Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,88 / Satış: 5,91
€ EURO → Alış: 6,48 / Satış: 6,51

DİN ADINA KONUŞMAK -3-

Recep Çakmak
Recep Çakmak
  • 30.10.2010
  • 414 kez okundu

DİN ADINA KONUŞMAK -3-

İctihad ve fetvâ Kur’ân ve Sünnet dışı şeyler değildir. Aksine Kur’ân ve Sünnet’te hükmü açıkça bulunamayan bir meselenin hükmünü, bu kaynakları çok iyi bilen kimselerin yine Kur’ân ve Sünnet’e göre ortaya çıkarmaları demektir. Bu tür olayların Kur’ân ve Sünnet atmosferinde nasıl bir hükme bağlanabileceğinin gayreti ve faaliyetidir. Yoksa bir kimsenin kendiliğinden hükümler koyması demek değildir.

Durum böyle olunca ictihâd ve fetvâ sonucu verilen hükümler, Kur’ân ve Sünnet dairesinde kabul edilir. Dolayısıyla ictihad yapan ve fetvâ veren alimler de -ehil oldukları takdirde- tebliğ vazifesini yerine getirmiş olurlar.

 ‘Dinimizde şu iş caizdir’, ‘Sen o işi yap, vebali benim üzerime olsun’ gibi sözlerle bir çok insan, din adına konuşmakta veya Allah adına hüküm vermektedir. “Allah adına” diyoruz; çünkü din Allah’ındır ve hüküm koyan Allah’tır. Peygamberler bile Allah’ın koyduğu hükümleri insanlara bildiren, tebliğ eden elçilerdir. Din adına konuşmak veya din adına hüküm vermek, o konu ile ilgili Allah’ın hükmünü bildirmek demektir. Bu sebeple din adına hüküm vermek, çok hassas ve önemli bir konu olması yanında ağır bir sorumluluğu gerektirir. Bu konu kaynak eserlerimizde genellikle ictihat ve fetvâ başlıkları altında incelenir.

Ancak yetkili olanların söz hakkının bulunduğu bu konuda gün geçtikçe yetkisizlerin ve câhillerin konuşmaları çoğalmakta, hatta yetkili olan kıymetli alimlerin açıklamalarına bakılmamaktadır.

Yetkileri olmadığı halde Allah adına hüküm veren insanlar, genellikle dört farklı anlayışı temsil ederler.

Birinci grup, dinini yaşamak isteyen samimi müslümanlar arasından çıkar. Bu insanlar, dinin emir ve yasaklarına uyma gayreti içindedirler. Samimi olmalarına rağmen aşırıya kaçarlar. Bilgisizlik, ölçüsüz muhabbet, yanlış bilgilendirilmek, kendini tatmin etmek ve ehil olmayan kimselere uymak gibi sebeplerle ölçüyü aşarlar. Mesela “mekruh” olan bir şey için “haram” hükmünü, “sünnet” olan bir amel için “farz” hükmünü verebilirler. Bazen de iyi bilmedikleri halde âyet ile hadisi biribirine karıştırır, onlara yanlış anlamlar verirler. Güzel bir sözün “ayet” veya “hadis” olduğunu söyledikleri bile olur.

İkinci grup, dini yaşama gayreti olmayan kimseler arasından çıkar. Bunlar gaflet ve gevşekliklerinden veya gevşekliklerine mazeret bulma gayretinden, yahut da inanan insanlar üzerinde hakimiyet kurmak gibi art niyetlerinden dolayı din adına konuşur ve hükümler verirler.

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ