Yeni bir miladi yılın daha kapısını araladık. Geçmiş yılbaşılar bize bir şey öğretti. Öyle büyük laflar etmeye gerek olmadığını. Ne “her şey çok güzel olacak” diyerek umut tacirliği yapmaya gerek var ne de “hiçbir şey değişmez” diyerek köşeye çekilip karamsar davranmaya. İkisi de gerçekçi olmayan bir tercihtir. Ancak geçen yıldan ibret ile gelen yıla muhasebe yapmak da aklı selim insanın işidir. Elimize kâğıt kalem alıp her ay üzerinden bir çıkarım yapabiliriz. Bunun sonucunda yeni yıldan mucizeler beklemeden ağırlığımız ve hakikatimiz kadar bir planlamaya geçebiliriz.
Şahsen her yeni yıl geldiğinde kendime dair geçmiş ve önümüzdeki on iki aya ait bir sıralama yaparım. Bunun yanısıra neleri yapmalıyım nelerden uzak durmalıyım. Biraz daha dikkat ederek sahici beklentilerle yazmaya başladığımda karşıma şunlar çıkıyor. 2026 yılında daha az gürültü, daha çok anlam.Daha az gösteri, daha çok sahicilik.Daha az haklı çıkma arzusu, daha çok doğru kalma gayreti. Kendime biraz daha fazla dikkat, biraz daha merhamet, biraz daha ahlak ve daha çok maneviyat beklemeliyim. Bir sonraki yıla çıkıp çıkamayacağımı bilmiyorum. Yılı ve dünyayı kurtaracak bir gücü de kendimde bulamadığıma göre büyük devrimler yapma kandırmacaları yapmamalıyım kendi kendime. Bunun yerine küçük ama ısrarlı ve istikrarlı doğrulara devam etmek daha kazançlı bir tercih diye düşünüyorum.
Yeni gelen fırsat olarak bizi selamladı. Eskiyen gitti. Ancak hayat da devam ediyor. Başka bir perde aralandı. Takvim yılı değişti diye öyle kendiliğinden hiçbir şey değişmez hayatlarda. Yıllara anlam yükleyerek de bir an da hakikatte değişmez. İnsan güzele ve doğruya yününü çevirdiğinde değişim de güzeldir. Genel geçer doğrular üzerinde direnç gösterip gevşemediğinde ve çözülmediğinde gelişim de güzeldir. Niyet tazelemek, yönünü kıblede sabit tutmak, kıblemizi iyi seçmek insan hayatında az bir şey değildir. Kendimizi kandırmaya, propaganda yapmaya, kolaycı olmaya gerek olmadığı gibi karamsar, ajitasyon ve kendinden kaçışla da bir neticeye ulaşamayacağımız muhakkaktır.
Evet bir yıl daha bitip yenisi de geldiğine göre. Peki, biz ne öğrendik gidenden ve gelenden. Hak üzere durmak önemli bir seçim. Lakin bir konuda haklı olmanın tek başına yetmediğini anladık. İyi niyetli olmanın tek yönlü olarak bir kazanım olmadığını da. Zulüm karşısında ‘ben haklıyım’ demek zalimin zulmünü durdurmuyor. ‘Ben iyi niyetimi muhafaza ediyorum’ demek kötü niyetli olanı engellemiyor. Temenniler savaşlara mâniolamıyor. Her daim çok çalışmak gerekiyor. Özelde, genelde yahut millet olarak. İstikrarla, ahlak ve cesaretle ve ideallerimize küsmeden…
Her insan yaşadığı hayatın kahramanı. Dünya şikâyet etme yeri değil. Üretmektir insanın işi. Herkes kendi ölçeğince bir şeyler üretmeli. Gününü boşa geçirmemeli. Ağıt tutma yeri hiç değil zaman ve mekân. Aynalar kırılsa da bazen üzeri buğulu olsa da ne gösteriyorsa yalansızdır. O halde daima kendimize tuttuğumuz bir ayna olsun. Oraya güzel şeyler aksettirme gayretinde olalım. Madem hayat bir imtihan,başımıza gelenler de onun sınav kâğıdı. Geçerli not almaya bakalım. Ne hak yiyelim ne hakkımızdan vazgeçelim. Ne kötülük yapalım ne kötülere müsaade edelim. Güzel ahlaklı olalım ama kötü ahlaklıların karşısında aklımızı, ilmimizi ve ferasetimizi kullanıp uyanık olalım. Sorunumuz umutsuzluk değildir. Umursamazlık ve vicdan yoksunluğudur.
Bazı şeylerin yanlış gittiğini düşünüyorsak payımıza düşen kısmı üzerimize almak gerekmez mi? Vicdanlar toplanmayı bilirse, bir yıl değil, bir tarih değişir…


Yorumlar kapalı.