Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,68 / Satış: 5,71
€ EURO → Alış: 6,28 / Satış: 6,31

Ters giden merdiven değil; zehirlenmiş bir beyinler..

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 21.03.2016
  • 358 kez okundu

Doğrusunu
söylemem gerekirse, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 14 Mart tarihinde
ajanslara düşen açıklamasını okuduğumda –kişisel kaygıdan öte- toplumumuz adına
çok ürkütücü buldum. Muhalif olmanın bu raddeye çıkan bir gözü dönmüşlük içinde
iktidara saldırmak adına dillendirildiği bu ürkütücü söylemi, üzerinde
durulmaya değer görüyorum.

Heber
şu; “CHP Genel Başkanı Kemal
Kılıçdaroğlu, AKP iktidarı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkede
diktatorya altyapısını tamamladığını dile getirerek, ‘Erdoğan ve AKP,
iktidardan gitmemek için siyasi cinayetler de dahil her şeyi yapabilecek
durumda’ görüşünü savundu. Ülkenin adım adım dikta yönetimine gittiğini
belirten CHP lideri, ‘İktidarı bırakıp gitmenin maliyetini çok iyi biliyorlar’
dedi. Kılıçdaroğlu, Sosyal Demokrat Belediyeler Derneği’nin Seferihisar’daki
toplantısı sonrası bir grup gazeteciyle bir araya geldi. Cumhuriyet’ten Hakan
Dirik’in haberine göre, ülkenin savaşın eşiğinde olduğuna vurgu yapan
Kılıçdaroğlu, böyle bir ortamda CHP’nin projelerle kendini anlatmasının çok da
anlamlı olmadığını dile getirdi.”

Erdoğan
ve Ak Parti nefretinin CHP Genel Başkanını savurduğu noktaya bakar mısınız?. Bu
ülke insanının en az yüzde ellisinden siyasi onay almış, hizmetleriyle tüm
Cumhuriyet tarihi boyunca yapılanları birkaç misliyle katlamış bir yapının
liderlerini “siyasi cinayet” işleyebilecekleri töhmeti altında
bırakan ifadelerin, doğrusu –kanunen suç olabilecek kelime ve deyimlerden
kaçınarak- nasıl nitelenebileceğini kestirmek zor. Öyle sanıyorum ki, ihanet ve
siyasi kumpas peşinde olmayan hiçbir şizofren, paranoyak gerizekalının bile
düşünemeyeceği bu töhmet olsa olsa, ancak Kılıçdaroğlu’na yakışıyor.

Kılıçdaroğlu’nun
bu vahim açıklaması daha sıcaklığını korurken, Fetullahçı Terör Örgütü’nün
(FETÖ) lideri Fetullah Gülen’in medyaya düşen, Rus Moskovski Komsomolets
gazetesi adına röportaj yapan Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü
Başkanı Vitaliy Naumkin’e verdiği beyanatta dünyanın pek çok yerinde terörizmin
yaşandığını hatırlatarak, “Terörizm başka milletler arasında da var. Hıristiyan
dünyasında da var, Yahudi dünyasında da var. Bazen böyle işte IŞİD gibi,
El-Kaide gibi terör örgütleri oluyor. Bazen de terör devletleri oluyor”

dedikten sonra sözü Türkiye’ye getirip “Bilmem yani kendi ülkem için aynı
şeyi söylemeden hicap duyuyorum, belki mülahaza dairesini açık bırakmak lazım
orada da”
diye alenen Türkiye’yi “terörist devlet” olarak
nitelemesi, ülkemiz insanı adına hayıflanmamız gereken bir başka “ihanet”
kıvılcımının tespiti oldu.

Aynı
zaman sürecinde PKK’nın elebaşlarından Cemil Bayık da Kandil’de İngiliz Times
muhabiri Anthony Loyd’a verdiği söyleşide, temel hedeflerinin
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı devirmek olduğunu dile getiriyor ve “Erdoğan
bizi yenerse, Türkiye’de demokrasi isteyen herkesi mağlup edebilir. Onun
rüyalarının gerçeğe dönüşmesinin önündeki en büyük engel biziz. Eğer Erdoğan
bizi saf dışı bırakırsa, kazanır. Erdoğan’ı ve AKP’yi devirmek istiyoruz.
Erdoğan ve AKP devrilmedikçe, Türkiye asla demokratik bir ülke olamaz”

diyordu.

Şimdi
lütfen bu üç açıklamayı birlikte okuyup değerlendirdiğinizde, belirginleşen
tabloda bir ülke ve millet düşmanlığının kodları görülmüyor mu?

İçimizdeki
Erdoğan ve Ak Parti muhalifi tüm “nefret cephesi” bileşenlerinin;
siyasetçisi, medyası, akademisyenleri, entelijansiyası, stk’sı, meslek odaları,
işçi sendikaları vs. ile birlikte dillendirip; Avrupalı, ABD’li ve Rus dostları
ile paslaşarak uluslararası bir kin ve nefret söyleminde buluşmalarının akılla,
izanla, iyi niyetle açıklanabilir bir tarafını göremiyorum.

Günün
sonunda vardığım nokta, eğer daha birkaç yıl önce; bir gün bir CHP Genel
Başkanı’nın, bir emekli vaiz Fetullah Gülen’in ve bir terörist örgüt lideri
Cemil Bayık’ın aynı çizgide buluşup ortak bir hedefe kilitleneceklerini; aynı
gerekçelerle o hedefi “imha etme” üzerine “Katolik nikahı”
kıyacaklarını rüyamda görseydim, inanmaz; olsa olsa bu bir kabustur derdim.

Bertrand Russel’a atfedilen,
“Dünyanın
sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin
olmalarıdır”
sözünü de dikkate alıp bu hastalıklı
beyinlerin/kafaların, ruhların/özlerin hezeyanlarını yan yana getirdiğim bu
derlemeye bakıp bilmem siz ne dersiniz?…

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ