Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,68 / Satış: 5,71
€ EURO → Alış: 6,28 / Satış: 6,31

YAĞMUR DUASI MI? YOKSA RAHMET DUASI MI?

Basri Bektaş
Basri Bektaş
  • 04.05.2015
  • 510 kez okundu

Rahmet Kavramı, kalbin çok duyarlı olması halidir. Temelinde iyilik olan her türlü davranış da diyebiliriz. İlahi rahmet pınarlarının yeryüzüne ve yeryüzündekilere tenezzülüdür de diyebiliriz.
       Bir başka anlamda ihtiyaç sahibinin, ihtiyaç anında muhtaç olduğu şeyi ya da durumu gidermektir. Rahmet, katılaşan yüzleri ve kalpleri yumuşatma ameliye de diyebiliriz. Zulmün zıddı, karanlığın aydınlığa inkılâbı, çoraklığın, susuzluğun karşısında bir yer edinmektir. 
       O takdirde en sevimli durum rahmetin bulunduğu yere azabın inmemesidir. Eğer derinlemesine tahlil yapılmış olsa elbette buradan çok güzel sonuçlara ulaşmak mümkündür. 
        Bir başka nazarla bakılacak olursa rahmet kardeşliğin yeniden inşası, kucaklaşmanın adıdır. İhtiyaç anında kalplerin birleşerek rahmetin sahibinden ikramın adıdır. Avuçların toptan Allah’a açılmasıyla gökler kapısının açılmasıdır. İlahi kelam şöyle bize şöyle öğüt verir.
       Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de o, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de o sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz. (Ali İmran–103.)
        Yukarıda ki ayette de görüldüğü gibi birlikte rahmet ayrılıkta ise azap vardır. Ayrılık tohumu ekenler rahmet çiçeklerini deremezler. 
      Cahiliye de ki zulüm başka bir değişle rahmetsizlik bir toplumun toptan intiharıydı. Biri diğerini zulmederek öldürmüş ise başucunda bir de içki içer, rahmetin merhametin eseri bile görülmezdi. Çünkü onun içindeki rahmetten yoksun olan duygu öldürmekten zevk alır bir duruma gelmişti. 
       Rahmetin tezahürü sevgidir. Cahiliye de sevgi kalmamıştı. Hz Ömer’in dediği gibi başındaki toprakları ayıklayan yavrudaki merhameti göremeyecek kadar gözler körelmiş idi. Yürekler o denli katılaşmış ki babalıktan kalan rahmet esintilerini bile cahiliye karanlığı örtmeye yetmiş idi. Sevgi olsaydı öyle olmazdı. 
       İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz, onlar ise, bütün kitaplara iman ettiğiniz halde sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden ölün!” Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir. (Ali İmran-119.)
        Şefkatte rahmetin tezahürüdür. “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” Hadisi Şerifi bunu iltizam ediyor. 
        Buğuz, kin, nefret, gıybet, haset hepsi nefretin sembolleridir. Bunlar rahmeti kovarlar ve bulundukları yerlerde rahmete yer bırakmazlar. Rasulüllah Buğzunu faile değil fiile yapardı. Faile rahmle muamele eder; fiile buğz ederdi.
         Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır. (İsra 53.)
      (Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir. (Nahl-125.)
        (Ey Muhammed!) Biz Kur’an-ı sana sıkıntı çekesin diye değil, ancak (Allah’ın azabından) korkacaklara bir öğüt (bir uyarı) olsun diye indirdik.         (Da ha 2,3.) 
        İnsan kazanma sanatının piri ve insanlık öğretmeni Hz. Muhammed (as)’a hitap eden ayetlerde de hep rahmet yanı vurgulanmıştır. “Seni ancak âlemlere rahmet olasın diye gönderdik” İlahi emrine muhatap olan Resulü Zi Şân Efendimiz bir risalet ömrünü hep dost kazanmak için geçirmiş, “Bir kişiyi kaybetmek bütün insanlığı kaybettir” düsturunu öğretmiştir. İşte aşağıdaki ayetlerde bunun delilidir.
        “Firavun’a gidin. Çünkü o azmıştır.” “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.” (Ta Ha 43-44)
       “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”(Ali İmran 159)
        Af edebilmek, kini ve gayzı atıp silebilmek için büyük insan mükerrem ve muhterem insan olmak kısacası müttaki olmak gereklidir.
        “Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah iyilik edenleri sever.”(Ali İmran 134)
       Rahmetin tecelli edebilmesi ve dost kazanabilmek için kötüyü de kötülüğü de en güzeliyle savmak lazımdır. Yani yaparken yıkmamak lazımdır. Kırmadan, dökmeden, tamir ederek yapmak da rahmetin uzantısıdır. 
        Rahmet aynı anda bağışlamayı da kollamayı da beraberinde gerektirir. Peygamberimize aşırı düşmanlığı olan Sümame olsan da sana merhamet eksik olmaz, Rahmetin önderinde senin adına da rahmet esintileri vardır. Salı verildiğin mescitteki direği bile özler duruma gelirsin. Mescitten çıktığında adeta dünya sana dönmüş ve de belki yönünü bile bulamamış, geldiğin istikamete gidecekken o rahmet elçisine vurulmuştun. Aslında serbest bırakılmış olsan da bu defa rahmete doğru yol alıyordun. Hem de bütün dünyaya duyuracak sesinle haykırarak şöyle diyordun:” Vallahi şimdiye kadar sen benim yeryüzünde en azılı düşmanımdın. Şimdiden sonra sen benim yeryüzünde en sadık dostumsun.” 
        Gördün mü? Rahmet damlaları kalbe düşünce insanlık ne hale geliyor. Nefretin yerini sevgi, düşmanlığın yerini dostluk alıveriyor.
       Rahmet hak sahibine hakkı teslim etmek demektir. As b. Vail bir gün Zübeyr kabilesinden bir adamın ticaret malına el koymuştu. Gerekçe de sadece kuvvet ve zulüm idi. Ondan o malı hiç kimse alamıyordu. Çünkü o rahmetten yoksun bir toplumun adamıydı. 
        İnsafı elden bırakmayan bir grup ki içlerinde Hz. Muhammed (as) da vardır. Faziletliler cemiyetini (Hılfülfudul” cemiyetini kurmuşlardır. Bunlar hep rahmet esintileridir. Bunlar olmazsa rahmet yerine azap yağar. Rahmeti isteyebilmek içinde bütün bunlar olmazsa olmazlardandır. İşte bu rahmet elçileri zalimden mazlumun malını alıp hak sahibine iade etmişlerdi. 
       Rahmetin bulunduğu yerde alçak gönüllülük ve tevazu vardır. Bir Yahudi Hz. Peygamberin Tevrat’taki özelliklerini sınamak için Hz. Peygambere ödünç para vermiş ve günü gelmeden de kaba bir şekilde Rasulüllah’tan istemiştir. Adamın bu kaba hareketi karşısında Hz Ömer Efendimiz de adamı sert bir şekilde uyardığında Hz Peygamber efendimiz Ömer efendimize : “ Ya Ömer sakin ol. Şuanda hem ben hem de bu adam senden farklı muamele beklerdik. Ona alacağını güzelce istemesini öğütleyebilirdin. Bana da borcumu güzelce ödememi öğütlemeliydin. Kalk ona borcumu öde bir ölçekte ona olan kötü muamelenden dolayı fazla ver.” Demiştir.
       Rahmetin olmadığı yerde dağlar gibi sorunlar yığılır. Kartopu gibi katlanır, yumak halini alır. Rahmet geldiğinde ise güneş gibi hepsini eritir. Çiçekler çıkar, yeryüzüne hayat gelir, yeşerir, canlanır, dirilir. Rahmet olmaz ise mikroplar bünyeyi sarar. Hastalıklar baş gösterir. Bu mikroplar ancak rahmetin gelmesiyle cemiyetten, bünyeden gider. Abbad adındaki köle başkasının tarlasına izinsizce girip aç olduğundan üç beş buğday tanesini ayıklamıştı. Sahibi de onu çırıl çıplak soymuş ve acımasızca dövmüştü. Rahmet elçisine durum haber verilince : “O cahil idi, sen onu eğitmedin. Karnı aç idi, sen onu doyurmadın. Ona derhal elbisesini geri ver.” Adam bir ölçe buğday vermiş idi. (Ebu Davut Kitabül cihat)
NOT: Bu yazının devamı bir hafta sonra yayınlanacaktır. 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ