Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 3,82 / Satış: 3,84
€ EURO → Alış: 4,51 / Satış: 4,53

Rojava’da Pol Pot rejiminin ayak sesleri..-2

Süleyman Karaca
Süleyman Karaca
  • 03.06.2016
  • 418 kez okundu

Bu
yazımın dün yayınlanan ilk bölümünde, bugün birçok Türk vatandaşı Kürt ve
Sosyalist Türklerin “tamama ermesi”ni dört gözle bekledikleri “Rojava
devrimi”
örneklerinin acı 
sonlarını çok kısa özetle hatırlattım. Bugün, Suriye’nin kuzeyinde ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, İran,
İsrail ve Suriye’nin hiçbir insani kaygı taşımayan açık destekleri ile
kurulması tasavvur edilen kukla bir devletin de tarihteki örnekleri gibi “acı
bir son”
a ulaşmadan önce, hakimiyetine tahsis edilen alanda, bölge
sakinlerine bugüne kadar gördükleri kıyıma rahmet okutacak  kıyımlarla karşı karşıya kalabileceklerinin
neler olacağını, “yaptıklarımız, yapacaklarımızın garantisi”dir
kuralı izdüşümünde “Pol Pot rejimi” benzeri toptan kıyımların yaşanacağını söylemek
için kahin olmaya gerek yok.

Hafsalamın almadığı, içselleştiremediğim olgu; “aydın”
sıfatıyla anılan Kürt veya Türk -fark etmeyen- okumuş, kültürlü, toplumuna
iyiyi, doğruyu, faydalıyı gösterme ahlaki sorumluluğu taşıması gereken kimi
siyasetçi, yazar, akademisyen vb. kimlikli, toplumsal katmanlara rehberlik
yapmaları beklenen aktörlerin, bugüne kadar bir şekilde gizlemeyi başardıkları
süfli emellerini artık gelinen aşamada açıktan açığa, pervasızca toplumun
zihinlerine enjekte etme gayretkeşliği.  

Özellikle
bu Kürt aydınların 2013 yazında yaşadığımız Gezi kalkışmasından bu yana her
türlü melanetin paketlenip içine dürüldüğü “muhaliflik”
bohçasına, içerden ve dışardan sağlanan fonların da desteği ile ülkemiz
üzerinde bir operasyon mühendisliğinin adım adım gerçekleştirilmesini görmezden
gelip devlet yetkililerine “Rojava yönetimini karşınıza almasaydınız, bu
ağır faturayı ödemek zorunda kalmazdınız, onlarla yeniden bir temas kurun”

yollu “yol haritası” çizme çabalarını da bu mühendislik
çalışmasının bir başka kurgusu olarak görmek lazım.

Sorduğunuzda
her türlü şiddetin karşısında olduklarını, PKK/HDP ile organik hiçbir
bağlarının olmadığını iddia eden bu çevrelerin, Paralel Devlet Yapılanması
FETÖ’den ilham aldıklarının açık bir göstergesi. Onlar da İmam’larını,
Abla’larını “Eğer üzerinizde şüphe
dolaşıyorsa inkâr et, gerekirse saldır, aşağıla”
 stratejisi ile kendilerini kamufle etmeyi
bir mücadele taktiği olarak emrediyorlardı. Tıpkı bunlar gibi, kamuflajlı bir
söylemle terörün hiçbir şeklini onaylamadıklarını, hatta zaman zaman “çizmeyi
aştıkları”
serzenişinde bulunarak teröristlerin kulağını çektikleri görüntüsü
vermekte, buna karşın devletin karşı ataklarını da “dozunu aşan”
ağır cevaplar olarak etiketleyip sureti haktan bir orta yolun bulunması
taraftarı olduklarını zımnen toplumsal kabule sunuyorlar. Bunun adını koymak
gerekirse, “aydın takiyyesi” herhalde en isabetli niteleme olur.

Genetiği
ile oynanmış, defolu ve aklı köreltilmiş “hormonlu aktivist”lerin
eylemlerinden daha çok hasar veren bu aydınların, hem PKK hem de Paralel Devlet
Yapılanması(FETÖ) ile “Paralelkenar” çizgide saf tutan
siyasetçilere stratejik danışmanlıkları dikkatle izlenmeyi gerektiren işin bir
başka boyutu. Denebilir ki, bu Kürt aydınlarının hiç mi “hakkaniyet
içeren çıkışları”
yok? Elbette var, ancak yaptıkları analizlere ve
getirdikleri önerilere baktığımızda aşikare görülen gerçek; terörist örgütler
karşısında onlara “Paralelkenar” çizgideki duruşlarını
bozmadıkları daha ağır basıyor.

Halen
Türkiye’nin demokratik siyasetini genişletme ve derinleştirme arayışlarının
içine Roboski ve Kobani’deki çatışmaların yan ürünü olguları zehirli bir tohum
gibi bölge sosyolojisinin kılcal damarlarına enjekte eden bir söylemi ısrarla
sürdürmelerini başka türlü izah etmek mümkün değil.

Şu
örneği hafızalarımıza iyice yerleştirmemiz gerektiği kanaatindeyim; Ankara’da
29 cana malolan canlı bombanın intihar saldırısı sonrası HDP Van Milletvekili
Tuğba Hezer’in bombacının taziyesine katılmasını kınamak yerine, bu davranışın
ürettiği siyasi zararın; partinin Türkiyelileşme iddialarını sabote ettiği,
kendi çekirdek seçmeni dışındaki kitlelerde kuşku doğurduğu, Kürt meselesinin
demokratik çözümüne katkıları beklenen kesimlerle arasına bariyer oluşturduğu
gibi, zere kadar etik bir kaygı taşımayan, sadece partinin kar zarar
hanesindeki artı ve eksiler üzerinden yapılan değerlendirmeler insanın midesini
bulandırıyor. Hezer’in ziyaretini, insani ilişkiler boyutu ile izah etme
çabaları da yine bir o kadar mide bulandırıcı.

Dokunulmazlıkların kaldırılması ile oluşan yeni süreç de
ayrıca değerlendirilmeye değer

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ