Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,68 / Satış: 5,71
€ EURO → Alış: 6,28 / Satış: 6,31

Hilafet düştüğü yerden ayağa kalkmalı!..-4

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 13.03.2016
  • 385 kez okundu

Daha
önce ifade ettiğim, insanlığın inanç esaslı eksenlerde yoğunlaştığı gerçeğini
bir başka perspektiften, siyasi yapılanmalar üzerinden de değerlendirdiğimizde;
bize Hilafetin kaldırılmasını dayatan İngilizlerin dünya siyasi coğrafyalarında
etkin bir akıl olduğunu rahatlıkla görebilmek mümkün. Dizayn etmek istedikleri
her coğrafyada ellerini ateşe sokmadan, geride iz bırakmadan, çağını aşan
hesap-kitap algoritmalarıyla kendi çıkarlarını önceleyen İngiliz aklının gönül
ve inanç coğrafyamıza giydirdiği bu deli gömleğine hapsedilmiş “Öteki”leri
olmaktan kurtulmanın başka bir yolu yoktur. Yüzyıl önce dayattıkları Ortadoğu
coğrafyasındaki kadastro çalışmalarının bugün kan ve gözyaşı olarak geri
döndüğü gerçeği bu aklın ürünü ve gerçeğin inkar edilmez kanıtıdır.

Bilimadamlarımızın akademik seviyede üzerinde
yoğunlaştıklarını ifade ettikleri, “Hilafet, dini ve siyasi bakımdan
hiçbir etkinliği olmayan bir kurum olmasına rağmen, Müslüman milletlerin
birlikte hareket etmelerini sağlamakta, kendisinden istifade edilebilecek bir
kurum olarak yapılandırılabilir mi?”
Sorunun ortaya konuş biçimindeki
çarpıklık bir yana bırakılırsa, Hilafet’in asırlarca edindiği tarihi müktesebat
ve özellikle “Sahih İslam” anlayışındaki toplulukları
yönlendirmedeki işlevi göz önüne alındığında, yeniden yapılandırılmasının
kaçınılmazlığı ile karşı karşıyayız. Kurtuluş Savaşına dünya Müslümanlarının
verdikleri maddi destek, ya da Çanakkale Şehitliği’nde yan yana medfun
şehitlerin kimlikleri/aidiyetleri/uyrukları bizim için birer örnek ölçüt
olabilir.

İlmin
haysiyet ve namusuna sadık tarihçilerin ittifakla dillendirdiği bir Ortadoğu
gerçeği var; öncelikle Siyonist-Yahudi soykırımı ile karşı karşıya bulunan
Filistin, Esad-Rusya-İran ittifakı ile Suriye’de işlenen -mezhep ayrılığına
dayalı- soykırım ve Mısır başta olmak üzere Kuzey Afrika ülkeleri ve diğer
İslâm coğrafyası halkları, Sivil Toplum Kuruluşları (STK); Afganistan, Kafkas
Cumhuriyetleri ya da Balkanlardaki mazlumlar bugün “Hilafet”i
mumla arıyorlarsa, bunun gereğini yerine getirme mecburiyeti, “Hilafet”i
ortadan kaldıran “Türkiye Cumhuriyeti”nin boynunun borcudur.

Şu gerçek en acımasız biçimi ile karşımızda durmaktadır; gerçek
yüzünü Samuel Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” tezinden
alan günceleştirilmiş çağdaş Haçlı saldırganlığına karşılık verecek bir güç
temerküzüne şiddetle ihtiyaç var. Bu menfur çatışmacı tezin antitezi olarak
kurgulanan “Medeniyetler İttifakı” tezi tutmamış ve “Hilafet”
boşluğunu dolduracak barış atmosferinin yoğunlaşmasına/oluşmasına itici güç
katkısı üretememiştir. Belki İslam dünyasında “bizi de görüyorlar”
yankısı uyandırsa da, onların üzerine çökmüş karanlık projelerin
durdurulmasına, engellenmesine yetmemiştir, yetmeyecektir. İslam dünyasının
giderek derinliğine sürüklendiği bu girdaptan tek çıkış yolu; sadece Haçlı
birliktelikleri ile değil, onunla aynı kapitalist beklentilere sahip sömürgeci
küreselleşme aktörlerinin de önünü kesecek, her türlü olguya kolaylıkla
uyarlanabilecek stratejilerle donanmış, karşılık verme azim ve kararlılığında
bir otoritenin ortak kabullerle hayata geçirilmesi ve onun öncülüğünde saf
tutulması artık kaçınılmazdır.

20’nci yüzyıl dünya modernleşme/sanayileşme sürecinde
yarıştan kopan tek bağımsız İslam ülkesi Osmanlı’nın zor kullanılarak
dağıtılması, emperyal güçlerin manipülasyonlarına kanan diğer İslam ülkelerinin
bir bir sömürgeleştirilmesi, “Hilafet”in kaldırılması sonucu
doğan boşluğun yeniden birliktelikler oluşturmasının önündeki en aşılmaz
bariyerler olarak örülmesi bugün yaşanan acıların, gözyaşının, soykırımların
ana sebebidir. Birlikten ayrılıp sözde bağımsızlıklarına kavuşturulan İslam
ülkeleri arasında bugün, Türkiye Cumhuriyeti hariç hepsinin yönetim
mekanizmaları Batı’nın, özellikle de Amerika Birleşik Devletlerinin elindedir.

İslam toplumlarını bu kısır döngüden çıkaracak, onları
maruz bırakıldıkları zulüm ve esaretten kurtaracak yol, “Hilafet”
veya adı ne olursa olsun “Hilafet” boşluğunu dolduracak bir
kurumsal yapılanmanın yeniden “ihdas ve ihya” edilmesidir.
Başlıkta da ifade ettiğim gibi Hilafet düştüğü yerden
ayağa kalkmalı!..”
ya da kaldırılmalıdır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ