmandan koruduğu kimse
gibidir. Kendini şeytandan ancak Allah’ı zikretmek suretiyle koruyan kul da
böyledir.”
(Ahmed b.
Hanbel, Tirmizî)

3-
Çokça Kur’an okumak, ibadetleri aksatmadan yapmak ve devamlı abdestli bulunmaya
özen göstermek de kişiyi sihir/büyü gibi zararlı şeylerin etkisinden koruyan
hususlardandır.

Rukyeyi
de inşallah bir sonraki hafta yazalım.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ