İnsanın hakikate karşı hassasiyeti duygulu olmasında gizlidir. Güzelliği fark etme, inceliği sezme ve varlığın ardındaki hikmeti hissetme çabası tabiatla daha kolay hale gelir. İşte nisan, bu hâlin en berrak aynalarından birisidir. Yağmurun cama vurduğu o anlarda, insan kendi içine dönüyor. Damlaların sertliği sanki içimize düşüyor. Bazen bir yalnızlığı hatırlatıyor bazen bir eksikliği, kimi zaman da dirilişi…
Nisan yağmurları, sadece toprağa değil kalplere de yağıyor. Baharı müjdelerken bir yandan çiçek açtırıyor öte taraftan ise sakladığımız duyguları da yüzeye çıkarıyor. Kış mevsiminin zorluklarına direnen kalpleri yeniden filizlendiriyor. Duygulanım başlıyor. Dış dünyanın dirilişiyle, iç dünyanın uyanışı arasında bir köprü kuruluyor. Bu romantizm yolculuğu bazen iki insan arasında kurulan bir bağ olabileceği gibi bazen de insanın, varlığın özüne doğru eğilmesi, kalbinin sesini yeniden duyması şeklinde ortaya çıkıyor. Nitekim Kur’an-ı Kerimde: “… Gökten su indirip ölümün ardından yeryüzünü onunla canlandırıyor.”(Rum Suresi, 24)buyrulmuyor mu?
Soğuk bir kışın ardından gelen bu ince ılık nefes, sadece doğayı değil, insanın içindeki damarlardan yol bularak nisanla birlikte içinizi de çözer. Toprak kış boyunca bağrında tuttuğu suskunluğunu bozar. Ağaçların dalları içten içe konuşmaya başlar. Evet, nisan romantizmi, insan romantizmi, nisanda insan romantizmidir yaşanan. Mesela bir akşamüstü, ıslak kaldırımlar, hafif bir rüzgâr ve elinde tutamadığın bir geçmiş. Kalabalığın içinde kendinle konuşarak adımlar atarsın. İnsanlar geçiyor yanından fark etmiyorsun. Hayat akıyor ama sen bir yerde tutulup kalmışsın. Belki bir ayrılık, belki bir haksızlık, belki de anlatılamamış bir cümle… İşte tam o an, nisan’ın bir romantizm zamanı olduğunu hatırlarsın. Çünkü romantizm, kusursuz anlardan değil, bilakis eksik, kırık ve özlemle dolu olduğunuz anlarda kendini gösterir.
Kalp duygunun merkezidir. İnsan, kalbiyle sever, kalbiyle kırılır ve yine kalbiyle iyileşir. Nisan belki de bu iyileşmenin mevsimidir. Fakat bu iyileşme bir anda olur mu bilinmez. Tıpkı toprağın sabırla beklemesi gibi, insanın içindeki de sabırla ve merhametle birlikte baharı bekler. Mevsimin bütün kuraklığına inat elbet bir gün yağacaktır beklenen nisan yağmurları da. İşte bu vakit ve ay da romantizm böyledir.
İnancın, umudun ve kalbin birleştiği o saf ve teslimiyet halindedir.
Ağaç dalları damarlarından su yürütürken gövdesine, toprak suskunluğuna çiçekler açtırırken sabrın kuru bir bekleyiş olmadığını hatta içten içe yeşerdiğini zaman size ispat eder. İnsan, bazen dışlansa da bazen anlaşılmasa da kimi zaman haksızlıklara uğrayıp yalnız kalsa da bir dönüşüm yaşar. Nisan akşamlarının gümüş grisi donukluğu ve o ağır havasında biraz daha kendine yaklaşarak hislenir. Hatıraların yükü bir tarafa itelenirken, içinde eksilenleri fark eder. İşte nisan romantizminin en derin yeri. Acıyı ve özlemi yüceltmek yerine manayı yakınlığa dönüştürmeyi öğretir. Bir halden öbürüne geçerken, bir idrak ve bir iç yolculuk geliştirerek kendimize yaklaşırız.
Öyle ya! Bir vaat de bulunur nisan. Kışın en sert olduğu yerden, baharın en narin çiçekleri çıkar. Çünkü en güzel çiçekler, en çok yağmur gören topraklarda açar…


Yorumlar kapalı.