1. Haberler
  2. Köşe Yazıları
  3. Yüzleşme Ayı Şubat

Yüzleşme Ayı Şubat

0
Paylaş

Ayazın üzerimizde gezindiği, ne kadar sıkı giyinsek de aralıklardan sızdığı, geceleri sokak lambalarının ışığının solduğu, sesiz gecelerin vaktidir Şubat. Etrafımızın kalabalık olması bir anlam ifade etmez. Yalnızlıkları derinleştirir bu ıssızlık. İnsan daha çok kendi iç sesini duyar duyguların inkisarında ve düşüncenin kesretinde. Yılın diğer aylarında; bastırılan, ertelenen, örtbas edilen ne varsa Şubat’ın dondurucu berraklığında yüzeye çıkar hepsi de. Belki de bu yüzdendirkişinin sınırlarını genişletme nedeni. Buz tutmuş bir gölde yansımasını seyreder gibi yalnızlığını iliklerine kadar hissetmesi.

Şubat, yılın en kısa ayı olmasına rağmen uzun geceler hediye eder bize. Bol vaktiniz vardır düşünmek ve duygulanmak için. İnsan kalabilmenin zorluklarını göğüslemeye dair ikna etmek istersiniz kendinizi. Gri gökyüzünün altında üşüyen bir sokak lambası gibi donup kalırsınız bazen. Kimi zaman da baharın ilk müjdecisi bir çiğdem yahut lale gibi tomurcuklandığınızı fark edersiniz Şubat’ta. An olur kalbinizin en kırılgan yanlarını açığa çıkarır bekleyişi uzun, günleri kısa olan şu zaman.  An da gelir, bir vedanın fitilini ateşler. Kimi zaman da yeni bir başlangıcın umut ile hüzün arasında haberciliğini yapan sırat köprüsü gibi ince bir çizgi oluverir…

Şubat, hüzünlü insanların ayıdır bir bakıma. Her şeyden biraz eksik, biraz mahzun, biraz vefasızlığa uğramışlık yahut geç kalmışlık hissi ile sıkıştırır köşeye. Umut dediğimiz beklenti bir takvim yaprağının üzerine çivilenmiş bahar sancısı gibidir sadece.  Ne tam kıştır mevsiminiz ne de bahara yakındır. Arada bir yerde, unutulmuş çocukluğumuz gibi. Kendimizi hangi mevsime ait hissediyoruz sahiden?  Bu mevsimde vakit başka türlü geçer. Mesela yağmur damlaları daha ağır düşer toprağa. Rüzgârın sesi daha derinden işler ruhun içine. İnsan en çok bu ayda dalgınlaşır. Düşünceler, mazi, kırgınlıklar hepsi de sanki uzun gölgeler gibi peşine takılır insanın. Beklenen bir haber, dönmeyen bir mektup, eski bir hatıranın içinde sıkışıp kalmış bir gülümseme hep bir yerlerde saklıdır.

Bütün bunlara rağmen, incecik bir kardelen sert toprağı yarıp başını çıkarır. Lale soğanı toprağa doğru kök salar. Sarı çiğdemler o cılız gövdesiyle tabiatı süsler. Dallar çıplak olsa da kuş ötüşleri yoğunlaşır. Umut dediğimiz duygu “Hâlâ buradayım!” diye haykırır bir yerlerden. İnsan da tıpkı böyledir. İçine doğru yolculuk yapar. Kendini arar. Belki bir şiirde, belki eski bir fotoğrafta, belki sabah çayının buğusunda. Cam ekrana düşen bir mesajda. Bir hatıranın içinde. Yahut yeni bir duyguda.

Evet, Şubat, insana dayanmak için nice örnekler sunuyor. Her eriyen kar ve buz, bir su olup akarken Devrez’e can olacak. Her damla bir çiçeğe, bir buğday tanesine, bir çeltik başağına can verecek. Kışın soğuk sokakları bir yanını halen üşütürken, diğer yanınız baharın sıcaklığını bekleyecek. Kulağımıza bir gerçeği fısıldayacak; O da her şeyin geçici olduğu! Keder de geçecek özlemde. Vefasızlıkta bitecek, nankörlükte. Gençlikte bitecek, güzellikte. Zülüm de son bulacak, haksızlıkta. Dünya bile bitecek.  Sahi insandan geriye ne kalacak? Tıpkı bu kısa ay gibi, uzun sürecek sandığımız ne varsa hiçbir şey sonsuz olmayacak.

Bahar da gelir, tomurcuklarda patlar. Tıpkı toprak gibi insanda yeniden nefes alır. Günü geldiğinde o derin melankoli biter ve yeni bir mevsimin eşiğinde tazeleniriz.

Yüzleşme Ayı Şubat
+ -

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Açıksöz Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.