1. Haberler
  2. Köşe Yazıları
  3. Ocağın Ateşle Dansı

Ocağın Ateşle Dansı

0
Paylaş

Yalnızca bir mevsim yahut nesne midir ocak ve ateş? Pek tabii ki sadece bir ay ismi de değildir takvimde yerini alan. Ateşin zamanla yaptığı anlaşma, soğuk ile sözleşilen bir belge gibidir sanki. Üşüten günler kapımızı çaldığında ilk akla gelen, çağrılan ve kıymeti anlaşılan ateş, ocağında güzeldir. Kimi zaman bir sobada bazen bir fırında, mangal içinde yahut bir arabanın kalbinde, bir fabrikanın kazan dairesinde kendisine yer bulur. Lambadan yansıyan ışık bile bir yerlerde yanmış ateşin sonucu değil midir?
Serbest bırakıldığında yakan, kontrol edildiğinde ise hayatımızda çok işe yarayan bu nimet, bir ocağa ihtiyaç hisseder her yönüyle. Ateş ocağa muhtaçken ocak da ateşle anlamlanır. Ateşin olmadığı ocak, soğuk bir taş yığınından ibaret değil midir? Kontrol altında olmayan ateş ise ocaksız kaldığında savrulmuş bir öfkeyle yakar her yeri. Doğalgazın borular içinde madeni ocaklarla alevlenmediği zamanlarda o, bir ev demekti. “Ocağın tütsün” duası, “evin daim olsun” anlamı taşırdı. Ateşle anlamlandırılan bu duanın karşılığı bir sınavla eşleşirdi. Ateş sönünce ev dağılır, ocak kalmaz, insan da savrulurdu.
Ocak ayı geldiğinde evlerin dili de değişir, insanların duygu ve düşünceleri de. Duvarlar daha çok konuşurken, pencereler daha çok susar. Camların buğusunda yarım kalmış nefesler birikir. Herkes daha fazla içine çekilir. Sokaklar sessizleşirken evlerin iç gürültüsü artar. Büyüklerin varlığı ile ocak da haneleri ısıtır. Lakin kendisi ile kavgalı olanlar, büyük küçük ilişkisini muaşeret ve ahlak üzerinden tanımlayamayanlarda durum farklıdır. Henüz büyüklerini kaybetmeyen ve ocağı sönmeyen bilmez onun kıymetini. Dışarılarda başka yerlerde başka biçimlerde arar ısınmanın yolunu.
Günümüzde modern insan olduğunu iddia edenler ise ateşi duvarların arkasına sakladı. Kalpler sevginin ateşi ile ısınamaz, aşkın yangını ile tütmez oldu. Evet, kim hangi ateşle ısınacak, kim hangi yangında yanacak, kim soğuğu bahane edip kimlere kalbini kapatacak. Taşı mı alevi mi kışı mı umudu mu tercih edecek? Yoksa kararsızlığın meddücezrine mi bırakacak kendisini. Yahut menfaatin değersizliğine mi terk edecek yaşayışını. Hepsi de bu ayda belli olur…
Ocak ayı, ateşin ahlakını öğretir insana. Fazlası yakıyorken, azı dondurur. Onda kalmak; istikamet, devamlılık, akıl, muhasebe, vefa ve karar ister. Denge, sorumluluk ve ölçü ister. Bu yüzden öğreten ve eğiten bir aydır Ocak. Gürültü sevmez. Abartıyı sevmez. Yavaşlığı sever. Sessizliği sever. İstikrar ve sözünde durmayı sever.
Diğer taraftan Ocak, kayıpların da ayıdır. Ateşin başında boş kalan sandalyeler daha çok fark edilir. Sofraya bir yemek tabağı eksik gelir. Bir ses susar. Duygularını don vuranlar ise albümlerini mahzenlere kaldırır. Şiirlerin mısraları yarım kalırken, hitaplar da değişir. Söz susar, ateş yansa da iç üşür. İşte o zaman anlarsınız ki her ateş ısıtmaz, her insandan da ocak olmaz. Çünkü ocak ayı, iç ateşi olmayanları daha çok üşütür. Bu yüzden insan içinden de yanmalı. Umutla, inatla, sabırla, vefa ile sözüne sadık kalmakla. İçinde bir kıvılcımı olmayana ne yaparsan yap hiçbir ateş, hiçbir mevsim yahut fedakârlık fayda vermez. Onları bırakın üşümeleriyle başbaşa…
Bazı nesneler gibi bazı duygularda yanmadan bitmez. Bazı yükler kül olmadan hafiflemez. Ateşin rahmeti, temizleyip arındırmasında, ocağın kıymeti ise kuşatıcılığı ile sadeleştirip dinlendirmesinde gizlidir.

Ocağın Ateşle Dansı
+ -

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Açıksöz Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.