Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,84 / Satış: 5,86
€ EURO → Alış: 6,44 / Satış: 6,46

TÜKETİM VE KANAAT-8-

Recep Çakmak
Recep Çakmak
  • 27.10.2010
  • 463 kez okundu

TÜKETİM VE KANAAT-8-‏

Son yıllarda dindarların hayat tarzında dikkat çekici değişiklikler gözlemliyoruz. Jip kullanma, bazı seçkin eğlence-dinlence mekânlarına gitme, alternatif tatil mekânları oluşturma vb. örnekler üzerinden yapılan tartışmalar sık sık gündem oluşturuyor. Bu, 1990’lardan itibaren gözlemlediğimiz yeni bir toplumsal süreç.

 Kamusal alanda dindarlıklarını bir şekilde görünür kılan kimseler tüketim ekonomisiyle bu dönemden itibaren irtibata geçti. O zamandan beri de ister İslamcılar ister dindar Müslümanlar deyin, bu kesim hem dindaşları hem de kendilerini laik olarak konumlandıranlar tarafından eleştiriye tabi tutuluyorlar.

 

Beş yıldızlı otel iftarları, kadınlara özel havuzlu tatil beldeleri, tesettürlü kadınların şık ve marka giyinmesi, jip kullanması, bazı servet sahiplerinin her yıl hacca, umreye gitmesi…

Bütün bu davranış, tavır ve uygulamaları tüketim ve israf üzerinden bir eleştiriye tabi tutmak mümkün. Ama hem müminlerin kendi aralarında emri bil maruf/nehyi anil münker yapmasını; hem de kişinin kendisini bir iç muhasebeye tabi tutmasını engelleyen bir takım gerilim alanları var toplumumuzda. Çünkü laik-dindar kutuplaşması ne zaman yoğunlaşsa, kendini laik gruba ait hissedenler dindar kesimi tüketim üzerinden sigaya çekmeye başlıyor.

 Noel tatilinde İsviçre’ye gidenler sık sık umreye gidenleri israf üzerinden sorgulayabiliyor. “Gerçekten samimi Müslüman olsalar bu kadar israfa batarlar mı?” şeklinde bir eleştiri getirenler var. Bir de cehaletlerine bakmadan içtihat yapanlar. Mesela Hac yerine sadaka önerenler.

Peki, bu eleştirilerin ve önerilerin nasıl bir etkisi oluyor? Bu eleştiriler belli bir kimlikçi ve sınıfçı yaklaşımdan kaynaklandığı için, karşı savlar üretilmeye başlanıyor. Dindarlarla sekülerler arasındaki sınıfsal fark tüketim üzerinden vurgulandığı için reaksiyoner bir tavır gelişiyor.

Bu sebeple de “Müslümanlar her şeyin en iyisine layıktır” şeklindeki görüş üzerinden meşrulaştırılıyor tüketim çılgınlığı. Asıl önemlisi “bir lokma bir hırka” şeklindeki ideal kod, modernleşme önünde bir engel olarak görülebiliyor. Böylece Müslüman kesimde de tüketimin her şekli sorgusuz sualsiz meşrulaştırılmış oluyor.

Kısacası bir taraftan tüketim “ben kimim?” sorusunun cevabını oluşturacak kadar merkezi bir yere oturduğu için imtihanımızı zorlaştırıyor. Diğer taraftan Türkiye’de laikler/dindarlar şeklindeki karşıtlık, sınıfsal ve kimlikçi bir anlayışa yaslandığı için dindarların kendilerine dayatılan aşağı statülerden kurtulmak adına tüketim kültürüne teslim olmalarına kapı aralanıyor. Bunun sonucunda israf ve kanaat gibi kavramlar, dünyayı ahirete bağlayan süreçte terbiyevi imkanlarıyla birlikte hayatımızdan çekiliyor.

 İşte  tüketim kültürünün biz Müslümanları en fazla zorladığı husus bu. Yani kadim bir sınavın bugüne özgü zorluğunun adı: “tüketim kültürü”.

 

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ