Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,71 / Satış: 5,73
€ EURO → Alış: 6,33 / Satış: 6,36

Doğruysa bu utanç bize yeter..

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 29.12.2015
  • 331 kez okundu

Birkaç
hafta önce not aldığım, üzüntü kaynağı bir haber vardı gazete ve internet haber
sitelerinde.. Gündemin yoğunluğu içinde fırsatım olmadı. Ama o haberin konusunu
irdelemesem, gönlüm rahat etmeyecek. Siz okurlarımla da bunu paylaşmak istedim.

Haberin
kendi değil belki, ama içeriğindeki bilgiler abartıdan uzak, hayalperstlik
ürünü değilse, başlıkta kullandığım ifade ile bu Türkiye Cumhuriyeti için büyük
utanç ve beyin gücü/bilim dünyası için telafisi 
çok zor bir anlayış ve kayıptır.

13
Aralık tarihli Vatan gazetesindeki habere göre olay kısaca şu: Humans of New
York isimli popüler internet sitesi, ABD’ye sığınma hakkı kazanan 10 Suriyeli
aile ile Amerika’ya seyahatlerinden önce İstanbul’da bir araya geliyor ve bu
buluşma, bir bilim adamının yaşadığı dramı açığa vuruyor; ailesinin 7 üyesini
kaybettikten sonra hayatta kalan kızı ve oğluyla 2 yıldır İstanbul’da yaşayan
Suriyeli bir bilim adamı.. hikayesi şu: “Babam çiftçi, annem ev
hanımıydı. Suriye genelinde 3’üncü olarak liseden mezun oldum. Üniversitede
eğitim masraflarımı karşılamak için inşaatlarda çalıştım. Sınıf birincisi
olarak mezun oldum. Doktora için tam burs kazandım. Büyük bir bilim adamı olup
insanlığa katkı sağlamak istiyordum. Ama tasarımını kendim yapıp inşa ettiğim
eve isabet eden füze tüm bu hayallerimi ve ailemi yok etti.”

Yaşanan
bu dramdan sonra Türkiye’ye sığınan bilim adamının Türkiye serüveni de bir
başka acı. Kendi anlatımına göre, patent almayı ümit ettiği çeşitli alanlarda
icatları da olan bilim adamı diyor ki; “2 yıldır İstanbul’dayım, şu
evin kirasını bile ödeyemiyorum. Hayatım, saygınlığım yok oldu. Doktoram var
ama çalışmama izin verilmiyor. İstanbul’da bir üniversitede benim yazdığım
kitap okutuluyor, ama orada ders veremiyorum. Geçinebilmek için tasarımlar
yapıp Türklere veriyorum. Onlar da kendi isimleriyle kullanıyorlar. 270
konutluk bir projenin çizimlerini yaptım. Ama bir Türk mimarın kazanacağının
yüzde 1’ini bile alamadım. Mide kanseri oldum. Sigortam olmadığı için tedavi
göremiyorum. ABD’deki arkadaşlarım basit bir ameliyatla kurtulabileceğimi
söyleyince iltica başvurusunda bulundum ve kabul edildim.” 

Suriyeli
bilim adamının hikayesi ABD Başkanı Obama’yı bile etkiledi. Obama, Facebook’ta
yayınlanan haberin altına şu sözlerle yorum yaptı: “Bir baba ve eş olarak
yaşadıklarınızı düşünemiyorum bile… Michigan’ın güzel insanlarının sizi
merhametle kucaklayacağına ve gereken desteği vereceklerine eminim. Evet hala
dünyada bir fark yaratabilirsiniz. Hayallerinizi burada kovalayacak olmanızdan
dolayı gurur duyuyoruz. Yeni evinize hoş geldiniz. Artık Amerika’yı büyük yapan
şeyin siz de parçası oldunuz.”

Şimdi
konuyla ilgili danışmanların, bürokratların nihai karar merciinde bulunan
yetkililerimizin başlarını iki elleri arasına alıp düşünme vakti; Suriyeli
sığınmacılar arasında çeşitli sektörlerde, bilim, teknik, sağlık vs. alanlarda
yetişmiş tüm elemanların büyük çoğunluğunu Avrupa ülkeleri sessiz sedasız
mülteci statüsü ile kabul ediyorlar. Yani Suriye’deki Esad zulmünden kaçanların
kremasını fırsat düşkünü yaşlı Avrupa ülkeleri kendi belirledikleri kriterlerle
değerlendiriyor; o mazlum ve mağdur insanlardan kalifiye olanlar da kendilerine
insanca yaşayabilecekleri bir yer bulabiliyorlar. Bir örnekle konuya bakalım; açık
kaynak bilgilerine göre, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılarda okuma
yazma bilmeyenlerin oranı yüzde 50 iken Avrupa’daki Suriyeli
sığınmacılarda okuma yazma bilmeyenlerin oranı yüzde 5.

Türkiye’nin
çeşitli bölgelerinde hayata tutunmaya çalışan sığınmacılardan İstanbul’da
yaşayan Suriyeli 130 akademisyen tarafından bir dernek kurulmuş. Dernek
üyelerinin medyaya yansıyan açıklamalarına baktığımızda görülen tablo çok
düşündürücü. İstanbul’da 1000’e yakın Suriyeli akademisyenin yaşadığı, iş
bulamadıkları için yardımlarla ve çok zor şartlar altında hayatlarını
sürdürdüklerini ifade ediliyor.

Şimdi,
“Doğruysa bu utanç bize yeter..”
başlığının yersiz değil; aksine tam
isabetli bir durum tespiti olduğu konusunda herhalde buluşabiliriz. Türkiye
aciz değil, değil ama, gücünü ve potansiyelini sadece konteynır kentlere
yoğunlaştırmamalı, bir çok başka değerin de yitip kaybolması gafletine
düşmemelidir diye düşünüyorum.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ