Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 5,71 / Satış: 5,73
€ EURO → Alış: 6,31 / Satış: 6,34

İSTİŞÂRE

Muhsin Özdemir
Muhsin Özdemir
  • 25.10.2013
  • 341 kez okundu

İslam’da istişare
önemlidir. Resûl-i Ekrem’in kritik zamanlarda ashabı ile istişare etmesi
âdetiydi. Yüce Allah da böyle emrediyordu.

                Hz. Peygamberimizin önemli anlardaki istişarelerinden
bazılarını zikredecek olursak, önce Büyük Bedir Muharebesinden bahsetmek
lazımdır.

                Bedir’den önce Hz. Peygamber ashabını topladı.
Kervanın takip edilmesinin mi, yoksa müşrik ordusuna karşı çıkmanın mı daha
uygun olacağı hususunda onlarla istişarede bulundu. Bir kısım mücahid, kervanın
takip edilmesinin uygun olacağını ifade etti. Peygamber Efendimiz, bundan
hoşlanmadı. O sırada, Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer söz alıp müşriklerin üzerine
yürümenin, onlarla harbe girmenin daha muvafık olacağı hususunda konuşunca,
Peygamber Efendimiz bundan memnun oldu. Daha sonra Ensardan Mikdat bin Esved
şöyle dedi:
                “Yâ Resûlallah!
Rabbim sana neyi emrettiyse onu yap! Vallahi biz İsrailoğullarının Hz. Musâ`ya
dediği gibi, `Git Rabbinle beraber düşmanlara karşı çık! Biz buradan
kımıldamayız` tarzında bir söz söyleyecek değiliz. Biz sana tâbiyiz.”
                Feragat ve cesaret timsali
bu Sahabînin sözlerinden memnun olan Resûl-i Ekrem kendilerine hayır duâda
bulundu.
                Bu konuşmalardan sonra,
kararın ne mahiyette verileceği artık anlaşılmıştı. Fakat Ensarın da bu hususta
görüşünü almak gerekiyordu. Çünkü onlar Medine dâhilinde Peygamberimizi ve Müslümanları
koruyacaklarına dair söz vermişlerdi.
                Resûl-i Ekrem onların bu
konudaki görüşlerini sordu. Ensar namına Sa`d bin Muaz söz aldı ve şöyle
konuştu:
                “Yâ Resûlallah! Biz
sana iman ve seni tasdik ettik. Bize getirdiğin şeyin de hak olduğuna şehâdet
ettik. Bu hususta dinlemek ve itaat etmek üzere sana kesin sözler de verdik. “Yâ
Resûlallah! Nasıl bilirsen, öyle yap. Biz seninle beraberiz. Seni Hak dinle
gönderen Allah`a yemin olsun ki, sen bize şu denizi gösterip dalarsan, biz de
seninle birlikte dalarız. Bizden bir kişi dahi geri kalmaz. Biz düşmana karşı
varmaktan çekinmeyiz. Muharebe anında geri dönmeyiz. Allah`ın bereketi ile
yürüt bizi.”
                Hz. Peygamber Sa`d bin
Muaz`ın konuşmasından fevkalâde memnun oldu.
                Resûl-i Ekrem Efendimiz,
müşriklerden önce Bedir’e vardı ve Bedir kuyusuna en yakın bir yere indi.
Karargâhın nerede kurulmasının daha uygun olacağını Ashabıyla görüştü.
                O zaman, otuz üç
yaşlarında bulunan Hubab bin Münzir ayağa kalktı ve “Yâ Resûlallah! Biz,
harbci kimseleriz. Ben, bütün suları kapatıp, bir tek su membaı üzerine
karargâh kurmayı uygun görürüm,” diye konuştu.
                Sonra da, “Yâ
Resûlallah! Burası, sana Allah`ın emrettiği bir yer midir? Yoksa şahsi bir
görüş neticesi, bir harp tedbiri olarak mı seçildi?” diye sordu.
                Resûl-i Kibriyâ Efendimiz,
“Hayır! Şahsî bir görüş neticesi, bir harp tedbiri icabı olarak
seçildi” buyurdu.
                Bunun üzerine Hubab şöyle
dedi:
                “Yâ Resûlallah!
Burada karargâh kurmak pek muvafık değildir. Siz, halkı hemen buradan
kaldırınız! Kureyş kavminin konacağı yerin yakınındaki su başına gidip konalım.
Ben orayı bilirim. Orada suyu bol ve tatlı bir kuyu vardır. Onun gerisindeki
bütün kuyuları kapatalım.”Dedi.              Peygamber
Efendimiz “Ey Hubâb, doğru olan görüş senin işaret ettiğindir” buyurarak
hemen ayağa kalktı, Kureyş müşriklerinin konacakları yerin yakınındaki suyun
altına kadar gittiler.
                Sonra Peygamber Efendimizin
emriyle kuyular kapatıldı. Bir havuz yapılıp içerisi kuyu suyu ile dolduruldu
ve içine de bir kab konuldu.
                Bedir Muharebesi İslam
ordusunun kesin zaferi ile bitmiş pek çok ganimet ile birlikte 70 de esir
alınmıştı. Esirler hakkında ne yapmak gerektiğine dair Peygamber Efendimiz
Sahabelerle istişarede bulundu.
                Hz. Ebû Bekir, “Yâ
Resûlallah!” dedi. “Bunlar bizim akrabalarımızdırlar. Benim reyim,
onlardan kurtuluş fidyesi alarak affedip serbest bırakmandır. Onlardan
alacağınız kurtuluş fidyeleri kâfirlere karşı bizim için bir kuvvet olur.
Allah`ın onları hidâyete erdirip, bize yardımcı yapmaları da umulur.”
                Resûl-i Ekrem Efendimiz,
Hz. Ömer`e, “Ey Hattab`ın oğlu! Senin fikrin nedir?” diye sordu.
Hz. Ömer, “Yâ Resûlallah! Onlar, seni yalanladılar. Seni, memleketinden
çıkardılar. Hepsinin boynunu vurdur” cevabını vererek görüşünü açıkladı.
                Peygamber Efendimizin
şefkat ve merhameti bu şekil bir muameleye rıza göstermediğinden sualini
tekrarladı. Ancak, Hz. Ömer aynı fikrinde ısrar etti:
                “Onlar müşriklerin
reislerindendir. Hepsinin boynunu vurmalı” dedi.
                Peygamber Efendimiz,
hiçbirine cevap vermeden sustu. Sonra da kalkıp çadırına girdi. Bir müddet
orada durdu.
                Sahabîlerin bir kısmı Hz.
Ebû Bekir`in görüşüne, diğer bir kısmı ise Hz. Ömer`in fikrine iştirâk
ediyordu.
                Bir müddet sonra Resûl-i
Ekrem Efendimiz çadırından çıktı ve Hz. Ebû Bekir`e hitaben, “Ey Ebû
Bekir,” dedi, “senin hâlin, Hz. İbrâhim`in hâline benzer. O, Allah`a,
`Kim, bana uyarsa, işte o bendendir. Kim
de bana karşı gelirse, şüphe yok ki, Sen istediğin kimseyi mağfiret edersin.
Zirâ, Sen Gafûr ve Rahîmsin`
demişti.

                “Ey Ebû Bekir senin hâlin, Hz. İsâ`nın haline de
benzer. Hz. İsa, Allah`a, `Eğer, onları
gazaba uğratırsan, onlar senin kullarındır. Eğer onları affedersen, şüphe yok
ki, kudretiyle her şeye üstün gelen, hikmetiyle her yaptığını yerli yerinde
yapan Sensin
` demişti.”
                Sonra Hz. Ömer`e dönerek,
“Ey Ömer,” dedi, “senin hâlin de, Hz. Nûh`un haline benzer. O,
Allah`a; `Ey Rabbim! Yeryüzünde
kâfirlerden yurt tutan hiçbir kimse bırakma`
demişti.
                “Senin hâlin ey Ömer,
Hz. Musâ`nın hâline de benzer. O, Allah`a, `Sen,
onların mallarını mahvet! Rabbimiz yüreklerini şiddetle sık ki, onlar inletici
azabı görünceye kadar iman etmeyecekledir`
demişti.”
                Bu konuşmalardan sonra
Efendimiz, Hz. Ebû Bekir`in görüşünü kabul etti. Esirlerden dörder bin dirhem
bedel alınarak salıverilmelerini emretti

                 En mühimi de
şu idi: Kurtuluş fidyesi vermeye gücü yetmeyip de okuma yazma bilen esirler,
Ensardan on çocuğa yazı öğretmek şartıyla serbest bırakılacakları Efendimiz,
tarafından kararlaştırıldı. Müşrik esirlerin Müslüman çocuklara okuma yazma
öğretmesinde bir sakınca görülmedi.

                Hz. Peygamberimizin daha sonra çok önemli görevler
verdiği ve Hz. Ebu Bekir zamanında Kur’an’ın toplanması için kurulan heyetin de
başkanlığını yapmış olan, Zeyd bin Sabit, bu suretle okuma yazma öğrenen
çocuklar arasında idi.
                Bu sayede Medine’de de
okuma yazma bilenlerin sayısı çoğaldı.

 

                Muhsin
ÖZDEMİR


YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ