Reklam
Reklam
www.aciksozgazetesi.com-
$ DOLAR → Alış: 8,66 / Satış: 8,69
€ EURO → Alış: 10,31 / Satış: 10,35

YALNIZLIĞIMIZ VE KALABALIKLAR – 4 –

Recep Çakmak
Recep Çakmak
  • 17.02.2011
  • 633 kez okundu

YALNIZLIĞIMIZ VE KALABALIKLAR – 4 –

Onlar sadece maddi rızkların değil, manevi rızkların da yani, ilimlerin, hislerin ve hallerin de temiz ve yüce olanlarını talep ederler. Cenabı Hakkın, kavlî ayetlerine kulak verdikleri gibi kevnî ayetlerini de ibret nazarıyla seyreder, onun sinelere akıttığı manevi nurlar vasıtasıyla, hepsini toplayıp bâtınlarında tatlı bir şifa kaynağına dönüştürürler. Böylece, maddi dünyanın hastalandırdığı ruhlara şifa veren bir feyiz kaynağı olurlar.

    Modern dünya görüşünün sebep olduğu envai çeşit hastalıkların şifası, manevi ilim, şuur ve hislerdir. Güzel teşekküller,toplulıklar, gönül peteklerini balla doldurmak isteyenler için yegâne sığınaktır.

    Tarihte fetret ve karmaşa devirlerinde, Ümmet’in ihyası ve kıyamı, nasıl ki mana büyüklerinin gayret ve himmetiyle olduysa çağımızdaki en büyük fitne zamanında da dirilişimiz, ancak bu gönül sultanlarının cemaatleri vasıtasıyla olacaktır.

    İslam dini, her ne kadar müslümanlara, öncelikle ferdi olarak ifa edilecek, namaz, oruç gibi farz ı ayn ibadetler buyuruyor olsa da sadece ferdi planda yaşanacak bir din de değildir. Çünkü dinimiz bizi âlim, mücahit, mütefekkir, müçtehit olmak yahut yetiştirmek gibi farz ı kifayelerden de mesul tutmaktadır. Bu sebeple müslümanların muhakkak bir araya gelmeleri zaruridir.

    Ancak elbette bunun bazı şartları da vardır. Her şeyden önce cemaatler, cemiyetimizin damarlarında akan kan gibi olmalıdır. Yani cemaatlerden feyiz alan müminler, toplumdan kopup gettolaşmamalı, başkalarını kötüleyip şuna buna sataşıp dil uzatıp kendilerini ötekileştirmemelidir. Aksine insanımız arasına karışıp, ülfet etmeli, güzel ahlakıyla hem kendini, hem temsil ettiği değerleri sevdirip saydırmalıdır.

    Bunun için de kişinin terbiye işine kendi nefsinden başlaması gerekir. Henüz kendini terbiye etmemiş, en güzel ahlaka bürünememiş bir kişinin başkalarını kaba saba bir şekilde ikaz etmeye kalkışması sevdirici olmaz, nefret ettirici olur. Efendimizin elçi ve muallim olarak gönderdiği kişilere baktığımızda, onların son derece nazik, sevimli ve gönül okşayan kişiler olduğunu görüyoruz.

    Bu yüzden hiçbir Müslüman, mensubu olduğu topluluktan ötürü üstünlük iddiasında olmamalı, aksine mensup olmanın yüklediği sorumluluğun ağırlığını hissetmelidir. Hak yolunun yolcusu olmayı, futbol takımı tutmaya veya bir ideolojinin bir felsefî ekolün savunucusu olmaya asla benzetmemelidir.Bu gibi klüpler veya cemiyetler, nefsin grup kibrine hizmet eden topluluklar olabilir, ama cemaatler öyle değildir. Tasavvuf yolu nefsin terbiye edildiği bir irfan mektebidir.

    Elbette ümmetin içinde bir cemaati çok seven veya tam tersi bazı cemaatleri, içtihatları yahut metotları sebebiyle sevmeyen kişiler olabilir. Ancak olgun bir müslümana işin iç yüzünü bilmediği bir mevzuya tarafgirlik yaparak, iç kavgaların fitilini ateşlemek yakışmaz.

İslam tarihine baktığımızda, müslümanları en fazla zayıf düşüren belanın, tefrikalar olduğunu görürüz. Bu yüzden, hele böyle bir zamanda, fikir farklılıklarını düşmanlık derecesine götürmenin vebalini kimse yüklenmemelidir.

    İslami eserleri okuduğumuzda, eserin müellifi olan âlimlerin, ihtilaflı görüşleri zikrettikten veya kendi reylerini ifade ettikten sonra, hemen “doğrusunu Allah bilir” dediğini görürüz. Öyleyse çağımızdaki Müslümanların onlardan çok daha büyük âlim olmadıkları halde, “doğrusunu ben bilirim” demesinin nasıl bir gerekçesi olabilir?

    Cemaatler sevgi, kardeşlik ve dayanışma merkezi olmalıdır. İnsanların sosyo-ekonomik durumlarına göre sınıflaştığı, zenginle fakirin yaşadıkları alanların her geçen gün birbirinden biraz daha uzaklaştığı çağımızda, farklı katmanlara mensup kişilerin bir araya gelebildiği az sayıda yerler cemaatlerdir.

    Öyleyse cemaat ortamları, varlıklı kişilerin sosyeteleştiği cemiyetler haline gelmekten kaçınmalı, dayanışma ve hayırseverlik vasıtaları oluşturmalıdır. Peygamber Efendimizin yoksulları çevresinden kovmama, hatta onlardan yüzünü dahi çevirmeme hususunda ilahi ikaza muhatap olduğu unutulmamalıdır.

    Cemaatlerin de zamanın fitnelerine uyup yozlaşmaması, aksine çağın hastalıklarına şifa olabilmesi için azami gayret sarf edilmelidir. Çünkü yeryüzüne yayılmış samimi tasavvuf cemaatleri, insanlığın son umududur.

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ